Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13] >
Off topic: Osmanlıca - Türkçe kaynaklar, Cumhuriyet boyunca Türkçenin serüveni, Günümüz Türkçesi...
Thread poster: Adnan Özdemir

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Tabeladaki yabancı" Sep 13, 2013

--Alıntıdır--

YAZI VE İNCELEME: SALİH ZENGİN -- 5 Mart 2012
========================
Alışveriş merkezlerinden hastanelere, lokantalardan apartman ve sitelere kadar hayatımızın neredeyse bütünü yabancı isim istilasına uğradı. Dünyada en çok konuşulan 5. dil olan Türkçenin zenginliği neden tabela ve markalara yansımıyor?
Sabahleyin işe gitmek üzere erkenden kalkıyorsunuz. Çayınız ocağın üzerinde demini alırken siz kumanda ile Star
... See more
--Alıntıdır--

YAZI VE İNCELEME: SALİH ZENGİN -- 5 Mart 2012
========================
Alışveriş merkezlerinden hastanelere, lokantalardan apartman ve sitelere kadar hayatımızın neredeyse bütünü yabancı isim istilasına uğradı. Dünyada en çok konuşulan 5. dil olan Türkçenin zenginliği neden tabela ve markalara yansımıyor?
Sabahleyin işe gitmek üzere erkenden kalkıyorsunuz. Çayınız ocağın üzerinde demini alırken siz kumanda ile Star, Show, Skytürk, CNBC-E, Flash isimli televizyon kanalları arasında geziniyorsunuz. “Keşke bugün pazar olsaydı, ne güzel ‘brunch’ yapardım.” diye aklınızdan geçirmeden edemiyorsunuz. Peki, nerede? Bulka Patisserie’de mi yoksa Monopoly Cafe’de mi? Chrysantheme Cafe, Felix yahut Barcelona Patisserie de olabilirdi pekâlâ? Neyse, bunu şimdiden düşünmenin gereği yok. Üzerinize hemen Bisse marka takım elbisenizi giyerek, oturduğunuz Arterium Residence’den çıkıp yine yabancı marka otomobilinizle yola koyuluyorsunuz. Power Türk, Joy Türk, Show Radyo, Radyo Klas, Slow Türk, Capital Radyo kanalları arasında bir süre dolaşıyorsunuz. Yolunuzun üzerindeki Astoria AVM’ye uğrayıp siparişini verdiğiniz Seven Hill gömleğinizi alıyorsunuz. İşlem tamam, şimdi Maslak Mashattan’da bulunan işyeriniz Polaris Plaza’ya, ‘Cengiz Car Wash’, ‘Adnan Showroom’, ‘İsmet Marketing’ ve ‘İpek Dry House’u geçerek ulaşabilirsiniz. Ha, gün ortasında atıştırmak için yol üzerindeki Börekhci’ye uğramayı da unutmayın.

Her ne kadar aktardığımız hadise bir senaryo olsa da birçoğumuzun hayatı bu türden yabancılaşma ile karşı karşıya ve insan “Burası Türkiye mi kardeşim?!” diye sormadan edemiyor. Giydiğimiz giysilerimizden tedavi için gittiğimiz hastanelere, oturduğumuz sitelerden yemek yediğimiz lokantalara, hafta sonları vakit geçirdiğimiz alışveriş merkezlerinden tıraş olduğumuz Musta’fa Coiffeur’a kadar hayatımızın geçtiği her yeri yabancı kelimeler istila etmiş durumda. Dillerini sonsuza kadar yaşatmak üzere Orhun Kitabeleri’ni yazan, Bengü-taşlara bu zengin dili kazıyan bir milletin torunları, bugün led ekranlara, ışıltılı tabelalara yabancı isimleri yazmayı bir marifet sayıyor. Öyle ki herhangi bir yabancı isimli alışveriş merkezinde konumlanan mağazalar arasında Türkçe tabelalı işyerine rastlamak çoğu kez mümkün olmuyor. Yeni yapılan tower, plaza, residence gibi hayat ve iş alanlarının isimleri de bu yabancı kelimelerden hissesine düşeni alıyor. Köşe başına açılan küçücük bir dönerci kendine ‘Dönerchi’ ismini seçmekte, bir oto satıcısı tabelasına Pasha Auto yazdırmakta, bir kafe işletmecisi adına Dervish Cafe demekte, bir fotokopici Can Copy Center ismini almakta bir mahzur görmüyor. İşin tuhafı, İstanbul’un lüks semtlerinde Cevahir, İstinye Park, Kanyon, Akmerkez gibi Türkçe isimler tercih edilirken gelişmemiş semtlerinde açılan alışveriş merkezleri nedense hep yabancı isim seçiyorlar. Sonuçta ne oluyorsa güzel Türkçemize oluyor.


Bu hassasiyeti romantik bir dil seviciliği olarak görenlere karşı Konfüçyus’un şu sözleriyle karşılık vermek icap eder: “Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç kuşkusuz dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise kelimeler düşünceyi iyi ifade edemez. Düşünce iyi ifade edilmezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Haliyle âdet, kural ve kültür bozulur. Âdet, kural ve kültür bozulursa adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir!” Eğer Konfüçyus yeterli gelmediyse Ziya Gökalp’a kulak verelim: “Başka dile uymaz annenin sesi / Her sözün ararsan vardır Türkçesi.” Ama arayıp kendimizi yormaya ne hacet! Genç müşteri kitlesi için yabancı isim hem albenili hem cazip. Öyleyse ‘Hello Türkche!’

Yabancı isim almak niye?

Yabancı kelime istilası, işyeri tabelalarında, tekstil ürünlerinde, kafe, restoran, hastane isimlerinde, alışveriş merkezlerinde ve yeni yapılan sitelerde her geçen gün artarak sürüyor. Dünyada en çok konuşulan 5. dil olan Türkçe ve bu güzel dilin zenginliği yabancı isim koyma çılgınlığına kurban ediliyor. Peki, ürettiğimiz ürünlere, açtığımız dükkânlara neden ‘Türkçe’ isim koymuyoruz? Ülkemize mi, dilimize mi yoksa kendimize mi güvenmiyoruz? Dünya piyasasında saygın bir yeri olan markalar üreten bir ülke olarak Türkçe ismi tabelalarımızda neden gururla taşıyamıyoruz?

Florya’da faaliyet gösteren Flyinn Alışveriş Merkezi’nin Genel Müdürü Zafer Canoğlu, muhit itibariyle yani havaalanına komşu olması hasebiyle alışveriş merkezlerine havaalanını çağrıştıracak yabancı bir isim koyduklarını belirtiyor. “Turistlere hitap ediyoruz. Çevremizdeki müşteriler de üst segmentten. Bir de akıllarda kolay yer etmesi için bu markayı tercih etmiş olduk.” diyen Canoğlu, alım gücü yüksek müşterilerin yabancı markayı daha çok tercih ettiğini kaydederek önemli olanın bir ismi marka yapmak olduğunu söylüyor.



Damat Tween ADV’nin Genel Koordinatörü Osman Arar ise Damat ismini Orka Group olarak bilinçli seçtiklerini belirtiyor: “Türkiye’de tüketicilerin özellikle ilk algısında markanın yabancı isimli olmasının avantajı var gibi görünüyor maalesef. Ancak bu durumu basitleştirmemek gerekiyor. Yıllardır tüketici gözünde belli bir konuma ve duruşa sahip olan ‘Damat’, koleksiyonlarının içeriği ve niteliği ile Türkiye’de ve dünyada hak ettiği noktaya geldi. Bugün hiç kimse ‘Damat’ isminin Türkçe mi, yabancı mı olduğunu sorgulamıyor.” Damat dışındaki diğer markasını Tween olarak seçen firma yola Türkçe bir isimle devam etmemelerini ise şöyle izah ediyor: “Damat’tan farklı bir koleksiyon ve dünya modasına yön veren, ulaşılabilir tasarım markası olarak konumlandırdığımız için, uluslararası pazarda hedef kitle algısını daha kolay elde etmek başlıca maksatlarımızdandı. Markamızı pazara sunmadan önce, ajanslarla yaptığımız konkurlar sonucu öne çıkan alternatifler içerisinden özenle seçilmiştir. Bugün baktığımızda, Tween isminin, uluslararası alanlarda, söylenişi ve yazılışının kuvveti sayesinde başarılı bir tercih olduğunu görebiliyoruz. Dolayısı ile global bir dil olarak İngilizceyi baz alırsak, markanın isminin Türkçe veya başka bir dilde olması bir anlam teşkil etmiyor. Tween kendine özgü bir isimdir.”

Türkçe isim kullanmak

Benzer durum Kayseri menşeli firmalardan İstikbal için de geçerli. Mobilya ustası olan Hacı Mustafa Boydak ile Hacı Sami Boydak’ın çalışma heyecanı ile ortaya çıkan İstikbal, 1957’den bu yana, yabancı bir kelime olmadığı hâlde, dünyanın pek çok ülkesinde faaliyetlerini başarıyla sürdürüyor. Ancak İstikbal de Bellona isimli yabancı bir ismi markalaştırmayı ihmal etmiyor. Peki ama neden? “Markalarımızın ürün gruplarında pek çok yabancı isim kullanabiliyoruz. Bellona da İstikbal markasının ürün gruplarından birinin adıydı. Ancak tüketiciler tarafından çok beğenilen Bellona’yı ayrı bir marka olarak konumlandırdık. Hâlen gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında tüketicilerimizin beğenerek takip ve tercih ettiği marka konumunu koruyor. Bunların yanı sıra, Bellona isminin ses ve görünüm özellikleri de tabii ki markaya ayrı değerler katıyor.” açıklamasını yapan Boydak Grup da sadece Türkçe isme odaklanmadıklarını teyit etmiş oluyor. İstikbal isminin ülkeye katma değer oluşturarak geri dönmesi açısından önemli olduğunu belirten yetkililer, “Türkiye’nin yurtdışındaki itibarı açısından Türk markaları oluşturmanın önemine inanıyoruz. Bugün İstikbal markasının geldiği nokta da bunu ispatlıyor. Çünkü ülkeler sahip oldukları markalarla zihinlerde kalıyor artık. Türkçe isim kullanmayı ülkemize yapılan bir yatırım olarak görüyoruz.” diyorlar.

Ülkemizin ve dünyanın önemli markalarından biri hâline gelen Mavi’nin Genel Müdürü Cüneyt Yavuz ise Mavi ismini bilinçli bir tercih ile belirlediklerini ve markanın kurucularının, devler arenasına etkili, kişilikli, kalıcı bir markayla girmek gerektiği konusunda hemfikir olduklarını belirtiyor. “O yıllarda ve hatta şimdi bile, blue jean gibi doğasında ‘Amerikanlık’ olan bir ürünün adının da İngilizce olması gerektiği kanısı hâkimdi. Piyasada çıkış yapmaya çalışan diğer yerli markalarda da hep bu eğilim görülüyordu. ‘Blue jeans’in Türkçesi olarak hem evrensel alanda kendini belli eden hem de Türkçe bir marka adı olduğu için Mavi herkesin içine sindi.” diyen Yavuz, o dönemde pek çok kişinin kendilerine “Bu isimle batarsınız!” dediğini hatırlatıyor. Türkçe isimlerin yeterince ‘havalı’ olmadığı görüşü yaygınken kendilerinin buna inanmadıklarını ve Time dergisi tarafından “Dünyanın En İyi 16 Jean Markası” arasında gösterilmelerinin kendilerini haklı çıkardığını söylüyor.

Türkçe bir ismin markanın geldiği noktada kesinlikle belirleyici rol oynadığını düşündüklerini belirten Cüneyt Yavuz, “Mavi, yabancı markaların hâkim olduğu blue jean sektöründe Türkçe isim kullanma cesaretini gösteren ilk marka olarak, daha en başında, tüketici zihninde ayrı bir yerde konumlandı. Daha ilk günden başlayarak ‘markanın özü’ kavramını sahiplendi ve Türkiye’de 16 yıldır sektörünün lideri oldu. 2008’den itibaren ise jean odaklı moda markası olma yolundaki gelişimi sonucu logodan ‘Jean’ çıktı ve Mavi oldu. Başlangıçta birçoğu için dezavantaj gibi görünen marka ismini avantaja çevirmeyi başardı.” diyor.

Kesinlikle değiştirmeyiz

1943’te Bingöl’e bağlı Kiğı ilçesinde doğan ve dedelerinin Kiğılı soyadını taşımasından dolayı söylemesi ve telaffuzu zor olan bir isim olsa da soyismini bir marka yapan Kiğılı Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı, 213 mağazası ile Türkiye’nin her köşesinde hizmet veriyor. “Bugün Türkiye’de birçok kişinin söyleyemediği birçok marka bulunuyor. Söylenmesi zor gibi görünse de biz öz Türkçe ismimizle bu markalara nazaran çok daha iyi biliniyoruz. 45 yılda markamıza çok fazla yatırım yaptık. Kaliteli ürünlerimizi müşterilerimize cazip fiyat seçenekleri ile sunduk. Zaman zaman yurtdışında isim değişikliğine gidecek misiniz şeklinde sorular alıyoruz. Bu soruya cevabımız ‘kesinlikle hayır’dır.” diyen Abdullah Kiğılı, isimlerdeki yabancı imajının bizdeki yabancı hayranlığından ileri geldiğini ifade ederek tüketicilerin yabancı markaların çok daha iyi olduğuna inandırıldığını belirtiyor ve ekliyor: “Türkiye’nin her konuda olduğu gibi marka oluşturma adına da çok büyük potansiyeli var. Bundan 10 yıl önce markalarımız ve dolayısı ile Türkçe isimler telaffuz bile edilmezken şu anda yurtdışından tekstil devleri Türkiye’deki potansiyeli görüp Türk markalarını satın alma veya ortaklık oluşturma girişimlerinde bulunuyorlar. Türkiye’nin markaları belki yeterli değil; ama önümüzdeki yıllarda daha prestijli algılanacağımıza yürekten inanıyorum.”

Kiğılı gibi marka ismini Türkçe bir kelimeden seçen Adana merkezli Süvari Giyim’in Kurumsal İletişim Müdürü Yusuf Bal ise markalarının özellikle Türkçe bir isim olmasına dikkat ettiklerini ve Türkçe bir ismi dünya markası yapmak için yola çıktıklarını söylüyor. “Bir markanın yabancı isimli olmasından ziyade erişilebilir ve istenilen kriterlere uygun olması gerekir. Son 10 yılda tekstil sektörümüz dünya ile yarışır hâle geldi. Artık Türk markaları da dünyanın birçok ülkesinde kendi mağazalarını açıyor. Türkçe isim tercih etmek bizim açımızdan dezavantajlı değil, avantajlı oldu. Süvari birçok dilde ‘atlı asker’ anlamına geldiği için herkes kendisinden bir parça buldu. Özellikle yurtdışında Türk insanının sıcakkanlılık ve samimiyetini markamıza yansıtarak olumlu bir imaj oluşturduk. “ diyen Bal, dünya tarihinde çok uzun yıllar liderlik yapmış bir ülkenin evlatları olarak kendi değerlerimizin kendimize ve tüm dünyaya yeteceğine dikkat çekiyor.

Hasılı kelam, memlekette en az bilinen, sarf u nahvi her gün hırpalanan bir lisan varsa o da Türkçe. Yabancı marka hayranlığının ve kullanımının sonu ne zaman gelecek diye merak etmeyi bırakmalı ve caddelerde gördüklerimiz, günlük konuşmalarımız, gazetemiz, dergimiz, yiyip-içtiğimiz pek çok şeyin yabancı olmasını kabullenmeli miyiz? Çünkü bizler artık yabancı isimlere hiç de yabancı değiliz. Türkçeyi eğip bükmeye devam ediyoruz.



Alışveriş merkezleri Türkçe satmıyor!

İstanbul’da devlet eliyle açılan ilk alışveriş merkezinin adı Galleria olursa devamı nasıl olur dersiniz? Buyurun: Atrium, Capacity, Flyinn, Airport, Town Center, Mayadrom, Metro City, Atirus, Carium, Optimum, Deposite, Grenn Mega, Colony, Olimpa, Optimum, G-Mall, Maxi City, Olivium, Upda, Capitol, Carousel, City’s Nişantaşı, Addres, Astroia, Kadir Has Center, Aquarium, Atirus, Autopia Otomobil, Beyaz City, Beylicium, Blackout, Fabulist, Foxcity, Historia, Kardiyum, Kemermall, Lilyum, Maxi, Metronom, Metroport, Neocity, Neomarin, Palladium, Paradise, Parkway, Polcenter, Prestige, Sapphire, Tepe Nautilus, Verde Molino, Viaport, World Atlantis...

Konut projelerine yabancı isim koyma zorunluluğu mu var?

İstanbul’daki konut ve yaşam alanı isimlerinden birkaç örnek: Uphill Court, Kentplus Ataşehir, Incity, Fîbalife, Evidea, Sunflower, Millenium Park, İstanblue, Antrium Residence, Elysium Residence, Arterium Residence, Pelican Hill, Rings İstanbul, Agena Park, Nev İstanbul, Adanus Park, Anthill Residence, İstanbul Lounge, Nish İstanbul, Airport Hill, Yooİstanbul, Terrace Hill, Spradon Teras Evler, City Forever, Atirus Hill, Konformist Residence, G Plus, Plis Flats, Kent Palas, Elite City, Academia Apartments, Merihome, Parkone, Avenue Residence, Lavinya City, Fi-Yaka Fi-Tower, Crown Residense, Rose Marine, Citycourt Konutları, Home Art, Evviva Yaşam Merkezi, Ukra City, İstanbloom, İnnovia Evleri, Orion Park, Astrum Towers, Hera Clup Residence, Spine Kule Tower, Colorist, Mimarhill Residence, Green Garden City, Miyansera Evleri, Beyaz City Residence, Çınar Olimpia Park Konutları, Middleist, L’ist İstinye Suites, Mors Vizyon, Gloria Evleri, Sunflower Evleri, Fantasia Elite Residence, Garage Zekeriyaköy Evleri, Ka Green Konutları, Allgreen Village, Makrom City, Blox Haliç, Filife, Perla Vista, Elysium Fantastic Bomonti, Astera Park Evleri, AgenaPark Evleri, Uni Konut Ispartakule, Spradon Evleri, Luxist, Silver House, Kemer Corner, Capital Courtyard, Sunset Park Evleri, Misstanbul, Spradon Teras Evler, Ginza Residence, Selenium Twins, Ağaoğlu My World, My Towerland, My City, My Home, My Europe, My Roseville, My Office 212...

Ortaya karışık Türkilizce isimler

Laila, Kiosk, Mardini, Ramsey, Yu-Ma-Tu, Weber Jeans, Benson Jeans, Efendy, Cotton Shop, Rainbow Kasabı, Groseri Market, Coiffeur Angle, Galila Restaurant, Dürüm Land, CoonDra, Velini, Eskidji, Bems, Polaris, King Paolo, Crispino, Asorti, Wenice, Twist, Flo, Collezione, My Moon, Seven Hill, Eastpak, Galvani, Asortie, Pritt Kırtasiye, Jimmy Key, Allu’re Koçak Aksesuar, Homend, Rubberduck, Bernardo Mutfak, Stabilo Kırtasiye, Theorie Giyim, Silver Tarak Berber, Köftechi, Börekchi...

_____________

Ahmet Turan Alkan (Yazar): Dil giderse her şeyimiz gider

-Nedir bu yabancı isim çılgınlığı? Kompleks mi, ticari kaygı mı, özenti mi?

Galiba birkaç asırlık aşağılık komplekslerinin baskı altına aldığı ticari endişeler en doğru cevaptır. “Ecnebi malı” kavramı, Tanzimat’tan beri kalitenin, sağlamlığın alamet-i farikası gibi anlaşıldı. Araya ‘Dil Devrimi’ni de koymayı başardık; Türkçe kelimeler parlaklığını kaybetti. Şundan eminim ama: Firmalar, Türkçe isimle daha çok ciro yapacaklarını bilseler, Türkçeye o saat döneceklerdir.

-Yeni açılacak işyerlerine Türkçe adlar konulması konusunda devlet neler yapmalı?

Akla ilk gelen yasak ama çıkar yol değil. Daha etkili bir yol bulmalı. Birkaç misli ağır vergilendirme geçici bir çare olabilir; en kesin çözüm vatandaşın dükkândan içeri girip “Yabancı kelimeyi firma adı yaptığınız için sizden alışveriş etmiyorum.” diyerek kınamasıdır. Bir firma, ayda 30 kere böyle şahsi ve nazik protestoya uğrasa, bundan etkilenir.

-Bazıları da diyebilir ki “Ee yabancı dil olsa ne olacak, bu kadar abartmayın.” Sizce bu konuyu yeterince abartıyor muyuz?

‘Lisan varlığın evidir’ diyor bir ecnebi filozof ve doğru söylüyor. Türkçe giderse, Türk’e dair her şey, hatta İslam bile onunla gider bizim için. Anavatanımız Orta Asya, Anadolu veya Rumeli değil, Türkçedir.

-Sizce dilimizden utanıyor muyuz?

Türkçe, bazılarımız için evdeki anne gibi. Esas oğlan zenginleşmiş, zengin ve tahsilli bir kızla evlenmiş ama ana evinde bir değişiklik yok. Onları, yeni dünyasına tanıtmaya çekiniyor. Yerli filmlerde çoktur böyle sahneler...

________

Doğan Ceylan (Müfettişler Derneği Başkanı):

Türkçenin korunmasına ilişkin kanun çıkarılmalı

TBMM Araştırma Komisyonu’na sunulmak üzere bir rapor hazırlayarak dilimizin korunmasına yönelik önemli önerilerde bulunduk. ‘Televizyonun olumsuz etkilerini gidermek için sunucu ve seslendirme sanatçılarının eğitime alınması, yerli çocuk programlarının sayısının artırılması, yabancı marka reklamlarına sınırlama getirilmesi, denetimin artırılması, dilimizin korunmasına yönelik millî bir şuur oluşturulması için öğretim programlarına kazanımlar eklenmesi, halka eğitimler verilmesi, yabancı kelimeler Türkçeye yerleşmeden karşılık bulunması için TDK’nın daha etkin çalışması, TSE patentli ürünlere Türkçe isim koyma zorunluluğu getirilmesi gibi birçok öneri. Önemli olan raporda yer alması değil, hayata geçirilmesidir tabii ki! Önerilerimiz arasında yer alan TDK tarafından sesli sözlük hazırlanması, Türk Cumhuriyetleri’ne yönelik ortak bir televizyon kanalının kurulması (TRT AVAZ kuruldu), Dil Bayramı’nın etkin kutlanması gibi bazı öneriler ilgili kurumlarca yerine getirildi. Ancak rapora alınan birçok öneri temenni olarak kaldı. Apar topar kurulan TRT AVAZ da amacına hizmet etmedi. Dil bir milletin benliğidir. Dilinizi kaybederseniz millet olma özelliğinizi de kaybedersiniz. Yüzlerce yıldır yok edilemeyen Türk milleti, yavaş yavaş dilini kaybetmektedir. Bu yüzden Türkçenin korunmasına ilişkin bir kanunun çıkarılmasını istiyoruz. “Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” 15 yıldır yasalaştırılamadı.

İşyerine veya ürüne yabancı isim koymak özentiden ibaret. Gayrimenkul projeleri ve alışveriş merkezleri belki de yabancı yatırımcıyı çekmek için yabancı isim koyuyor olabilir. Bu sektörde işler çığırından çıktı, neredeyse Türkçe isim göremez olduk. Avrupa’nın en yüksek binasını yaptık diye övünüyoruz ama binanın adı yabancı. Memleketimizde bir alışveriş merkezine gideceğiz ama adını okuyup söyleyemiyoruz. İçeri giriyoruz, satılan markaların çoğu yabancı. Üstelik mağazada sürekli yabancı müzik çalıyor. Hastaneler deseniz onlar da aynı. Önünde dolmuştan inmek isteyen vatandaşların alfabemizde yer almayan harflerden oluşan hastane adını söylemekte ne sıkıntılar çektiğini görüyorsunuz. Bu hastaneye giden insanların tamamı Türkçe konuşuyor ama hastanenin adı yabancı. Sömürge bir ülke izlenimi veriyoruz. Dilimizin korunması için temenniden öteye giden tedbirler acilen alınmalı. Yoksa vekillerimizin temsil edecekleri bir millet kalmayacak!

_______

Doç. Dr. İlyas Akdemir Sema Hastanesi Başhekimi-Kardiyoloji Uzmanı:

İsmimizin Türkçe oluşu ayrıcalığımız değil, sorumluluğumuzdur

-Birçok hastane yabancı bir ismi seçerken siz neden Türkçe tercih ettiniz?

Millî birlik ve beraberliğimizin en temel unsurlarından biri de ana sütü kadar duru, temiz dilimiz Türkçemizdir. Bizi biz yapan ve bir arada tutan değerlerden aldığımız güçle çıktığımız insanlığa hizmet yolculuğunda, bu değerlere sadakat ölçüsünde muvaffak olabileceğimize inanıyoruz. Bu sebeple ismimizin Türkçe oluşu ayrıcalığımız değil, sorumluluğumuzdur. Ayrıca dünyanın dört bir yanında açılan Türk okulları ile insanlığa Türkçe öğretilir, kendi kültürümüzü tanıtmak, sevdirmek için dünyayı bir köye dönüştürmüş binlerce gönüllü, fedakârlıklarının sözünü bile etmeden, tek sermayeleri olan ömürlerini verirken ismimizi başka diyarlarda aramamız ne kadar dünyayı iyi okumak, anlamak olabilir ki. Analar çocuklarına sütünü helal etse de evlatlar edepte kusur etmemeli.

-Tüketicilerin zihninde bir markanın ismi yabancı olunca daha cazip bir algı oluşuyor sanırım ve daha kaliteli hizmet verildiğine inanılıyor. Buna katılıyor musunuz?

Tabii ki katılmıyoruz. Verilen hizmet, sunulan kalite, konfor, ürüne olan güven ismin çok önünde önemsenmesi gereken konulardır. Artık uluslararası ilişkilerin bu kadar güçlü olduğu, ürün ve hizmetlerimizin dünyanın dört bir yanına ulaştığı bir dönemde bize bir ismin arkasına sığınmak değil, daha çok çalışıp biz de varız demek düşer.

–Hastanenize Türkçe isim vermenin dezavantajını yaşadınız mı? Avantajları neler?

İsmimizden kaynaklanan bir olumsuzluk yaşamadık. Zaman içinde bizden hizmet alanların bu isimle bizi kendilerine daha yakın hissettiklerini gördük. Bu arada entelektüel manada Türkçeyi dert edinmiş bir hastamızın “Sema ismini koymakla tam da kendinize yakışanı yapmışsınız.” ifadesi bizi ferahlattı.

-Kendilerine yabancı bir ismi seçen firmalara karşı bir çağrınız olacak mı?

Nasıl çocuklarımıza güzel isim koymak için çaba sarf ediyor, anlamına, telaffuzuna önem veriyorsak, hizmet vereceğimiz şirket ve kurumlara da güzel anlamı olan Türkçe isimler koymak, mazi ile ati arası sağlam bir köprü olmanın, kendi köklerine güvenmenin gereğidir.
_______

Ahmet Said Kavurmacı Aydınlı Grup Yürütme Kurulu Başkanı:

Türkçe ismin dezavantajını yaşamadık

“Aydınlı Grup, Aydın ilimizden gelen Kavurmacı ailesinin 1965 yılında Kavurmacı Kardeşler Koll. Şti. adıyla kurduğu bir şirket. “Aydınlı Yerli Mallar” adıyla İstanbul Fatih’te ilk mağazamızı açtık. Firmaya “Aydınlı” adının verilmesinde, hem Kavurmacı ailesinin Aydınlı bir aile oluşu hem de firmanın kurucusu Mustafa Şevki Kavurmacı’nın rahmetli başbakanlarımızdan Adnan Menderes’in başına gelen olaylardan üzüntü duyarak onun anısına hürmeten bu ismi tercih etmesi etkili olmuştur. Bugüne kadar Türkçe bir isme sahip olmanın herhangi bir dezavantajını yaşamadık. Bilakis firmanın bir hikâyesi olduğunu anlatan, köklerine işaret eden bir addır. Marka mirası bugün hem ülkemizde hem de dünyada çok sayıda firma-markanın eğildiği, sahiplendiği, öne çıkardığı bir unsurdur. Aydınlı Grup olarak Türkçemizi sahiplenmeye, Türkçe kullanmaya ayrı bir özen gösteriyoruz. Örneğin sunumlarımızda, iç iletişim materyallerimizde Türkçe kullanmaya, yabancı kelimeler katarak dilimizi kirletmemeye dikkat ediyoruz. Bu anlayışa olan inancımızla her yıl düzenlenen Türkçe Olimpiyatlarını da sponsoru olarak destekliyor ve yakından takip ediyoruz.”

_______

Doç. Dr. Şahin Köktürk - 19 Mayıs Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Halk Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı:

Yabancı isim kullanmak aşağılık kompleksidir

“Yabancı kelime salgını, aşağılık kompleksinden kaynaklanmaktadır. Dil, dile savaş açmaz ama onu konuşanlar dil adına hasmane tutum takınıyor. Dünya küreselleşirken niçin Türkçe etkin bir rol sahibi olmasın? Türkçenin buna hakkı yok mu? Orhun Âbideleri’nin yazıldığı yüzyılda daha doğmamış olan İngilizce ile yan yana getirildiğinde Türkçe sadece korunmayı değil, kendine mahsus yapısıyla dünya dili olmayı da hak ediyor. Diller atarak değil, alarak zenginleşir. Biz ise kültürümüzün parçası olmuş kelimeleri atmaya çalışıyoruz. Başka dillerden aldığımız kelimeleri hem onlar gibi yazmak hem onlar gibi söylemek bir zaaftır. Mesela İngilizler Türkiye kelimesini Turkey yazar Törki okurlar, biz ise Shakespeare yazıp Şekspir okumaya çalışıyoruz.

--------
Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-31981-26-tabeladaki-yabanci.html

[Değişiklik saati 2013-09-13 07:48 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Anadili - Bir Felsefesel Yorum" Sep 14, 2013

-Alıntıdır--


Yazan: H. İbrahim Türkdoğan
-------------------------------------

"Almanca düşünmek, Almanca duyumsamak -her şeye gücüm yeter ama bu tüm gücümü aşmaktadır."1 (Nietzsche)


Nietzsche anadilinin alışılmış yapısını kırarak onu şiirsel ve felsefesel açıdan varsıllaştıran en usta düşünürlerden biri olabilmiştir. Demek ki yaratıcı olabilmek için anadili ölçünlülüğün ötesinde sorgul
... See more
-Alıntıdır--


Yazan: H. İbrahim Türkdoğan
-------------------------------------

"Almanca düşünmek, Almanca duyumsamak -her şeye gücüm yeter ama bu tüm gücümü aşmaktadır."1 (Nietzsche)


Nietzsche anadilinin alışılmış yapısını kırarak onu şiirsel ve felsefesel açıdan varsıllaştıran en usta düşünürlerden biri olabilmiştir. Demek ki yaratıcı olabilmek için anadili ölçünlülüğün ötesinde sorgulamak gerekiyor, çünkü bu sorgulama anadili geliştirmek ayrıca yeniden doğurmak içindir. En azından Nietzsche'nin dürtüsü budur. Bu düşünceden yola çıkarak Türkçeyi sorgulamak onu yaratmaktır, kaldı ki Türkçe ile felsefe yaratmak görkemli bir tat almak olmakla birlikte felsefe diline her açıdan uygun bir dildir. Bunu görememek olanaksızdır.

Felsefesel açıdan baktığımızda anadili sözcüğünün karşılığı kalıp terimi olsa gerek. Almancanın tersine Türkçedeki anlamıyla anadili dizginli olmanın en uç noktası değildir diye düşünüyorum. Buna karşın anadilciler olarak her tek bu kalıbın içinde yer alır. Örneğin tat almanın özgür ve dizginsiz olması anadilci açısından ne denli tehlikeli olur, eğer duygularına kaptırırsa kendisini. Doğal olarak eğer duygu denen şey bu kalıp dışında ise ya da anadilci en azından kalıbın kapısını aralayabiliyorsa. Anadilin baskısı ne denli şiddetli olursa olsun kimi anadilciler dizginsiz duygu deneyimini edinmişlerdir, ancak anadili toplumbilimsel bir kuruntu gereği ölçünlülükten kurtulamamaktadır. Buna karşın anadilci, iç dünyasında anadili ile bir çatışma durumundadır. Bu duygu deneyimini edinenler sözcüğün gerçek anlamıyla yaratıcıdır. Yaratıcının yaratma dürtüsü tüm kalıpları kırmasına yol açabileceği gibi, anadili kalıbını da kırmaya er geç yönelecektir. Bu tümceyi şöyle bütünlemem gerekecek: Tüm kalıpların kırılması anadili kalıbını kırmaktan geçer!

Anadili / Babadili / Çocukdili

Anadilci babaerkil toplumun temeldili anadili değil, babadilidir. Babadili yine bir toplumbilimsel kuruntu gereği başka dillerin yeşermesine pek izin vermez: Örneğin çocukdili biçimlendirilecek olan babadilin ön aşamasıdır.
Anadili genelin buluştuğu genel yurttur, genel "mekân"dır; ölçünlülüğünü korumaktan vazgeçmediği sürece bir genel sığınma durumu alır. Burada her tek sürü dışına çıkamayarak sıradanlık içinde tüketir kendini. Yağmurdan korunmak için sığındıkları mağarayı terk edemeyen mağdurlar gibi.

Bu bağlamda her anadilci bir sığınmacıdır. Sığınmacı bir babadili ancak dilin genelleşmesiyle erkini ve egemenliğini eksiksizleştirebilir.

Babadili istemediği halde kendisiyle çelişir. Bir örnek: Genelin evi olan babadili der ki: Bir tane, iki tane, üç tane, dört tane, beş tane vb. Buna karşılık genel olmayan çocukdili şöyle der: Bir tane, iki bir tane, üç bir tane, dört bir tane, beş bir tane vb. Bu örnekte çocuk istemeden anlambilime bir anlambilimciden daha yakındır. Babadilini anasından öğrenen çocuk, dilin mantığını düştüğü tuzakta genel dili kavrarken henüz genelin yetkesinde (otoritesinde) değildir. Bu örnekte çocuk daha mantıklı düşünmesine karşın, genel-dil mantığı çocuk mantığını daha sonra kıracaktır. Çocuk mantıkçı düşünmeye itilirken aynı zamanda da aynı mantığın mantıksızlığına itiliyor. Demek ki, biçimlendirilen çocuk biçimsizleştiriliyor. Daha açıklayıcı bir sözcükle:

Biçimi bozuluyor. Biçimlendirilme mantıkçı bir biçimsizlik iken, mantığın mantıksızlığına itilen çocuk ikinci kez biçimsizleştiriliyor.

Ölçünlülük (Standartlık)

Bir şairle başlayacak olsam, onun Memleketimden İnsan Manzaraları'nı anımsarım. "Herkes" bilir söz konusu manzaraları. Herkesin, her bir tek'in kendi manzaraları var. Ben, memleketim adı verilen toprak parçasının, bu yazımın konusu gereği, bir tek manzarasını örneklemek istiyorum.

Bu toprağın bugünkü konukları pragmatik huylu insanlar olarak soyut düşünme becerisinden pek yoksun ya da somut düşünmesini pek seven Tanrının bu kulları (sığınmacılar) somut ile soyut arasında pek kısa bir köprü örmüşler. Soyut korkusu onları bu ufacık, incecik köprüyü örmeye zorlamış. Doğanın gidişine kendisini kaptıran bu pek yürekli topluluk doğanın öğrencisi olacak denli de "iddialı"ymış. "Yaşlanmış eşek tecrübeli sayılmaz" gibisinden ağırbaşlı ve güçlü bir yaşam felsefesi içeren ve yaşamı yönlendirecek nitelikte deyimleri kılavuz edinmiş. Ya da şöyle de diyebilirim: Hayat adamı olmak için hayata atılmak gerekir (hayat kadını ise hayat dışına mı atılacaktır?). Böyle havadan sudan konuşan, hayırsız hazıra konan aynı zamanda helal süt emmiş ve hem kel, hem fodul, hem nalına, hem mıhına diyen, toprak üzerinde oturup ama hava parası ödeyen, üstelik bana göre hava hoş naraları atan, memleketin hoş havasından olsa gerek göğüs gererek Asya ile Avrupa'yı hava köprüsü ile birbirine bağlayan, gölgesinden korkan ve aynı zamanda namlı ve şanlı bu topluluk daha nice deyimlere gönül bağlamış. Deyimlere gönül bağlayan ama gönlü sürekli bir şeylerde, bir yerlerde kalan sıradan anadilcidir.

Kimi insanların konuşmalarını dinlerken, metinlerini okurken karşımda sanki bir deyimler sözlüğü ya da atasözleri sözlüğü ile karşılaşıyor duygusuna kapılıyorum. Üstelik kimi kez her Türkçe düşünen kendi başına bir deyimler sözlüğüdür diye de düşünüyorum. Çeşitli tartışma ve söyleşiler sırasında, TV tartışmalarında, alışverişte, sokakta vb. durmadan karşılıklı deyimleri alıntılayan insanlarla karşılaşmak gündelik yaşamımdan uzak da olsa gözümden kaçmıyor. Deyimler yarışıdır almış başını gidiyor. İnsanlar düşünme tembelliğine mi tutulmuş yoksa içine girdikleri sığınak onların düşerken bir daha kalkmaması için düşünme organına ikinci bir vuruş mu yaptı? Pes doğrusu. Şimdi anlıyorum insanların neden pis pis düşündüğünü -ayrıca pis pis güldüğünü de. Düşmenin bir sonucu ve sığınak'ın gereksiz vuruşunun bir izi olarak pestili çıkmış bu kalabalığın neden pişmiş kelle gibi sırıttığını yeni anlıyorum. Yoksa pireyi deve mi yapıyorum? Bire bin mi katıyorum? Sanmıyorum. Hayvanlarla pek içli-dışlı, haşır-neşir olmuş ve kalıpçı diye adlandırmam gereken bu sıradanlıklar alemi hayvanlardan çok şey öğrenmiş olmalı ki, deyimlerinin merkezi yerini, püf noktasını onlara ayırmış gibi görünüyor. Köprüden geçene değin ayıya dayı de. Her koyun kendi bacağından asılır.

Yeter! Bu deyimi uyduran ve söyleyen insanın da kendi bacağından sallanmasını dilerdim. (Diler miydim?).

Benim de tipik anadilci düşünmekten payımı almış olmam gerekir ki, yıllar önce iki yaşındaki kızımla yaptığım kent içi bir otobüs yolculuğunda önümüzdeki koltuğa patır kütür (paldır küldür), güm pat oturan bir erkek yolcunun koltuğa yaptığı bu iniş parmaklarımızı neredeyse iki koltuğun arasına sıkıştırmamıza neden olacaktı. Bunun üzerine ağzımdan çıkan ilk sözcük AYI! oldu. Kızımın dört gözle otobüsün içinde bir şey aradığının ayırdına vardım ve aynı anda bana dönerek heyecanlı bir tonda: Ayı? Nerde? diye sordu. Çocukların çok iyi öğretmen olduklarını hâlâ anlayamayana ne demeli, ne denir. "Oryantal" insanlarımın ünlü deyimlerinden biri bizi hemen aydınlatacaktır: Anlayana. Anlamayana davul zurna az gelir.
Dünyaya kul olarak gelmiş olmak sığınmacılığı doğurdu, sığınmacılık da sıradanlığı.
------------------------------------------------------------------------
1 Fridrich Nietzsche: Ecce homo. Kröner Verlag, 1990, sr. 339. Çev: HİT.


Kaynak: http://www.turkdilidergisi.com/
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Schallplatte’den Plağa Çalar I-II" Sep 14, 2013

--Alıntıdır--


Yazan: Prof. Dr. Süreyya Ülker
--------------------------------------

Fransızca plaque’tan bozma plak sözü mırın dilimizde sesleri almak, alınan sesleri yeniden dinlemek amacıyla kullanılan ağırşağın (disk) adıdır (1, 6). Fransızca plaque sözü Orta Fransızcada madenle kaplamak anlamına gelen plaquier eylemliğinin türevidir. Söz konusu eylemlik Orta Felemenkçede çilertmek, dövmek, ufalamak, yamamak anlamlarına
... See more
--Alıntıdır--


Yazan: Prof. Dr. Süreyya Ülker
--------------------------------------

Fransızca plaque’tan bozma plak sözü mırın dilimizde sesleri almak, alınan sesleri yeniden dinlemek amacıyla kullanılan ağırşağın (disk) adıdır (1, 6). Fransızca plaque sözü Orta Fransızcada madenle kaplamak anlamına gelen plaquier eylemliğinin türevidir. Söz konusu eylemlik Orta Felemenkçede çilertmek, dövmek, ufalamak, yamamak anlamlarına gelir. Fransızca plaque’ın Orta Felemenkçe eşdeğeri çil, ufantı, yarmak (sikke) anlamlarına gelen placke olup, bu söz Orta Yüksek Almancada çil, yama anlamlarına gelir (14). Plaque sözü Fransızcada maden yaprak anlamına gelir (8). Kökleşik sözlüklerimize göre dilimize de bu anlamda geçmiş olmasına (1, 6) karşın, daha geniş bir anlamda her türlü yassı oluşumu tanımlar (11, 13). Osmanlıca levha, safiha sözlerinin eşanlamlısıdır (12, 13). Levha, safiha anlamındaki plak Türkçede büyük ölçüde pul sözüyle karşılanır (12, 13).

Plak sözünün mırınsal anlamının Almanca karşılıkları Platte ile Schallplatte, Fransızcası disque (7); İngilizce karşılıkları disc, disk, gramophone record, record, phonograph record, platter; İtalyancası disco’dur (7). Görüldüğü üzere dilimizde Fransızcadan bozma plak sözüyle adlandırılan bu nesneye Fransızcada ağırşak anlamına gelmek üzere disque deniyor. Dolayısıyla plağın bu anlamı dilimize Fransızcadan geçmiş olamaz. İngilizceyle İtalyancada da daha çok ağırşak anlamına gelen sözlerle anılan bu nesne yalnızca Almancada plak, ses plağı anlamına gelen sözlerle anılıyor. Buna dayanarak plağın bu anlamının Almanca Platte sözünün çevirisi olduğunu sanıyoruz. Nesnenin Almancada yaygın olarak kullanılan adı Schallplatte’dir. Platte biçiminin bunun kısaltması olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla mırınsal anlamda plak sözü kanımızca Almanca Schallplatte’nin Platte üzerinden dilimize aktarılan biçimidir.

Fransızca disque (14) sözünden bozma disk sözü (1, 6) daha çok uzağa fırlatılan ağırşak biçimindeki eyleş (spor) aracı anlamında bilinir. Sözcüğün kökeni Latince discus üzerinden Yunanca diskos’a gider (14). Sözlüklerimize bir mırın terimi olarak plağın eşanlamlısı olarak girmiştir (1, 6, 9). Oysa bu söz genel dilde Arapçadan bozma kurs sözüyle adlandırılıp, yuvarlak, yassı biçimli nesne olarak tanımlanan (1, 6) kavramın karşılıklarındandır (11). Kökleşik sözlüklerimizde Arapçadan bozma kursun eşanlamlısı olarak ağırşak, ağırşak başlığı altında onun eşanlamlısı olarak da kurs gösterilmektedir (1, 6). Ağırşak, teker biçiminde yassı nesne olarak tanımlanmıştır (1, 6). Özleyin yün, iplik eğrilen iği ağırlaştırmak için alt ucuna geçirilen yarımyuvar biçiminde, ortası delik ağaç ya da kemik anlamına gelen ağırşak sözünün Türkçe kökten olduğu konusunda kuşku duyulmamakta; ancak ağır- kökünden mi, eğir- gövdesinden mi, yoksa bilmediğimiz başka bir Türkçe kökten mi geldiği konusu tartışılmaktadır (4).

Plağın karşılığı Özön’ce teker olarak verilmiştir (7). Burada teker sözü plak sözünün değil, disk sözünün karşılığı olarak düşünülmüştür. Disk karşılığı teker Köksal’ın önerisidir (5). Köksal, bilişim alanındaki diskin karşılığını teker olarak vermiştir. Köksal’ın disk karşılığı ağırşak yerine teker sözünü yeğlemesi iki nedene bağlı olabilir. Birincisi, Türkçe sözlükte disk başlığı altında onun eşanlamlısı olarak ağırşak sözüne yer verilmemesidir (1). Yukarıda da belirttiğimiz gibi ağırşak sözüne kurs başlığından, kursa da ağırşak başlığından ulaşılmakta, disk başlığından ağırşağa da kursa da ulaşılamamaktadır. Diskle ağırşak arasındaki anlamdaşlık ancak ağırşağın İngilizcesini disk olarak veren Okyanus Türkçe sözlükte belirmektedir (11). Diskin eyleşsel anlamı Türkçe sözlükte “metal bir çemberle çevrelenmiş tahta ağırşak” biçiminde tanımlanmıştır. Oradaki ağırşağa açıklık getirmek için ağırşak başlığı altına gidildiğindeyse yukarıda da belirttiğimiz üzere karşımıza “teker biçiminde yassı nesne” biçiminde bir tanım çıkmaktadır. Kanımızca Köksal teker sözüne buradan ulaşmıştır. İkincisi, teker sözünün genel dilimizde ağırşağa oranla daha çok kullanılan bir söz olmasıdır. Evet, ağırşak teker biçiminde bir nesnedir; ancak teker değildir. Dolayısıyla disk anlamında ağırşak sözünü kullanmaktan kaçınmamamız gerektiği kanısındayız. Biz dirgerlik alanında bundan kaçınmadık. Latince discus’un karşılığını sözlüğümüzde ağırşak sözüyle karşıladık (13). Madencilik terimleri sözlüğünde de ağırşak sözünün kullanılmasından kaçınılmamış, eski adı diskli kırıcı olan araca ağırşaklı kırıcı denmiştir (3). Kısacası, plağa diskin çevirisi olarak teker değil, ağırşak denmesinden yanayız. Almancada ses plağı anlamına gelen Schallplatte sözü de dilimize ses ağırşağı, çalarağırşak biçimlerinde aktarılabilir (Sürecek).


"Schallplatte’den Plağa Çalar II"
-----------------------------------------


Büyük plağa uzunçalar denir (1, 6, 7). İngilizcesi olan long-play’in çevirisidir. İngilizce adı da sözlüklerimize longpley biçiminde girmiştir (6). Almancası Langspielplatte; Fransızca karşılıkları disque de long durée, microsillon; İngilizce karşılıkları long-play, long-play(ing) disk, long-play(ing) record; İtalyancası microsolco’dur (7). Microsillon, microsolco gibi adlandırmalar yivlerinin inceliğini vurgulamaktadır. Özön, uzunçaların eşanlamlısı olarak uzunçalar teker de demiştir (7). Bunun uzunçalar ağırşak biçiminde düzeltilmesi gerekecektir.

Uzunçalar sözü son yıllarda bir çalgıcı ya da ırcının yapıtlarının bir bölümünü içeren kutucuk (kaset) anlamında albüm karşılığı olarak da kullanılmaya başlanmıştır (1). Gerek albümün, gerek uzunçaların bu anlamı kökleşik sözlüklerimizin çoğuna girmemiştir (6). Latincede ak anlamına gelen albus sözünün türevi olan Latince album sözü (20) Fransızca üzerinden dilimize albüm biçiminde girmiştir (1, 6). Dilimizde kılık (resim) saklamaya yarayan yazılık, herhangi bir konuyla ilgili kısa açıklamalar verilerek resimler basılmış olan okuş (kitap) anlamlarındadır. Bu anlamları resimlik biçiminde özleştirilmiştir (6). Arapça resim sözünden kurtulmak için bu kılıklık biçiminde düzeltilebilir; çünkü giyim kuşam anlamına gelen kılık sözünün bir anlamı da resim, fotoğraftır (6). İngilizcede album sözünün çeşitli anlamlarından biri yazın yapıtları, bağdalar (beste), kılıklar gibi çeşitli yapıtların seçme örneklerinden oluşan derlem (koleksiyon) olup, bu anlamda seçkinin (antoloji) eşanlamlısı olduğu bildirilmektedir (14). Dolayısıyla albümün bu anlamının daraltılarak bir çalgıcı ya da ırcının seçme yapıtlarını kapsayan kutucuk için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kanımızca albümün bu anlamının dilimizdeki doğal karşılığı seçkidir. Yine kanımızca uzunçalar sözüne böyle bir anlam yüklenmesi doğru bir yaklaşım değildir.

Büyük plağa uzunçalar denmesi plağa kısaca çalar dememizin yolunu açabilir. Çalar sözü dilimizde nitem olarak çarpana (zil), çan gibi çalacak düzeni olan nesneleri tanımlamakta, ad olaraksa döngellerin (saat) döngel başında çalmasını sağlayan düzeneği tanımlamaktadır (6). Plak, çaların bir ad olarak yükleneceği ikinci anlam olacaktır. Ağırşak, çalarağırşakla ses ağırşağı da çaların eşanlamlı seçenekleri olacaktır.

Plak anlamındaki diskle birlikte ele alınması gereken kavramlar diskjokey ile diskotek’tir. İngilizce disk jockey’den bozma diskjokey sözüyle sesli iletişim araçlarıyla eğlence yerlerinde yeni ya da gözde çalarları sunan kişi tanımlanır. Özön, karşılığını teker sunucu olarak vermektedir (7). Çalarsunar biçiminde düzeltilmelidir. Fransızca discothéque’ten bozma diskotek sözüyle çalar belgeliği (9), çalar derlemi (koleksiyon) (6) , çalar dolabı (8, 9), çalar eşliğinde oynanan eğlence yeri anlaşılır. Çalar eşliğinde oynanan eğlence yerine kısaca disko da denir. Çalarlık sözünün, kavramın bütün anlamlarını karşılayabileeği kanısındayız. Nitekim Saraç çalar derlemi anlamındaki diskoteğe plaklık demiştir (8). Tietze’ye göre disko biçimi Fransızca disco’dan bozmadır (10). Almancada da eğlence yeri anlamındaki diskoteğe kısaca Disco ya da Disko denir (2).


KAYNAKÇA


Ağakay MA. Türkçe sözlük. 11. bası. TDK. Ankara, 2011.
Brockhaus FA. Der Sprach Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.
Ediger E, Dündar T, Güyagüler T. Madencilik terimleri kılavuzu. TDK. Ankara, 1979.
Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.
Köksal A. Bilişim terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1981.
Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.
Özön N. Sinema, televizyon, video, bilgisayarlı sinema sözlüğü. Kabalcı. İstanbul, 2000.
Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.
Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.
Tietze A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 2002.
Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük. Pars, 1971.
Ülker S. Türk dirgerlik dilinde pul. Dirgerin Sesi 1995; 5: 39-45.
Ülker S. Ülker tıp terimleri sözlüğü. 4. bası. İstanbul, 2009.
Webster’s third new international dictionary of the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.

______
Kaynak: http://www.turkdilidergisi.com/
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Sağlık Bilimleri Süreli Yayınlarında Dil Sorunu" Sep 16, 2013

--Alıntıdır--


Yazan: Serdar SANDER / SSK Bakırköy Doğumevi ve Çocuk Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği - İSTANBUL
-----------------------------

Dünyada eşi olmayan bir “Kurtuluş Savaşı” ile bağımsızlığını kazanmış, yine eşsiz bir “Dil Devrimi” ile uluslaşma yolunda büyük adımlar atmış bir toplumun bireyleri olarak, tüm bunların üzerinden daha yüz yıl bile geçmeden bilimi hangi dille konuşup yazacağımızı tart
... See more
--Alıntıdır--


Yazan: Serdar SANDER / SSK Bakırköy Doğumevi ve Çocuk Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği - İSTANBUL
-----------------------------

Dünyada eşi olmayan bir “Kurtuluş Savaşı” ile bağımsızlığını kazanmış, yine eşsiz bir “Dil Devrimi” ile uluslaşma yolunda büyük adımlar atmış bir toplumun bireyleri olarak, tüm bunların üzerinden daha yüz yıl bile geçmeden bilimi hangi dille konuşup yazacağımızı tartışmamız düşündürücüdür.

Gerçekten de bir ülkede;
Anadili ile yazı yazanlar “yabancı yayın alışkanlığı olmayan, bilimsel düzeyi yetersiz, aceleci, tembel ve kapasitesiz kişiler” olarak tanımlanıyorsa(1),

Ulusal bilim dergileri dünyaya açılmanın önündeki engeller olarak görülüp dilinin ve hakemlerinin yabancı olması gerektiği önerilebiliyorsa(2),

Ulusal bilim dergilerindeki sözcüklerin yaklaşık yarısı yabancı kökenli ise ve bu dergilere gönderilen yazılar “anadili Türkçe olan biri tarafından gözden geçirilmelidir” denebilecek kadar özensiz bir dille yazılıyorsa (3),

Akademik yükseltmelerde anadili ile yazılan yazılar yok sayılıp yurtdışı merkezlere bir süreliğine gözlemci olarak gidenlerin o merkezin birikimi ile ilgili bir çalışmada adının olmasının kişiye yüksek bir puan getirmesi normal karşılanıyorsa,

Ulusal kongre ve toplantılarda İngilizce sunumlar olağan karşılanıp birkaç yabancı konuk var diye açılış konuşmaları İngilizce yapılıyorsa,

“Nasılsa bilgi üretemiyoruz bari kaliteli yabancı dille üretilen bilgiye ulaşalım” diyebilecek kadar gelecekten umudunu kesmiş biliminsanları varsa(4),

Neredeyse anaokulundan üniversiteyi bitirene dek yabancı dille eğitim yapılması olağansa,

Ünlü gazeteciler köşelerinde “Latince konuşabilsek duygularımızı daha güzel ifade edebilirdik”, “Arapça konuşamıyor olmamız da bir kayıp diye düşünüyorum...” diye yazabilecek kadar anadili bilinci ve sevgisinden yoksunsa(5),

Yabancı politikacıların alfabeye harf eklenmesini önermesine kimse sesini çıkarmıyorsa,

Vatandaşlar hipermarketlerden alışveriş yapmaya, hastalarını ambulanceler ile taşımaya, saçlarını coiffeurlarda kestirip yemeklerini restaurantlarda yemeye başlamışsa, tartışılıp düzeltilmesi gereken çok şey var demektir.

Sağlık bilimleri yayınlarındaki dil sorunu, Türkçe’nin ve dolayısıyla Türkiye’nin günümüzdeki sorunlarından bağımsız değildir ve temelinde evrenselleşme cilası ile dayatılan küreselleşmenin nimetlerinden (!) yararlanabilmek için ulusal egemenliğimiz ve anadilimizden ne kadar fedakarlık edebileceğimiz yatmaktadır.

Türkçe (ya da herhangi bir dil) bilim dili olabilir mi?
--------------------------------------------------------------

Bilim, en genel anlamda, evreni ve dayandığı kuralları özgün yöntemlerle düşüncenin işleminden geçirip ortaya koyarak insanın çevresiyle uyum içinde mutlu ve adil bir dünya düzeni kurmasına yardımcı olan bilgiler topluluğu olarak tanımlanabilir. Çok sayıda tanımı bulunabilecek olan bilimin hiçbir tanımında özel bir dille ya da daha açık olmak gerekirse mutlaka İngilizce ile yapılabileceği belirtilmemiştir. Bilimin dili değil, yöntemleri evrenseldir ve bilgiyi üreten adını koymaya da mecbur kalacağından her dil, onu konuşan toplumda bilgi üretiliyorsa, bilim dilidir. Sorun, Türkçe’nin bilim dili yapılması değil bilim yapılacak kadar yetkin, zengin bir dil haline getirilmesidir.

İnsan ancak sözcükleri kendisi için hiçbir gizem barındırmayan anadilinde berrak düşünür. Bu açıdan bakıldığında, bilimsel araştırma gibi yüksek düzeyde bir düşünsel etkinlik başka bir dille yapılamaz ve yapılıyorsa olsa olsa üretme değil tekrarlama olarak adlandırılabilir.

Kendi olanaklarıyla 2 milyona yakın sözcük üretilebileceği bildirilen (6) Türkçe’nin bilimde yetersiz kalacağını öne sürmek; bilimin dilinin değil yöntemlerinin evrensel olduğunu, İngilizce’nin evrensel bir dil değil günümüzün politik egemen dili haline geldiğini, bilimsel kavram-terimlerin dilimizde karşılığının bulunmamasının Türkçe’nin değil bizlerin eksikliklerinden kaynaklandığını gözden kaçırmak ve her şeyden önce de anadilini ve kendini küçük görmektir.


Kullandığımız dil
--------------------

Atalarımızın Arapça ve Farsça’ya biraz Türkçe katarak Osmanlıca’yı yarattığı gibi bizler de Fransızca, Almanca ve İngilizce’ye katılmış Türkçe'den oluşan ve biraz da Latince ve eski Yunanca eklenirse tıp/bilim dili olarak adlandırdığımız Türkilizce’yi yaratmış durumdayız. Bilimde kullandığımız dilin % 63’ünün Türkçe olduğu ve dilin gerçekten Türkçe sayılabilmesi için bu oranın en az % 80 olması gerektiği bildirilmektedir(7,8).

Sözcüklerin yalnız dilsel değil kültürel-toplumsal boyutlarının da bulunduğunun ve olduğu gibi alınarak karşılığı üretilmeyen her yabancı sözcüğün kültürümüzü de kendi yurdunun kültürü doğrultusunda etkileyeceğinin göz ardı edilmesi dili artık yalnız bilimsel çevrelerin değil, tüm ülkenin bir sorunu haline getirmiştir.

Hangi dalda olursa olsun, bilimle gerçekten uğraşan kişi kendine karşı dürüstse, yaşamının merkezine insanı koymuş demektir ve amacı yayın sayısını arttırmak ya da yurt dışında söz sahibi olmak değil, ülkesinde bilimsel düşüncenin hakim olmasını sağlamak olmalıdır. Böyle bir hedefe meslekdaşlarından başka kimsenin anlayamayacağı kadar özelleşmiş bir dille ulaşmak olanaksızdır. İnsanlar gizem barındıran şeylerden korkar ve uzaklaşırlar. Biliminsanı sokağa inmese bile biraz pencereden bakmak zorundadır. Ülkemizin toplam yayın sayısında ilk kez 10.000 sınırını aştığı ve dünya sıralamasında iki yıldır 22. sıraya yerleştiği günlerde gazetelerimizde tam sayfa fal ve medyumlarla mektuplaşma köşelerinin yaygınlaşması, astroloji ansiklopedilerinin yayımlanması önemsiz olaylar olarak algılanmamalıdır.

Kullanacağımız dil
-----------------------

Dünyada basılı malzemenin % 70’ten fazlasının İngilizce, Rusça, İspanyolca, Almanca ve Fransızca olduğu (9), buna karşın tüm biliminsanlarının yalnız % 30’unun gelişmekte olan ülkelerde bulunduğu (10) bildirilmektedir. Bilim dergileri en güçlü ülkelerde satışa sunulup asıl piyasalarını zengin akademik kurumlar oluşturduğundan, araştırma konuları ve dolayısıyla neyin yayımlanacağı, bu ikilinin ticari çıkarlarına göre ve aslında gelişmiş ülkelerin gereksinimlerini karşılamaya yönelik olarak belirlenmektedir (9,11). Bunun gelişmekte olan ülkelerdeki sonucu; “her şeyin en iyisi Batı uygarlığındadır”, “yayınlamazsam yok olurum” koşullanmaları ile yetişen, çoğu kez ülkesindeki olanakların ötesinde çalışmak zorunda kalan, başkalarının sorduğu sorulara yanıt ararken kendi toplumunun sorunlarından kopan ve halkına yabancılaşan bir bilimci tipinin ortaya çıkmasıdır.

Akademik yükseltmelerde yüksek puan toplamak, uluslararası bilimsel platformda söz sahibi olmak ya da ülkemizin çağdaş bilimde ne kadar payı olduğunu herkese göstermek ... gibi gerekçelerle yapılan bilimsel çalışmaların yabancı dille yazılıp yabancı dergilere gönderilmesi sonuçta belki bu amaçlara ulaşılmasını sağlayacaktır ama bu gidişle kazanan Türkiye değil, özünden başka bir şeye dönüşmüş bir topluluk olacaktır.

Yabancı yayın paniği ülkemizde üretilen bilgiyi ancak belirli olanakları olan kişilerin yurt dışından izleyebilecekleri hale getirmiştir. Ülke içindeki kopukluk zaten sınırlı olan kaynakların bir kısmının aynı çalışmaların tekrarıyla harcanmasına yol açmaktadır. Şu anda bile, özellikle hekimlerin, bitirip yazmakta oldukları bir çalışmalarının aynısının aslında bir süre önce hastanelerinin alt katındaki bir başkası tarafından bir Japon ya da İtalyan dergisinde yayımlanmış olduğunu keşfetmeleri olağandır.

Bilimsel dergilerimiz
-------------------------

Sağlık Bilimlerinde Süreli Yayıncılık başlıklı ilk sempozyum verilerine göre ülkemizde sağlık bilimlerinde yaklaşık 350 dergi yayımlanmaktadır. Bu dergilerin yaklaşık %80’i tıp alanındadır, yayın dili yarısında Türkçe, yarısında da İngilizce’dir ve yalnız % 5’i uluslararası dizinlerde yer almaktadır.

Bu yılın Mart ayındaki listede TÜBİTAK dizininde 57 dergi vardır. İstanbul Cerrahpaşa ve Çapa tıp fakültelerinin kütüphanelerinde bu dergilerden yalnız 24’üne (Cerrahpaşa’da 21, Çapa’da 10) ulaşılabilmektedir ve ilgililerden son 5 yıldır aksamadan gelen hiçbir dergi olmadığı öğrenilmiştir. 57 dergiden ancak 36’sının “yazarlara bilgi” sayfası elde edilebilmiştir ve yayın dilinin; 13’ünde Türkçe (4’ü özel koşullarda İngilizce de kabul ediyor), 15’inde Türkçe ve İngilizce (bir dergi İngilizce yazılara öncelik veriyor) ve 2’sinin tamamen İngilizce olduğu, 6 dergide ise yayın dili konusunda herhangi bir ifade bulunmadığı saptanmıştır.

İngilizce yayımlanan 2 dergi dışında kalan 34 dergiden; 13’ünde dilin kullanımı ile ilgili hiçbir uyarı yokken, 6’sında TDK sözlük ve yazım kılavuzuna uyum, 6’sında yabancı sözcüklerin yerine Türkçelerinin tercih edilmesi, 5’inde yabancı sözcüklerin Türkçeleşmiş olanlarının okunduğu gibi-karşılığı olmayanların orijinal dilinde yazılması, 2’sinde arı bir Türkçe kullanılması ve 1’inde Türk dilinin bütünlüğünün korunması istenmekte, tek bir dergide ise dil editörünün tam yetkili olduğu belirtilmektedir.

Dizinde yer alan dergilerden Pediatrik Cerrahi Dergisi’nin 1987-2001 arasında yayımlanan 15 cildi (33 dergi) dil yönünden incelenerek yapılan bir çalışma, tüm dergiler için genelleme yapmak için yetersiz olmakla birlikte, “Tıp Dili”’nin ürkütücü oranlarda kirli ve yozlaşmış olduğunu ortaya koymaktadır (3). Bu çalışmada değerlendirilen 302 yazı başlığındaki yabancı sözcük oranı % 47, altmış dokuz yazıda metin içindeki yabancı sözcük oranı ise % 48 olarak bulunmuş, 269 yazının Türkçe anahtar sözcüklerinin % 62’sinin ve 15 Türkçe özetin sözcüklerinin % 28’inin İngilizce sözcükler olduğu belirlenmiştir.

Gerekçesi ne olursa olsun ülkemizde, özellikle tıp alanında, biraz abartırsak eski bir fıkrada “yanyana gelen iki Meksikalı darbe yapar” dendiği gibi “yanyana gelen iki Türk hekimi dergi çıkarır” denebilecek ölçüde bir dergi şişkinliği yaşandığı açıktır.


TÜBİTAK dizinine alınmış dergiler bile ulaşılabilirlik, nitelik, dil ...gibi konularda ortak noktalar taşımıyorsa ülkemizde tutarlı bir bilimsel yayımcılık politikasının varlığından bahsetmek olanaksızdır.


Çözüm için öneriler
------------------------

1. Türkçe’nin bilimde de yetkin hale getirilmesi için çalışmalar hızlandırılıp yaygınlaştırılmalı; bilimsel toplantılarda “Dil Oturumları” yapılmalı, dergilerde “Dil Köşeleri” ve anketleri yer almalı, dergi hakemlerinden yazıların bilimsel içeriği kadar dilsel içeriğini de değerlendirmeleri istenmeli, kongre özet kitapçıklarından ders kitaplarına kadar basılacak her bilimsel malzeme içerik kadar dil yönünden de denetlenmeli, Türkçe’nin kavram-terim yönünden zenginleşmesine katkıda bulunabilmek amacıyla klasik bilimsel yapıtların dilbilimcilerin de katkılarıyla Türkçe’ye çevrilmesine başlanmalıdır.

2. Dergilerin sayısı azaltılmalı, ilkeleri daha net ve tutarlı şekilde belirlenmiş bir TÜBİTAK dizini çatısı altında, her alanda az sayıda ama yüksek nitelikli, doğru Türkçe kullanılan, geniş İngilizce özet içeren dergiler çıkarılmalı ve bu dergilerin uluslararası dizinlere girmesi için çalışılmalıdır.

Şimdiye dek çizilen tablonun karamsarlığına karşın ülkemizde Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü hazırlanmaya başlanması, Türkçe Tıp Terimleri Çalıştayı toplanması ve şu anda ikincisine katıldığımız Süreli Yayıncılık Sorunları Sempozyumları gibi güzel işlerin de yapılmakta olması sorunlarımızın çözülebileceği umudunu sürdürmemizi sağlamaktadır.


Kaynaklar
1. Şakire Pöğün: Bilimi sulandırma çabaları. Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi (CBT). Nisan 1995
2. Bahattin Baysal: Türkiye’de bilimsel dergiler. CBT. Mayıs 1998
3. Serdar Sander: Yazdığımız dil. Pediatrik Cerrahi Dergisi. 17:6-11,2003
4. Ahmet Can: Lisans dersleri İngilizce verilmeli mi? CBT. Mart 2002
5. Mehmet Y.Yılmaz: Beni böyle sev, seveceksen... Milliyet. 14.2.2003
6. Yusuf Çotuksöken: Türkçe üzerine-I: Denemeler ve eleştiriler. Papatya Yay. İstanbul, 2002
7. Ali Dündar: Cumhuriyetin 80.yılında dilimiz/düşüncemiz.Türk Dili Dergisi.98:3-5,2003
8. Süreyya Ülker: Antalya’da tıp dili oturumu. Türk Dili Dergisi.97:18-19,2003
9. John Tomlinson: Kültürel emperyalizm: Eleştirel bir giriş. Papatya Yay. İstanbul,1999
10. Rita Urgan: 3.Dünya ülkelerinde bilimin yok oluşu (Scientific American’dan çeviri). CBT, Eylül 1995
11. Emine Bağcı: Bilimsel dergiciliğin yeniden yapılanması için öneri. CBT. Temmuz 2003

---------
Kaynak: SAĞLIK BİLİMLERİNDE SÜRELİ YAYINCILIK - 2004
http://uvt.ulakbim.gov.tr/tip/sempozyum2/ssander.pdf


[Değişiklik saati 2013-09-16 19:33 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Dil Devrimini Düşünürken" Sep 21, 2013

--Yazı alıntıdır--

Yazan: Prof. Dr. Ahmet Kocaman


Dil ulus olmaktan da önce insan olmanın en önemli belirtkesidir; birkaç yazıda yineledim, bir kez daha yineleyelim; Afrika'da yenidoğan kuntu'dur, ancak konuşunca muntu (insan) olur.Yıllardır bunun bilincinde olan uluslar ve kişiler dillerine bu nedenle önem verirler; Osmanlı aydını, ne yazık ki bu bilinçte olmadığı için Türkçeyi Arapça ve Farsça'nın insafına terk etmiştir.
... See more
--Yazı alıntıdır--

Yazan: Prof. Dr. Ahmet Kocaman


Dil ulus olmaktan da önce insan olmanın en önemli belirtkesidir; birkaç yazıda yineledim, bir kez daha yineleyelim; Afrika'da yenidoğan kuntu'dur, ancak konuşunca muntu (insan) olur.Yıllardır bunun bilincinde olan uluslar ve kişiler dillerine bu nedenle önem verirler; Osmanlı aydını, ne yazık ki bu bilinçte olmadığı için Türkçeyi Arapça ve Farsça'nın insafına terk etmiştir.

Cumhuriyeti en başta halkın aydınlanması olarak gören Atatürk ve arkadaşları ise dil konusunu gündemlerinin en başına almışlardır; önce harf devrimi yapılmış, öğretim birliği yasası çıkarılmış ve 1932'de Dil Kurumu'nun (önce Türk Dili Tetkik Cemiyeti) kurulmasıyla bu düşünce kurumsallaşmıştır, çünkü çok iyi bildikleri bir şey vardı Cumhuriyeti kuran yurtseverlerin: Avrupa'da Yeniden doğuş (Rönesans) hareketinin, aydınlanmanın, laikliğin başlaması da Avrupa uluslarının Latince ve Yunancanın egemenliğinden kurtulmalarıyla olanaklı duruma gelebilmiştir.

Bu anlayış doğrultusunda o dönemdeki kıt olanaklarla, ancak çağdaş değerlere inanmış yurtsever öğretmen, memur ve aydınlar aracılığıyla halkın dilinde yaşayan binlerce sözcük ve deyiş derlenmiş (Derleme Sözlüğü), ayrıca eski kaynaklardan değişik Türk lehçe ve ağızlarından sözcükler de bunlara eklenerek (Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü) Türkçenin varsıllığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çabalar sonucu ve eğitimde, en başta Köy Enstitüleri gibi çağdaş okullarda, Türkçenin önemsenmesi sonucu Türkçe toplumda hak ettiği yeri almıştır; böylece 1930'larda %35'lerde olan kullanımdaki Türkçe sözcük sayısı 1980'lerde % 80'lere ulaşmıştır; eğitim dili ve bilim dili büyük ölçüde Türkçeleşmiştir. Cumhuriyet aydını Sabahattin Eyüboğlu'nun deyişiyle'Halk dilinin bilim dili olması sömürülenlerin sömürenlere karşı bir zaferidir.' (Eyüboğlu 1977, 337) Gerçekten de asıl yapılmak istenen ve günümüzde de henüz tam anlamıyla başarılamayan bilim dilinin, eğitim dilinin, terimleri ayrı tutarsak, halk diline, genel iletişim diline yaklaştırılmasıdır.

Elbette bu aşamaya gelinmesi de kolay olmamıştır. Bir yandan Cumhuriyeti bir türlü içine sindiremeyenler, öte yandan rahatı bozulan yarım aydınlar Türkçeleşmeyi gözden düşürmek için ellerinden geleni yapmışlar, 12 Eylülde TDK'yi özerk yapısından uzaklaştırarak kurumsallaşmanın önünü kesmişlerdir. Dil devrimin de yeterli düzeyde başarıya ulaşamamanın elbette birçok nedeni var; bunlar arasında dil devrimini salt sözcük değişimiyle özdeşleştirmenin payı da unutulmamalıdır; dil devrimiyle elbette en çok uğraşılan iş yabancı sözcüklere Türkçe karşılıklar bulmaktı, ama nedense en iyi niyetli Türkçeciler bile, ne yazık ki günümüzde de, dilin salt sözcüklerden oluşmadığını, sözcüklerin dili oluşturan temel birimler olmakla birlikte bütünün ancak parçaları olduğunu unuttular ve yabancı sözcük yerine Türkçesini yerleştirerek konuyu çözümlemeye çalıştılar. O zaman karşımıza 'çay almak, kahvaltı almak, banyo almak betik almak, dinlence yapmak gibi çarpık anlatımlar çıktı; daha kötü niyetliler sözlüklerde hiçbir zaman görünmeyen kimi uyduruk sözcük karalamalarını da dil devriminin malı gibi gösterdiler.

Günümüzde durumun daha iyi olduğunu söyleyemeyiz. Devlet kurumu TDK'nin dil devrimini dert etmemesi bir yana, toplum yaşamındaki Batılı yaşam biçimine özentinin getirdiği çarpıklık Türkçeyi yeniden sıkıntıya sokmaktadır; Avrupa kentlerini görenler bilirler, duyurularda yabancı sözcükler anadilden sonra gelir ve kamusal alanlarda bunlar nerdeyse hiç görünmez; bizde ise durum ortada, Türkçeyi, hele doğru Türkçeyi bulmak için epeyce uğraşmak gerekir. Türkçeye karşı sorumluluklarımızı bir kez daha anımsayalım:

1. Dil devrimi bitmemiştir; düşünsel bulanıklıktan kurtulmak, bilincimizi diri tutmak, ezberlemek yerine anlamak istiyorsak bıkıp usanmadan Türkçe için savaşım vermek zorundayız.

2. Aydın kesimin sorumluluğu daha büyüktür; toplumsal sorumluluk halk diline uzak durarak sağlanamaz; Yunus Emre'den, Karacaoğlan'dan ve Anadolu insanının yapmacıksız dilinden öğrenilecek çok şey olduğunu en başta okumuşların anımsaması gerekir.

3. Eğitim, Türkçemizin doğal biçimiyle kullanılıp yayılması için en uygun ortamı sağlayan etkinliktir; yabancı dili, daha doğrusu yabancı dilde eğitimi, eğitimin birincil konusu haline getirme uğraşlarını bir yana bırakarak Türkçenin iletişim ve bilim dili olarak gelişmesini sağlamak en başta eğitimcilerin görevidir.

4. TDK'nin yeniden özerk yapısına ve işlevine kavuşturulması da Türkçeleştirmedeki kurumsallaşmanın sağlanması açısından önem taşımaktadır.
Türk Dil devrimi birçok ülkeye örnek olmuş toplumsal ve bilimsel temelli bir etkinliktir; en başta bilim insanlarının, cumhuriyet aydınlarının ve Türkçe sevgisi taşıyan herkesin, ülkemizin aydınlanma çabalarının yeniden hız kazanması, eğitimin, iletişimin yapaylıktan kurtulması için, Atatürk'ün ve Cumhuriyetin bu önemli değerine sahip çıkması günümüzde daha çok önem kazanmıştır.


Eyüboğlu, S. 'Dil devrimimiz üstüne,' Mavi ve Kara, (içinde) Çağdaş Yayınları 1977, İstanbul.
*Ufuk Üniversitesi, Eğitim Fakültesi
------
Kaynak: http://turkdilidergisi.org/
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Dile Saygı İnsana Saygıdır" Sep 21, 2013

--Alıntıdır--

Yazan: Prof. Dr. Ahmet Kocaman*
------------------------------------------


İnsanın en belirleyici özelliği nedir diye sorulsa birçok yanıt bulunabilir bu soruya; kimileri hayvanların öncelikle duyguları, insanların düşünceleri olduğunu, daha doğrusu insanda düşüncenin ağır bastığını öne sürer. Spinoza 'insan toplumsal bir hayvandır' diye ekler; Aristo toplumsallığa yeni bir boyut ekleyerek, 'insan doğası ger
... See more
--Alıntıdır--

Yazan: Prof. Dr. Ahmet Kocaman*
------------------------------------------


İnsanın en belirleyici özelliği nedir diye sorulsa birçok yanıt bulunabilir bu soruya; kimileri hayvanların öncelikle duyguları, insanların düşünceleri olduğunu, daha doğrusu insanda düşüncenin ağır bastığını öne sürer. Spinoza 'insan toplumsal bir hayvandır' diye ekler; Aristo toplumsallığa yeni bir boyut ekleyerek, 'insan doğası gereği politik bir hayvandır' saptamasında bulunur (insan ve insanlıkla ilgili deyişler için bkz Üster 2010). Daha onlarca betimleme bulunabilir bu konuda, ancak hiçbiri insan konuşan yaratıktır (homo loquens)' belirlemesinden daha kuşatıcı ve belirleyici değildir. Değerli düşünür N. Uygur'un sözlerini yinelersek, 'dil gibi yaygın bir insan görünümü azdır yeryüzünde... Dil kadar kesintisiz yeryüzünü kaplayan bir insan başarısı daha yok. Dilsiz olamıyor insanlar. İnsanın öbür adı konuşan olmalı' (Uygur.1989, 9-12)

Gerçekten de insanın en değerli, en saygıdeğer varlığıdır dil ama işte sorun da burada. İnsanoğlu yeterli özeni göstermiyor bu değerli varlığa; öyle olmasa, her yıl, onlarca insan dilinin yok olup gitmesine seyirci kalır mıydı insanoğlu? Haydi diyelim bireyin gücü bu kadarına yetmez; insan dillerinin korunması, yaşatılması daha büyük ölçekli toplumsal, bilişsel çaba gerektirir; peki, kendi diline, kullandığı, düşünce ürettiği ortak dile karşı da sorumluluğu yok mu herkesin? Bu sorumluluğu duyanlar kuşkusuz var ama yeterli mi? Öyle olsa kitle iletişim araçlarında, bilim dilimizde, gündelik iletişim dilinde bu denli kargaşa olur muydu? Toplumda ve kişisel düzeyde yanlış anlaşılmaların, gereksiz çekişmelerin, düşünce dünyamızdaki kısır döngülerin en önemli nedeni dilimiz, Türkçemiz, konusunda yeterli duyarlığı göstermeyişimizdir. Yakınmak yerine sürekli sorgulamalıyız kendimizi bu konuda; toplumsal olduğu kadar bireysel sorumluluğumuz da var; bunu görmezlikten gelemeyiz. Birlikte düşünelim neler yapabileceğimizi.

En başta Türkçe konusundaki eksiklerimizin ayırdına varmalıyız. Bunu yapabilmenin en kestirme yolu dil duyarlığı olan, Türkçeye özen gösteren yazarları sürekli okumak ve dostlarımızı da bu konuda yönlendirmektir; bu konuda sürekli uyanıklık ve öncelikle kendimize yönelik özeleştiri birçok güçlüğün üstesinden gelebilir. Türkçe sevgisi ortaklığa dönüşebilirse süreklilik kazanabilir ve ancak böyle ortak değerlerimizi çoğaltabilir ve paylaşabiliriz.

Dil konusunda duyarlı kurumları, dernekleri, yayınları, dergileri desteklemek de hem kişisel, hem de toplumsal sorumluluğumuzdur. TDK'nin eski özerk konumunu kazanması için siyasal erki uyarmak da hepimizin görevidir.

Dilbilimcilere, Türkçe dostlarına düşen önemli bir görev de Anadolu Türkçesinin yaşayan değerlerini genel iletişim diline kazandırmak için çaba göstermektir; yıllarca önce, bilişim olanaklarının adının bile geçmediği dönemlerde Halk Ağzından Derleme Sözlüğü yoluyla yüzlerce aydınlık sözcüğü dilimize kazandıran çabalar günümüzde de gösterilemez mi? Üstelik kitle iletişim araçları ile giren yüzlerce çarpık yabancı sözcükle başa çıkmak için bu çaba daha da önemli. Bu yolla kimilerince sınırlı diye nitelenen Türkçenin sözvarlığındaki varsıllık daha da iyi anlaşılacaktır.

Türkçenin en önemli özelliklerinden birisi de sözcüklerinin saydam olmasıdır; başka bir anlatımla, kök ve eklerin anlamları arasındaki bağıntı açıkça görülebilir. (Örneğin meslek anlatan -CI yapım eki balık, fırın, kitap vb sözcüklere eklendiğinde Türkçeyi ilk kez öğrenen kimse bile kolayca fırıncı, ekmekçi ve kitapçının meslek anlattığını anlayabilir.)

Derleme Sözlüğünden birkaç örnekle Türkçe sözcüklerin bu saydam görünümlerini pekiştirebiliriz: açkı ( anahtar), ağcıl (beyazı çok), ağdırık (şımarık, kibirli), biliş tanış (tanıdık), burmaca (kapı mandalı), buyurgan (kaynana), beterleme (azarlama) uçlanmak (yararlanmak), yataklık (karyola), yeni dünya (yeni doğan çocuk) yenik (zimmet, açık), yüzlü (şımarık), yüzü kara (utançlı).

Birkaç da deyim ekleyelim: adımını tek atmak (tedbirli davranmak), ağız eskitmek (çene yormak), ağız tadı (dirlik düzenlik), bakım bakmak (fal bakmak), ucu gelmek (bitmek), uyarına gitmek ( uysal davranmak).

Şimdi böylesine aydınlık bir dilin düşünce dünyamıza ne denli güç katacağı ortadayken yeniden Osmanlıca hevesine kapılmak, İngilizcenin tutsağı olmak Türkçe dostlarına yakışmıyor.

Bilim insanlarının sorumluluğu daha da büyüktür. Ülkemizin bilim yolunda ilerlemesi ne denli önemliyse, bunun Türkçemiz aracılığıyla bütün topluma yayılması da o denli önemlidir ve bu sorumluluk bilim insanlarının omuzlarındadır. Batının bilim yolunda ilerlemesi Yenidendoğuştan (Rönesanstan) sonra Avrupa'da ulusal dillere ağırlık verilmesiyle başarılmıştır. Bizim de bilimi ülkemizde egemen kılmamız, insanımızı hurafelerden kurtarmamız ancak Türkçenin aydınlığıyla başarılabilir. İnsana, kendimize, ulusumuza saygı ancak Türkçeye, ortak dilimize saygıyla olanaklıdır.


Derleme Sözlüğü, TDK, 1979.
Uygur, N (1989) Dilin Gücü. Ara yayıncılık, İstanbul.
Üster, C (2010) Sözün Özü. Can yayınları, istanbul.


* Ufuk Üniversitesi, Eğitim Fakültesi.

------
Kaynak: http://turkdilidergisi.org/
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Atasözleri Hakkında Genel Bilgi" Oct 26, 2013

--Alıntıdır--

Gönderen: Sun 20 Nov 2005
-----------------------------------

a) Tanımı
Atalarımızın uzun gözlem ve tecrübeler sonunda vardıkları hükümleri hikmetli düşünce, öğüt ve örneklemeler yoluyla kısa ve kesin olarak anlatan, birçoğu mecazî anlam taşıyan, eskiden beri söylenegelmiş özlü söz (darb-ı mesel, kelâm-ı kibar, hikmet, ulular sözü, ata-baba sözleri, deyişat).

b) Özellikleri
1. Çoğun
... See more
--Alıntıdır--

Gönderen: Sun 20 Nov 2005
-----------------------------------

a) Tanımı
Atalarımızın uzun gözlem ve tecrübeler sonunda vardıkları hükümleri hikmetli düşünce, öğüt ve örneklemeler yoluyla kısa ve kesin olarak anlatan, birçoğu mecazî anlam taşıyan, eskiden beri söylenegelmiş özlü söz (darb-ı mesel, kelâm-ı kibar, hikmet, ulular sözü, ata-baba sözleri, deyişat).

b) Özellikleri
1. Çoğunlukla halkın ortak bilgeliğini dile getirirler. Bu bakımdan anonim bir nitelik taşırlar. Daha çok sözlü gelenek içinde nesilden nesile geçerek yaşarlar.
2. Atasözleri zaman içinde ve bir kural dahilinde kalıplaşmış sözlerdir. Ne biçimi bozulabilir, ne de kelimelerin yeri değiştirilebilir.
3. Atasözleri diğer anonim halk edebiyatı ürünleri gibi doğmuştur. Başlangıçta bir söyleyeni olmuş, sonra bu söyleyen unutulmuş, daha sonra ise halk ortaya çıkan bu sözü benimsemiş, ardından da kendi düşünce gücü ve zevkiyle yoğurup işlemiştir.
4. Atasözlerinin bir kısmı ölçülü ve kafiyelidir. Bir mısra biçiminde olmasalar da bazı nazım özellikleri taşırlar (iç kafiye, son kafiye, aliterasyon vb.):
Her zaman papaz pilâv yemez. (Aliterasyon)
Kuş iki kanat bir kuyruk, ona dahi yel buyruk. (Son kafiye)
5. Atasözlerinin kimi gerçek anlamda; kimisi de başta mecaz olmak üzere cinas, intak, kinaye, teşbih, tezat gibi söz sanatlarıyla süslenerek kullanılmıştır:

Dost ile ye iç, alış veriş etme. (Gerçek)
Bugünün işini yarına bırakma. (Gerçek)
Baba malı tez tükenir, evlât gerek kazana. (Gerçek)
Sana vereyim bir öğüt: Kendi ununu kendin öğüt. (Mecaz)
Damlaya damlaya göl olur. (Mecaz)
Acı patlıcanı kırağı çalmaz. (Mecaz)
Dilim seni dilim dilim dileyim... (Cinas)
Yerine düşmeyen gelin, yerine yerine eskir. (Cinas)
Güvenme varlığa düşersin darlığa. (Tezat)
İstediğini söyleyen, istemediğini işitir. (Tezat)

6. Kimi atasözleri çok kısaltılmış hikâye, fıkra, karşılıklı konuşma biçiminde oluşturulmuştur:

Deveye sormuşlar: “Boynun neden eğri?” “Nerem doğru ki...” demiş. (Konuşma)
İt ite buyurmuş, it de kuyruğuna. (Hikâye)

7. Ortak dilde, bütün yurtta geniş kullanım alanı bulunan atasözlerinin yanı sıra, bir bölgede ya da dar bir alanda kullanılan mahallî atasözleri de vardır.
8. Anlam yönünden birbiriyle çelişkili gibi görünen atasözleri de vardır. Bu durum atasözünün söylendiği dönem, söylenme amacı, psikolojik ortam, söyleyen kişi ve atasözünün söylendiği çevreyle yakından ilgilidir. “Düşüne düşüne görmeli işi, sonra pişman olmamalı kişi.” / “Sirkeyi, sarımsağı düşünen paça yiyemez.” atasözleri ile “İyilik eden iyilik bulur.” / “İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı.” atasözlerinde olduğu gibi.
9. Atasözleri nesirlerde öz, biçim ve dil yönünden bozulmadan kullanılmış, ancak kimi manzum eserlerde ölçü ve kafiye zoruyla bozularak kullanılmıştır:

Aşk ağlatır dert söyletir insanı.
Öz ağlarsa göz de ağlar demişler. (Bozulmamış)

Hemişe arpasını deme heyhat
Bil, özü artırır yüğrük olan at. (Bozulmuş)

10. Birbirinden ayrı düşmüş Türk ağızlarındaki ortak atasözlerinin aynı kaynaktan geldiği son derece açıktır:

Zaz bar, kis bar, asık kanday ne is bar. (Karakalpak)
(Yaz var kış var, ivecek ne iş var.)

Kılıç yarası sayalar, dil yarası sayalmaz. (Azerbaycan)
(Bıçak yarası ovulmaz, dil yarası onulmaz.)

11. Türk ağızlarındaki atasözlerinin yalnız kelime hazinesi, kelime sırası, üslûp özellikleri yönünden değil, fikir ve konu yönünden de ortak oldukları görülür. Bu ortaklık, açlık, aile, bilgi, birlik, çalışma, doğruluk, dost-düşman, dünya, eğitim, gençlik-ihtiyarlık, gönül, görgü, güzel-güzellik, hastalık-sağlık, hayvan, iktisat, insan-insanlık, iş, iyi-iyilik, sabır, yiğit-yiğitlik, zenginlik- fakirlik...gibi alanlara kadar uzar.

c) Atasözleri ile deyimleri ayırabilmek
Atasözleri ile deyimler arasında kimi benzerlikler vardır kuşkusuz. Deyimler de atasözleri gibi kalıplaşmış sözlerdir, mecaz anlam taşırlar ve anonim bir nitelik gösterirler. Ancak ayrıldıkları noktalar da belirgindir. Deyimler anlatıma güzellik, canlılık ve çekicilik katmak için kullanılırlar. Bu bakımdan genel kural niteliği taşımazlar. Atasözleri ise genel kural niteliği taşırlar; yol göstermek, ders ve öğüt vermek amacı güderler. Sözgelimi “Al malın iyisini, çekme kaygısını.” atasözü, netleşmiş bir genel kuraldır. Denenmiş, uygulanmış, her zaman ve herkes için doğru olan bir genel kural niteliğinde biçimlenmiştir. Oysa “Göze batmak” sözünde genel bir kural yoktur. Çünkü her zaman, bakanları rahatsız edecek gibi uygunsuz ve aykırı görünmek mümkün değildir. Öte yandan, deyimler bir cümlede kullanılacak söz içinde yer alırlar; atasözleri ise, kendileri cümle yapısında olduğundan cümle içinde değil, cümle arasında kullanılır.

d) Atasözleri ile öz deyişleri (vecize) ayırabilmek
Atasözleri ile öz deyişler de gerek biçim, gerek konu bakımlarından birbirlerine benzerler. Ama onları birbirinden ayıran kesin bir ayırım da yok değildir. O da şudur: Öz deyişlerin söyleyenleri belli, atasözlerinin söyleyenleri belli değildir. Dolayısıyla öz deyişler kişinin, atasözleri ise halkın malıdır.



ATASÖZLERİNİ AÇIKLAMA

Edebî olarak açıklama, manası herkesçe anlaşılmayan kelimeler, deyimler, mazmunlar, telmihler, tarihî ve içtimaî hadiseler hakkında bilgi vermedir. Dolayısıyla kapalı, ne dediği herkesçe bilinmeyen, kavranması güç bir atasözünü anlaşılır hâle getirme işine de “Atasözünü açıklama” denir.
Karşımıza çıkan bir atasözünü açıklamaya geçmeden önce şu noktalar dikkatle ele alınmalıdır:

1. Unutulmamalıdır ki kimi atasözleri gerçek, kimi atasözleri de mecaz anlamda kullanılırlar. Öncelikle atasözünün gerçek anlamlı mı, mecaz anlamlı mı olup olmadığı araştırılıp belirlenmelidir. Çünkü açıklamanın yerinde, yanlışa kapılmadan, sağlıklı açıklanabilmesinin ilk anahtarı bu belirlemedir.

2. Belli ki her atasözü, bir hükmü bildiren özlü sözdür. Ancak her atasözünün de dayandığı bir temel, bir ana madde, bir öz vardır. Bunun da ikinci aşamada bulunması şarttır. Çünkü atasözünün (yani konunun) asıl incelenecek, üzerinde durulacak, temel alınacak, açıklanacak yanı burasıdır. Atasözünün ana maddesinin tam olarak ortaya çıkarılmaması, açıklayıcıyı ters bir yola, yanlış bir izaha sürükler. Hemen belirtelim ki, bir atasözünün ana maddesi, yani özü birkaç kelimeden ibarettir. Sözgelimi:
“Umut fakirin ekmeğidir” atasözünün ana maddesi “umut”tur.
“İşten artmaz, dişten artar” atasözünün ana maddesi “tutumluluk”tur.
“Deve boynuz ararken kulaktan olmuş” atasözünün ana maddesi “tamah (açgözlülük)”tür.
“Ağaç yaprağıyla gürler” atasözünün ana maddesi “dayanışma ve yardımlaşma”dır.
3. Üçüncü aşamada atasözünü açıklamaya yarayacak bilgilerin (özdeyiş, yakın anlamlı atasözleri, şiirler, yaşanmış örnekler, kısa fıkra ve hikâyecikler, anılar, izlenimler, gözlemler vs.) toplanması sağlanmalıdır.
4. Toplanan tüm bilgiler bir plân dahilinde sıraya konulup kullanılacak hâle getirilmelidir.
5. Kimi açıklama türlerinden (tanımlama, örnekleme, karşılaştırma, tanık ve kanıt gösterme) yararlanacak uygun bir plân dahilinde açıklamaya geçilmelidir.
6. Şurası muhakkak ki açıklama yaparken “Ana maddeden ayrılmamak, ana madde çevresinde sıralanan yardımcı düşüncelerin ana madde ile uygunluğunu sağlamak, anlatımı ilgi çekici bir üslûpla ele almak” (yani birlik, denge, canlılık) da daima akılda tutulacaktır.

---------
Kaynak: http://www.turkcedersi.gen.tr/modules/articles/article.php?id=68
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Atasözleri Hakkında Bilgi" Oct 26, 2013

--Alıntıdır--

kulturelbellek Temmuz 28, 2012



Atasözleri; Bir öğüdü, bir davranış kuralını, bir yargıyı kısa ve kesin bir dille anlatan ve eskiden beri söylenilegelen ilkeleşmiş tümceler.

Halkın bilgeliğini dile getiren böyle sözler her ulusun dilinde vardır. Kutsal Kitap’larda, Eski Yunan ve Roma eserlerinde birçok atasözüne rastlanır. Özellikle sözlü edebiyatın yaygın olduğu çağlarda atasözlerinin şii
... See more
--Alıntıdır--

kulturelbellek Temmuz 28, 2012



Atasözleri; Bir öğüdü, bir davranış kuralını, bir yargıyı kısa ve kesin bir dille anlatan ve eskiden beri söylenilegelen ilkeleşmiş tümceler.

Halkın bilgeliğini dile getiren böyle sözler her ulusun dilinde vardır. Kutsal Kitap’larda, Eski Yunan ve Roma eserlerinde birçok atasözüne rastlanır. Özellikle sözlü edebiyatın yaygın olduğu çağlarda atasözlerinin şiir, masal, şarkı, destan ve hikâyeler içinde geniş ölçüde yer aldığı görülür. Türkler sözlü edebiyat dönemindeyken atasözlerini daha çok bu anlatımların başında ve sonunda kullanırlardı. Oğuz ve Kırgız destanlarında bu çeşit örnekler çoktur. Dede Korkut hikâyelerinde birçok atasözü vardır. Divanü Lûgat-it-Türk’te ise 291 atasözüne rastlanır. Edebî eserlere çok sayıda atasözü katma geleneği XV. yüzyıldan sonra görülmeğe başladı. XIX. yüzyılda batı edebiyatıyla ilgilenen aydınlar atasözlerine çok önem verdiler. Şinasî Durubi Emsali Osmaniye (Osmanlı Atasözleri) adlı eserinde 2 000 atasözünü ve deyimi biraraya getirdi. Ahmet Vefik Paşa içinde 4 300 atasözü ve deyim bulunan bir eser yazdı. Çağdaş derlemelerse pek çoktur.

Atasözleri her ulusun özel dilvarlığıdır. Bir ulusun düşünceleri, yaşayışı, inanışları, gelenekleri en iyi, atasözleriyle belirir. Bir atasözünün ilk taslağı belki bir kişi tarafından ortaya atılmıştır ama, zamanla başkalarının ağzında söylene söylene yapılan eklemeler ve değiştirmelerle o söz herkesçe beğenilen bir biçim almış ve sonunda toplumun ortak malı olmuştur.

Atasözlerinin Özellikleri

1. Atasözleri kalıplaşmış sözlerdir. İçindeki kelimelerin yerine başkaları konamayacağı gibi, sözdiziminin biçimi de bozulamaz. Örneğin; Derdini saklayan derman bulamaz yerine derdini saklayan ilaç bulamaz veya bulamaz derman derdini saklayan v.b. denemez.

2. Atasözü kısa ve özlüdür. Az kelime ile çok şey anlatır: Ak akçe kara gün içindir, Balık baştan kokar, Dikensiz gül olmaz v.b. Ayrıca atasözleri en çok geniş zaman kipi ile, bazen de emir kipi ile söylenir: Âlet işler el övünür, Bana dokunmayan yılan bin yaşasın v.b.

3. Bazı atasözleri sosyal olayları, bazıları ise doğal olayları uzun gözlem ve deneylerin sonucu olarak genel bir kural biçiminde belirtir: Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür, «Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır v.b.

4. Bazı atasözleri doğrudan doğruya ahlâk dersi ve öğüt verir, yol gösterir: Ayağını yorganına göre uzat, Bugünkü işini yarına bırakma, «Korkunun ecele faydası yoktur v.b.

5. Bazı atasözleri töre ve gelenek, bazıları bir inanış bildirir: Kızım dövmeyen dizini döver, Akacak kan damarda durmaz v.b.

Türk atasözlerinin en zengin kaynaklarından biri de, Dede Korkut hikâyeleridir. Oğuz ve Kırgız destanları, Divanü Lûgat-it-Türk v.b. yazılı kaynaklar yanında, sözlü edebiyatta da atasözlerine çok rastlanır.

----------
Kaynak: http://www.kulturelbellek.com/atasozleri-hakkinda-bilgi/
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Atatürk’ün Türk Dili İle İlgili Özdeyişleri Oct 26, 2013

--Alıntıdır--


“Türk demek Türkçe demektir ne mutlu Türküm diyene!

“En iyi savunma yöntemi saldırıdır. Bu durumda dil alanında türemiş yabancılıklara saldıralım ağacı bir kez silkeleyelim: Görelim hangi çürükler düşecek kalan sağlamlar bakalım ne kadardır? Dökülmeyenler özleri ve arınmışları bulununcaya dek biraz daha işe yarayabilir geçici olarak!”

“Türk Dilinin özleştirilmesi varsıllaştırılıp ka
... See more
--Alıntıdır--


“Türk demek Türkçe demektir ne mutlu Türküm diyene!

“En iyi savunma yöntemi saldırıdır. Bu durumda dil alanında türemiş yabancılıklara saldıralım ağacı bir kez silkeleyelim: Görelim hangi çürükler düşecek kalan sağlamlar bakalım ne kadardır? Dökülmeyenler özleri ve arınmışları bulununcaya dek biraz daha işe yarayabilir geçici olarak!”

“Türk Dilinin özleştirilmesi varsıllaştırılıp kamuoyuna bunların benimsetilmesi için bütün yayın araçlarından yararlanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna özen gösterebilmeli, konuşma dilimiziyse uyumlu güzel bir duruma getirmeliyiz”

“Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı böylece yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır”

“Batı dillerinin hiçbirinden aşağı olmamak üzere onlardaki kavramları anlatacak keskinliği açıklığı taşıyan Türk bilim dili terimleri türetilecektir”

“Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Bütün dallarda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel uyumlu dilimizi kullansınlar”

“Dil devriminin amacı Türk Dili’nin kısırlaştırılması değil genişletilmesidir. Amacımız Türk Dilinin öz varsıllığını ortaya çıkarmak onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir”

“En güzel ve ileri bir iş olarak türlü bilimlere ilişkin Türkçe terimler türetilmiş ve bu yolla dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Okullarımızda eğitimin Türkçe terimlerle basılmış betiklerle başlamış olmasını kültür yaşamımız için önemli bir olay olarak belirtmek isterim”

“Türk Dili’nin kendi benliğine özündeki güzellik ile varsıllığına kavuşması için bütün devlet kurumlarımızın özenli ilgili olması başkoşuldur”

“Türk Dili varsıl geniş bir dildir Bütün kavramları anlatma yetisi vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak bulmak toplamak onlar üzerinde işlemek gereklidir”

“Yeni Türkçe sözcükler önerebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Ancak bunları Türk Dili’nin olgunlaşma akışı içinde yapmalıyız”

“Türk ulusu ile Türk Dilini uygarlık tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz”

“Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini betiklere kitaplara vermeseydim şu anda yaptığım işlerden hiçbirini yapamazdım. Daha çocukken dersler betikler arasında yuvarlanırken sezerdim ki bu dilin bir gereksinimi var O gereksinimin ne olduğunu nasıl elde edileceğini bilmezdim ancak kesinlikle bir şeyler yapmak gerektiğini sezerdim”

“Ulusal bilincin ayakta kalabilmesi uyanık bulunması için dil ile tarih uğrunda çalışmak zorundayız”

“Yaşamak isteyen uluslar tarihleri ile tarihlerini her alanda yaşatan dillerine sağlam sarılırlar. Dilbilim tarihin en uzak en karanlık köşelerini aydınlatır. Türk tarihi Türk ırkını ancak deneysel bilim belgeleriyle bulur Türk Dili bunlardan en önemlisidir. Türk’ün tarihsel varlığı ile bu varlığın yeryüzündeki yaygınlığını özelikle Türk Dili’nin özgünlüğü çok açık bir kesinlikle göstermektedir”

“Kültür işlerimiz üzerine ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da Türk tarihini doğru temelleri üzerine kurmak öz Türk Dili’ne değeri olan genişliği vermek için yürekten çalışılmaktayız”

“Bizim ulusalcılığımızın esası dil birliğimizin korunmasıyla olanaklı olacaktır Türkçe bütün Türkiye’ye egemen olmalıdır”

“Sonsal nihai hedefimiz yalnız Anadolu Türklerinin değil bütün Türklerin ortak Türkçesini yaratmaktır. Türkçe bütün Türkiye’ye ve Türk dünyasına egemen kılınacaktır”

“Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve varsıl olması ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili dillerin en varsıllarındandır yeter ki bu dil bilinçle işlensin”

“Ülkesi ile yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır”

“İnanıyorum ki Türk ulusu Kuran’ı kendi anadilinde okursa asıl benimsediği dinin özünü daha bir derinden ve daha bir bilinçle kavramış olacaktır”

“Türk ulusunun dili Türkçedir. Türk Dili dünyada en güzel en varsıl zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili Türk ulusu için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk ulusu geçirdiği sonsuz yıkımlar içinde ahlakını, göreneklerini, anılarını, çıkarlarını kısacası bugün kendini ulus yapan her niteliğinin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili, Türk ulusunun yüreğidir beynidir”

“Kesinkes bilinmelidir ki Türk ulusunun ulusal dili ile ulusal benliği bütün yaşamında egemen ve temel olacaktır”

“Türk demek dil demektir. Ulus olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk ulusundanım diyen kişi her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir kişi Türk kültürüne ve ulusuna bağlılığını öne sürerse buna inanmak doğru olmaz”

“Türk demek Türkçe demektir ne mutlu Türküm diyene !”

Ölüm döşeğindeyken:

“Bakınız arkadaşlar ben belki çok yaşamam ancak siz ölene değin Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin bir kültür dili olarak gelişmeyi sürdürmesi yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ile Türklük uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir”


“Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı böylece yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır”

“Batı dillerinin hiçbirinden aşağı olmamak üzere onlardaki kavramları anlatacak keskinliği açıklığı taşıyan Türk bilim dili terimleri türetilecektir”

“Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Bütün dallarda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel uyumlu dilimizi kullansınlar”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Bilelim ki millî benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır (K Atatürk)
·· Türk demek dil demektir (K Atatürk)
·· Bu memleket tarihte Türktü Bugün de Türktür ve ebediyyet Türk olarak kalacaktır (KAtatürk)
·· Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır (KAtatürk)
·· Medenî olmayan insanlar medenî olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur (K Atatürk)
·· Türk çetin işler başarmak için yaratılmıştır (K Atatürk)
·· Millî varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım (K Atatürk)
·· Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin o zaferlerin yaşayacak neticeler vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir (KAtatürk)
·· Hiçbir millet diğer bir milletin yaptığı usulleri telakki ve taklit etmek cihetini iltizam etmemelidir (K Atatürk)
·· Millete efendilik yoktur Hadimlik vardır Bu millete hizmet eden onun efendisi olur (KAtatürk)


---------
Kaynak: http://www.munise.com/atasozleri-ve-deyimler/42251-dil-ile-ilgili-deyim-ornekleri-dil-ile-ilgili-atasozu-ornekleri.html

[Değişiklik saati 2013-10-26 19:39 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
" Yozlaşan Türkçemiz ve Yabancı Kelimeler" Nov 22, 2013

--Alıntıdır--


Yazan: Tahsin Türk
=============

Bu yazıyı yazma ihtiyacını, televizyonda izlediğim bir programda, ‘start almak’ diye bir kelime öbeğini gördükten sonra hissettim.

Neden yabancı start almak kelimesi yerine başlamak kelimesini kullanmıyoruz. Daha mı zor geliyor Türkçe konuşmak? Yoksa İngilizce daha mı havalı? İngilizce konuştuğumuzda karşı taraf bizi daha mı iyi anlıyor?

Televizyondan
... See more
--Alıntıdır--


Yazan: Tahsin Türk
=============

Bu yazıyı yazma ihtiyacını, televizyonda izlediğim bir programda, ‘start almak’ diye bir kelime öbeğini gördükten sonra hissettim.

Neden yabancı start almak kelimesi yerine başlamak kelimesini kullanmıyoruz. Daha mı zor geliyor Türkçe konuşmak? Yoksa İngilizce daha mı havalı? İngilizce konuştuğumuzda karşı taraf bizi daha mı iyi anlıyor?

Televizyondan bir örnek daha vereyim: Dizayn.Dizayn yerine tasarım kullansak… Zor mu gelir bize? Daha mı çekici dizayn kelimesi?

Mesela çok sevdiğimiz internet cafeler… Biz bu ‘cafe’yi ’kafe’ diye okuyoruz. Böyle okuyarak Türkçeyi katlettiğimizin farkında değil miyiz? O zaman cafeyi cafe diye okuyalım Türkçeyi katletmek yerine İngilizceyi katledelim.

Beğenmediniz mi? O zaman cafeyi kafe şeklinde yazıp okunuşunu değiştirmeyelim.

Bir de ekstra kelimesi var ya da extra mı yazmalıyız? Bunun yerine fazladan yazsak… Çok bir kaybımız olur mu? Bence olmaz ama…

Sonra birde hiç hoşlanmadığım centre ve ya center kelimesi var. Gelin biz bunun yerine merkez kelimesini kullanalım. Çok zor olmasa gerek… Alışveriş center yerine, alışveriş merkezi kullanmak daha akıllıca değil mi? Kulağa daha hoş gelmiyor mu?

Bununla ilgili daha bir sürü kelime bulabiliriz:

Mesela internette ilk karşıma çıkan kelimler

Yabancı Kökenli Türkçe Karşılık
CV Özgeçmiş, ÖG
Link Bağlantı
Center Merkez
Data Veri
Prezentasyon Sunum
Download etmek İndirmek
İzolasyon Yalıtım
Konsensus Uzlaşma
İllegal Yasadışı
Departman Bölüm
Revize etmek Yenilemek
Global Küresel
Seküriti Güvenlik
Sempatik Canayakın
Solüsyon Çözelti
Partikül Parçacık
Konsantrasyon(kimya) Derişim
Radyasyon Işınım
Dominant Baskın
Enformatik Bilişim
Ego Benlik
Softveyr Yazılım
Hardveyr Donanım
Versiyon Sürüm
Elastik Esnek
Ekstra Fazladan
Seyv etmek Kaydetmek
Printaut Çıktı
Printır Yazıcı
Doküman Belge
Text Metin
Anons etmek Duyurmak
Objektif Nesnel
E-mail E-posta, ileti
Deklare etmek Bildirmek
Deklarasyon Bildiri
Mantalite Anlayış
Dizayn Tasarım
Kriter Ölçüt
Empoze etmek Dayatmak
Proses Süreç
Sensör Algılayıcı
Fonksiyonel İşlevsel
Monoton Tekdüze
Direkt Doğrudan
Rasyonel Akılcı
Orijinal Özgün
Edvayzır Danışman
Start almak Başlamak
Fiidbek Geri bildirim
Konsept Kavram, içerik
Epruv Onay
Prestij İtibar, saygınlık
Absürt Saçma, abes
Mediko Sağlık merkezi
Kampus Yerleşke
Wörkşop Çalıştay
Laptop Dizüstü
Teori Kuram
Pozisyon Konum
Orijin Köken

Kapsamlı bir araştırma yaparsak bunun gibi birçoklarını bulabiliriz.

Bu konuda konuşunca, aklıma birçok kişinin bildiğini düşündüğüm dildeki değişimi göstermek amacı ile yapılmış şu yazı aklıma geldi:

Yıl: 1965

Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı şerifleriniz hayrolsun' dedim.

Yıl: 1975

Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.

Yıl: 1985

Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hükûm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa bir süre sonra kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı akşamlar' dedim.

Yıl: 1995

Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım. Fenâ hâlde kal geldi yâni.. Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim. Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selâm' dedim.

Yıl: 2006

Âbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni.. Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni. Ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin. 'Hav ar yu yavrum?'

Yıl: 2026

ven ay vaz si hör ; ben çok sürprays yâni öyle işte birden..hayy beybi dedim ona ama ben ay dont nowww yani âbi yaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. 'offff beybiiiii offfffff layf iz superrrrrr yaa

Farkı görebiliyorsunuz değil mi? Gerçekten de Türkçenin gidişatı bu yöndedir. Bunu engellemenin zamanı gelmedi mi?

-----------
Kaynak: http://www.boyabatgazetesi.com/?subaction=showfull&id=1214366600&archive=1231430002&start_from=&ucat=7&
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"YABANCILARA TÜRKÇENİN ÖĞRETİMİNDE TEMEL SÖZ VARLIĞININ ÖNEMİ" Nov 22, 2013

--Alıntıdır--

Yazan: Yard. Doç. Dr. Erol BARIN
-----------------------------------------

Yabancılara Türkçenin öğretimi konusu, dil öğretiminde son yıl­larda (Özellikle son yirmi yılda) çok büyük önem kazanmıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesine yönelik bu uygulamalarda, genel olarak temel, orta ve yüksek olmak üzere üç düzey belirlenmiş ve buna göre öğretim yapılmaktadır. Bu Öğretim etkinliklerinde ders kitabı
... See more
--Alıntıdır--

Yazan: Yard. Doç. Dr. Erol BARIN
-----------------------------------------

Yabancılara Türkçenin öğretimi konusu, dil öğretiminde son yıl­larda (Özellikle son yirmi yılda) çok büyük önem kazanmıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesine yönelik bu uygulamalarda, genel olarak temel, orta ve yüksek olmak üzere üç düzey belirlenmiş ve buna göre öğretim yapılmaktadır. Bu Öğretim etkinliklerinde ders kitabı ve yardımcı kitaplar ile dinleme-anlamaya yönelik ses kasetleri kullanılmaktadır. Bu materyaller ve bunlara ek olarak hazırlanması gereken sadeleştirilmiş hikâye kitaplarının, Türkçenin temel söz varlığına uygun olarak oluştu­rulması gerekir. Biz daha da ileri giderek, Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi için temel düzey ders kitaplarında kullanılmak üzere ayrı bir söz varlığının belirlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Orta düzeyde de, temel düzeydeki kelimelerin üzerine Öğretilmesi gerekenler sayısı da dahil ol­mak üzere belirlenmelidir.

Temel söz varlığını belirlerken öncelikle, organ ve akrabalık ad­larının, sayıların, günlük hayatta sıkça kullanılan isim ve fiiller ile onlarla ilişkisi olan kelimelerin, sıkça kullanılan deyimler, atasözleri ve iletişim­de önemli bir yeri olan kalıplaşmış sözlerin ele alınması gerekmektedir.

“Bir dilin söz varlığı, o dilin tarihine geniş ölçüde ışık tutmakta, yüzyıllar boyunca ortaya çıkan ses, biçim, söz dizimi ve anlam değişiklik­lerini yansıtmakta, hangi dillerin etkisiyle, ne türden değişimlerin gerçek­leştiğini göstermektedir.” (Aksan, 1996, s.11) Dolayısıyla, Türkçenin söz varlığının sağlıklı bir biçimde belirlenmesi, hem ana dili olarak hem de yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde en temel şarttır.

“Kelime hazinesinin genişliği, kişiye konuşma kolaylığı, akıcılığı ve cesareti sağlar. Bu sebeple, güzel konuşmak için kelime hazinesini geliştirmek gereklidir:” (Türkçe Eğt. ve Öğr. Kılavuzu 1986, s.219)

Ana dili olarak Türkçenin Öğretiminde, kelime hazinesini geliş­tirmek için kişinin yaş grubuna uygun kitaplar okuması tavsiye edilebilir, bulmacalar çözmesinin yardımcı olacağı söylenebilir vb. Ancak, yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde temel söz varlığının İyi belirlenmemiş olması öğretimde büyük bir sıkıntı yaratmaktadır. Birçok dilde temel söz varlığına ilişkin çalışmalar yapılıp ortaya bilimsel veriler konmuştur. Böylece, dil öğretim kitaplarının ana dili öğretimine yönelik olanlarında hangi kelimelerin yer alması gerektiği, yabancı dil olarak öğretimine yönelik olanlarında ise farklı olarak hangi kelimelerin verilmesi veya verilmemesi gerektiği konulan açıklık kazanmıştır.

Yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde, hedef kitleye temel düzeyde kaç kelime verilebilir ya da verilmelidir? Bunları belirlerken ölçütlerimiz ne veya neler olmalıdır? Bütün bu soruların cevapsız kal­maması ve temel söz varlığının belirlenmesine yönelik çalışmaların, dil öğretiminde bir işlevinin olabilmesi için öncelikle Türkçenin hedef kitle­ye ne derece öğretileceğinin iyi belirlenmesi gerekir. Bu belirlemeler için de ihtiyaç analizi (need analysis) yapılmalıdır. Eğer, amacınız bir yaban­cının Türkiye'de lisans veya lisansüstü öğrenim görebilmesini sağlayabi­lecek düzeyde bir dil öğretiminin yapılması ise belirlemeleriniz farklı, ev hanımlarına günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri düzeyde Türkçe edindirmekse belirlemeleriniz farklı olacaktır.

“Ana dili ve yabancı dil öğretiminde, öğretilecek dilin en sık ge­çen, en gerekli sözcüklerinin saptanması, bu öğretimden alınacak sonu­cun başarılı olup olmamasında rol oynamakta, öğrenen kişiye en gerekli sözcüklerin belirlenmesi konusunda, özellikle sıklık sayımlarına dayanan çalışmalar yapılmaktadır. “(Aksan, 1990, s. 19 )

Konuşma dili ile yazı dili farklılıklar gösterir.Bu sebeple, temel söz varlığını belirlerken yalnızca yazılı kaynaklara başvurmak yeterli değildir. Söz gelimi, iletişim kurmada sıkça kullanılan kalıplaşmış ifade­ler (Günaydın!, İyi günler!, Allaha ısmarladık!, Güle güle!, Hayırlı işler! vb.) yazılı metinlerde sıklık taraması yapıldığında ilk sıralarda görülme­yebilir. İletişimin temeli dil olduğuna göre, temel söz varlığını belirleme­de doğal dil esas alınmalıdır. Özellikle yabancılara Türkçenin öğretimi konusunda hazırlanan kitapların birçoğunda, ya yapay bir dil kullanımını veya ana dili Türkçe olanlara Türk dilinin öğretiminde kullanılabilecek metinleri görmekteyiz.

Yabancılara Türkçenin öğretiminde amaç, yalnızca birtakım ke­limeleri öğretmek değildir. Kişiye dili, Türk kültürünü yeterli ölçüde kazandırmaktır. Çünkü, Türkçeyi severek, isteyerek öğrenen bir yabancı, Türkiye'nin kültür elçisi durumuna gelmektedir. Dolayısıyla, yabancılara Türkçeyi öğretirken hem dilimizi zorlaştırmadan öğretmeli ve sevdirmeliyiz hem de öncelikle oluşturacağımız metinlere (Temel düzeyde birçok metin oluşturulmak zorundadır. Türk çocuğuna vereceğiniz en basit metinler bile bir yabancının anlayamayacağı birçok güçlükle doludur.) Türk kültürünü iyi yansıtmalıyız. Daha sonra ise, orta düzeyden itibaren seçe­ceğimiz klâsik ve çağımızı yansıtan metinleri, öğrencilere vermemiz ge­reken dil bilgisi yapılarını da göz önüne almak suretiyle ders ortamına uyarlarken de bu duruma özen göstermeliyiz. Bunları yaparken de, gü­nümüz Türk insanının çevresiyle kurduğu iletişim birinci plânda olmalı­dır. Çünkü dil öğretimi, yaşantıların kazandırılması demektir.

Yabancılara Türkçenin öğretimi için son derece önem taşıyan te­mel söz varlığını belirlemede en önemli husus, kelimenin aslının Türkçe olup olmaması değil, sık kullanılması ve Türk insanının kelimeye yükle­diği anlam zenginliğidir. Söz gelişi, temel söz varlığını belirlemek için yapılan çalışmalarda, organ adları sıkça kullanıldığı için ilk önce organ adlarının belirlenmesi gerektiğinden söz edilir. Oysa biz, daha geniş bir açıdan durumu değerlendirerek “göz” kelimesiyle organ adından hareket­le Türk insanının kavram dünyasında yerini alan birçok anlamdan da söz edebiliriz:
“Bir göz evde oturuyorlar.” “Çekmecenin gözüne bak!” “Aferin! Gözüme girdin.” “Son günlerde gözümden düştü.” “Her işte hakkaniyet gözetmelisiniz.” “Bu çocuk, bizim ilk göz ağrımız.” vb.
Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere, kelimelerin tek an­lamları olduğunu söyleyemeyiz. Özellikle deyimleşmiş hâlleri üzerinde durmak, eş ve yakın anlamlıları ile çağrıştırdığı kelimelerden de söz et­mek gerekir.

Demirel, “Yabancı dil derslerinde öğretilecek sözcüklerin seçi­minde öğretmenlerin bilinçli ve tutarlı olması beklenmektedir. Ancak şu da bir gerçektir ki Öğretmen kendisinin ders kitabındaki sözcüklerle sınır­lı olduğunu kabul etmektedir. Gerekli durumlarda bu sınırın ötesine çok fazla olmamak koşuluyla geçebilmelidir.

Bunda ölçüt, kullanım sıklığı olan ve öğrencilerin ilgi duydukları alanlara dönük seçilmiş sözcükler olmalıdır. “ (1993, s.125) demektedir.

Biz de yabancılara Türkçenin öğretiminde, kullanım sıklığı olan kelimeleri göz önüne alarak metinler oluşturmalıyız. Burada önemle üze­rinde durulması gereken husus, dünyadaki hızlı değişim ve bunun Türki­ye'ye yansıması ile Türk toplumunda ortaya çıkan yeni kavram ve değer yargılarından dolayı oluşan yerli ve yabancı kelimelerin günlük hayatta ne sıklıkla kullanıldığının da belirlenerek eğitim ortamına aktarılması gereğidir. Tabiî ki, burada Türkçe kelimelerin kullanımına öncelik veril­melidir.

Örnek: “bilgisayar” kelimesi varken “computer” kullanılmamalı.
“belgegeçer” kelimesi yerine “faks” veya-”fax” denmemeli. (Özellikle x harfi kullanılmamalıdır.)
“yazıcı” yerine “printer”, tarayıcı yerine “scanner” yazılmamalı. vb.

Özellikle, “Kendine iyi bak!” gibi İngilizce kalıp sözler Türkçe öğretimi için hazırlanan kitaplarda yer almamalıdır.
“Dildeki değişme sürekli olmakla birlikte toplumsal, ekonomik, siyasal nedenlere bağlı olarak çok değişik yönlerde ve hızda olabilir. Genelde diğer Türk dillerinden ayırmak için Türkiye Türkçesi diye ad­landırılan dilimiz de son yıllarda yoğun bir değişme sürecine girmiştir. “ (König, 1991, s.70)

Son yıllarda dilimize diğer dillerden giren birçok kavramı nasıl rahatlıkla kullandığımızı da belirtmeliyiz: Artık kafelere gidiyor, marketlerden alışveriş yapıyor, konuşmalarımızda detaylara giriyor, yazdıkları­mızı fakslıyoruz. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Sıklık araştırmalarının, dildeki değişmelere göre belirli aralıklarla yapılması ve Türkçenin öğretimi ile ilgili uygulamalarda hedef kitlenin durumu da dikkate alınarak bu belirlenmiş olan kelimelerin kullanılması şarttır. Ancak bu yolla, Türkçe öğrenmek isteyen yabancılara dili iletişi­me dönük olarak öğretmek mümkün olacaktır.

Vandewalle, “Sıklık listelerinden yararlanarak sözcük öğretimine dilde en çok kullanılan sözcüklerden başlarız. Araştırmalar en çok kulla­nılan 2000 sözcüğü bilen bir öğrencinin normal bir metindeki sözcüklerin yüzde 85'ini anladığım ispat etmiştir” (1999, s.9) der ve “Bilgisayar aracılığıyla yeteri kadar büyüklükte bir bütünceden (corpus) çıkarılan, Türkçenin en çok kullanılan 1000 ve 2000 sözcüğünü gösteren sıklık listeleri ve buna dayalı olarak da tanımlanan bir 'temel söz varlığı 'mn yoklu­ğunu hissettiğini” (a.g.e, s.10) belirtir.

Türkçe sözlüklerin bilgisayar ortamına aktarılması da temel söz varlığını belirlemede bizce yeterli bir ölçüt değildir. Çünkü, ne yazık ki sözlüklerimizin de yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Türkçenin anlatım gücünü tam olarak ortaya koyacak çalışmalara ihtiyaç vardır. Çünkü Türkçede “Köklere eklenen eklerin teker teker değişik görevleri yüklene­bilmeleri de anlatıma güç verir, kolaylık sağlar. Bizce, bir dilin zenginli­ğine ölçü alınması gereken önemli özelliklerden biri ve Türkçenin bugüne kadar değeri yeterince kavranmamış yönü budur. Türkçe, dile getirilmesi en güç olan, ayrıntı sayılabilecek kavramları son derece canlı imgelerle anlatan, söz fırçasıyla insan zihninde canlı resimler çizebilen güçlü bir dildir “(Aksan, 1994, s.34)

Türkçe, somut anlatım dilidir. Bu sebeple Türkçede kavramlar ifade edilirken zengin bir anlatım hemen göze çarpar. Birçok yabancı, dilimizin bu işlekliğinden ve söyleniş biçiminden etkilenerek hiç ihtiyacı olmadığı hâlde Türkçeyi öğrenme isteği duymaktadır. Son yıllarda Türk Dünyası'nın daha belirgin olarak ortaya çıkmasıyla birlikte Türkçeye olan bu ilgi daha da çoğalmış ve Türkçenin ya-bancı dil olarak öğretimi­nin önemi de bir kat daha artmıştır. Burada bizim dikkat çekmek istedi­ğimiz husus, temel söz varlığını belirleme çalışmalarının azlığı ve yeter­sizliğidir. Ayrıca, alan dili söz varlığının da sağlıklı bir şekilde taramalar yoluyla ayrı ayrı ortaya konması ve günlük iletişimde en sık hangi keli­melerin kullanıldığının, konuşma dili de göz önüne alınarak belirlenmesi gerekmektedir. Böylece, edebiyat, hukuk, sosyoloji, tıp, sanat vb. alanla­rındaki temel söz varlığı ve iletişimdeki yeri daha iyi ortaya konabilir.

“Türkiye Türkçesinin Söz Varlığındaki Değişmeler” (1993, s.47) adlı sayısal bir incelemede ise, dilimizde Türkçe kelime kullanımının giderek arttığı ve yabancı dillerden giren kelime kullanımının özel terim­lerde ( Örn: diş doktorlarının kullandığı alanla ilgili terimler ) daha yay­gın olduğu belirtilmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bizi kelime ve kavramların iletişimdeki yerleri ilgilendirmelidir. Çünkü, her büyük dilde önemli bir ölçüde yabancı kelime bulunmaktadır. Bu durum, medeniyet­ler arası etkileşimin doğal bir sonucudur.

Türkiye Türkçesinin temel söz varlığının ne ölçüde zengin oldu­ğunu hissettirmek için, kelimelerin aslının nereden geldiğine bakılmaksı­zın eş anlamlı ya da yakın anlamlı olanların aslî, mecazî ve terim anlam­larının kullanımdaki farklılıklarına dikkat çekmek ve bunun üzerinde öğretimde yeteri kadar durmak gerekir.

Örnek: “zor” ve “güç” kelimeleri eş anlamlı diye öğretmeye kal­kılırsa;
“Bu işi başarmak çok zor.” = “Bu işi başarmak çok güç.” denile­bilir.
Ama;
“Bu işte çok zorlandım.” cümlesi ile
“Bu işte çok güçlendim.” cümlesi aynı mıdır?
Yine;
“Bu adam zoru sever.” cümlesi ile
“Bu adam gücü sever.” cümlesi farklı değil midir?
Ayrıca; “zordayım” gibi kullanımları da göz önüne almalıyız.

Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ama, biz burada Türkçeyi bir yabancıya öğretirken her sözün üzerinde ne kadar titizlikle durulması gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Türkçenin temel söz varlığının sağlıklı bir şekilde ve uygun aralıklarla belirlenmesi şarttır. Ayrıca, yabancılara Türkçe öğretirken hangi kelimelerin öncelikle Öğretilmesi gerektiğini ise Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesi konusunda uzmanlaşmış kişile­rin ortaya koyması gerekir.

Türkçeyi bilmeyen birinin hem dil bilgisini hem kelimeleri (isim-fiil ve cümledeki görevlerine göre sıfat, zarf, bağlaç vb.) hem de Türk kültürünü öğrenmesi gerektiği göz önünde bulundurulmadan, bir Türk'e öğretir gibi Türkçe öğretiminde kullanmak düşüncesiyle kitaplar hazırla­mak ve bu şekilde öğretim yapmak yanlıştır.

Yabancılara Türkçe öğretimi amacıyla hazırlanan gerek ders ki­tapları gerekse çalışma kitaplarında bir bütün hâlinde kullanılması gere­ken temel söz varlığının, özellikle temel ve orta düzeyde iyi belirlenmesi çok büyük önem taşımaktadır.



KAYNAKÇA
AKSAN, Doğan, Türkçenin Sözvarlığı, s.ll, Engin Yay., Ankara 1996
Türkçe Eğitimi ve Öğretimi Kılavuzu, s.219, Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı, Ankara 1986
AKSAN, Doğan, Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim, s. 19, TDK Yay., Ankara 1990
DEMÎREL, Özcan, Yabancı Dil Öğretimi, s.125, Usem Yay., Ankara 1993
KÖNİG, Güray, “Değişen Türk Toplumunda Dil”, A.Ü TÖMER Dil Dergisi, sayı 3, s.70, Ankara 1991
VANDEWALLE, Johan, “Pratik Türkçe Öğretiminde Karşılaşılan Bazı Sorunlar ve Çözümleri”, A.Ü TÖMER Dil Dergisi, sayı 82, s.9, Ank. 1999
AKSAN, Doğan, “Türk Dili Zengin Bir Dil Midir?”, A.Ü TÖMER Dil Dergisi, sayı 16, s.34, Ankara 1994
Komisyon, “Türkiye Türkçesinin Sözvarlığındaki Değişmeler”, A.Ü TÖMER Dil Dergisi, sayı 14, s.47, Ankara 1993

(Asıl metin : Türklük Bilimi Araştırmaları,”Türkçe’nin Öğretimi Özel Sayısı” s.311-317, S.13 ,Niğde: 2003)

Kaynak: http://www.turkcesevdalilari.com/index.php/dil-ve-edebiyat/edebi-bilgiler/turk-dili/yabancilara-turkce-ogretimi/item/1158-ytöde-temel-söz-varlığının-önemi.html



[Değişiklik saati 2013-11-22 23:49 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Çevirmenlere sorduk: Türkçe çeviri zor mu?" Nov 29, 2013

--Alıntıdır--


Kaynak: ntvmsnbc
Güncelleme: 15:12 TSİ 01 Haziran. 2009 Pazartesi


Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılan 'Yayıncılarıyla II. Uluslararası Türk Edebiyatı Sempozyumu'na katılan Türkçe eserleri kendi dillerine kazandıran çevirmenlere sorduk:Türkçe çeviri yapmak zor mu?, Çeviri yaparken neleri çevirmekte zorlanıyorlar?

İSTANBUL - Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, “Türk Kültür, Sanat ve Ed
... See more
--Alıntıdır--


Kaynak: ntvmsnbc
Güncelleme: 15:12 TSİ 01 Haziran. 2009 Pazartesi


Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılan 'Yayıncılarıyla II. Uluslararası Türk Edebiyatı Sempozyumu'na katılan Türkçe eserleri kendi dillerine kazandıran çevirmenlere sorduk:Türkçe çeviri yapmak zor mu?, Çeviri yaparken neleri çevirmekte zorlanıyorlar?

İSTANBUL - Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, “Türk Kültür, Sanat ve Edebiyatının Dışa Açılımı Projesi” (TEDA) kapsamında düzenlediği ‘Çevirmenleri ve Yayıncılarıyla II. Uluslararası Türk Edebiyatı Sempozyumu’ 29-30 Mayıs'ta Boğaziçi Üniversitesi'nde yapıldı.

Sempozyuma, 25 ülkeden 50'yi aşkın yayıncı ve çevirmen katıldı.

2005 yılında yola çıkan “Türk Kültür, Sanat ve Edebiyatının Dışa Açılımı Projesi” (TEDA) kapsamında bugüne kadar 36 ayrı dile çevrilmesi amacıyla yaklaşık 500 kitap için 47 ülkede yayıncılara destek verilmiş ve 273 eser yayımlanmış. Diğerleri de yayımlanmayı bekliyor.

Haberin devamı ↓
-----------------------

Sempozyuma katılan çevirmenlere Türkçe çeviri yapmak zor mu? diye sorduk... İşte cevaplar:
.................................................................................................................................................

ORHAN PAMUK TÜRK YAZAR OLARAK DEĞİL NOBELLİ YAZAR OLARAK TANINIYOR
Xia Yongmin (Çin)

Türkçe adım da Murat… Murat ismini burada aldım. Burada öğrenciyken Türk arkadaşlara kolaylık olsun diye Murat diyorlardı. Ankara Basın Yayın mezunuyum…

Ben Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Huzur”unu çevirmiştim. O çeviride karşılaştığım en büyük zorluk eski bir eser olduğu için, Osmanlıca kelimelerin oldukça fazla olmasıydı onun dışında bir zorlukla karşılaşmadım.

Türkçe kolay bir dil değil zor… Argo kelimelerde bazen zorluklarla karşılaşabiliyoruz. Deyimlerden “Bir taşla iki kuş” mesela Çince de aynı karşılığı var.

Şu anda Türkçeden genç bir yazar Murat Gülsoy’un “İstanbul’da Bir Merhamet Haftası” onun çevirisine başladım. Bir kaç ay içerisinde bitireceğiz.

Çin’de Türk yazarlardan en çok bilinen tabii ki Orhan Pamuk onu da bir Türk yazarı değil Nobel ödüllü yazar olarak tanıyorlar. Türk olarak da biliniyor ama Türk kimliği ön plana çıkmıyor. Onun dışında Yaşar Kemal “İnce Memed”, ondan sonra “Çalıkuşu” gibi kitaplar daha çok 1980’li yıllarda çevrilmiş kitaplar var. Son yıllarda Orhan Pamuk dışında fazla çeviri yapılmadı. Türkçe’den Çinceye ilk çevrilen eserler Aziz Nesin’in mizah hikayeleri, “Kürk Mantolu Madonna” aklıma gelenler.

DEYİMLERİN KARŞILIĞINI BULMAKTA ZORLANIYORUM
Aya Suzuki (Japonya)

Türkçeyle Japonca arasında gramer benzerliği bulunduğu için Türkçe bana çok zor gelmiyor. Sanki kelimeleri değiştirerek Japonca konuşuyorum gibi geliyor bana. Elbette edebiyatta başka oluyor. Günlük konuşma da zorluk çekmiyorum ama edebiyat çevirmek biraz zor…

Deyimlerin karşılığını bulmakta zorlanıyorum. Mesela “Ayağı kesildi”… “Ayağı kesildi” diyor benim çevirdiğim savaş edebiyatı olduğu için öyle duyunca gerçekten kesiliyor mu yoksa gitmez oluyor onu mu anlayabilirim gibi zorluklar var.

2005’te İstanbul Üniversitesi’nden mezun oldum ondan sonra hemen “Şu Çılgın Türkler” kitabını çevirmeye başladım. Japonya’da Türk Edebiyatı maalesef pek tanınıyor değil. Çünkü sayısı çok az Türkçe’den çevrilmiş eserlerin. Orhan Pamuk’tan sonra yavaş yavaş tanınmaya başladı. Daha önceden çeviri vardı ama Nobel ödülü aldıktan sonra daha popüler oldu. Nazım Hikmet o da çok eskiden çevrildiği için tanınıyor.

YÖRÜKLERİN TARİHSEL YAŞANTISINI ÇEVİRİRKEN ZORLANDIM
Eun-kyung Oh (Kore)

Benim için en zor olan kültür farklılığı olduğunu düşünüyorum. Bir romanı okuyorum, romanı anlayabiliyorum. Onu Korelilerin en iyi anlayabileceği şekilde çevirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yalnız bazen o eserler içerisinde yaşamadığımız kültürler ortaya çıkıyor. Örneğin; Yaşar Kemal’in eserlerini çevirirken, en çok Yörüklerin yaşantısı ya da tarihsel yaşantıları Korece’de tam denk gelmeyen ya da Korelilerin anlayabileceği şekilde nasıl yazmak gerekiyor o beni çok düşündürüyor.

Türkçe deyimleri çevirmekte zorlanıyorum tabii… Bazen bir eser içerisinde konsept içerisinde onun anlamını çıkarmaya çalışıyorum. Bilmediğim deyim çıkarsa sözlüklere bakıyorum. Bulamadığım zaman da Türk birilerine danışmam gerekiyor.

Koreceye çevirisini yaptığım Yaşar Kemal’in “Yılanı Öldürseler”, “Ağrı Dağı Efsanesi”, “Binboğalar Efsanesi”, Fatma Aliye’nin “Uzak Ülke” kitabı sırada bekliyor henüz çevirmedim. Elif Şafak’ın kitabı da basılmadı o da sırada bekliyor.

"KUMARDA KAYBEDEN AŞKTA KAZANIR" RUSÇADA DA VAR
Apollinaria Avrutina (Rusya)

Türkçe çeviri yaparken zorlukla karşılaşmıyorum aslında... zorluklar kültür zorlukları olabilir. Çünkü bazen Rus okurlarına bazı İslâm gibi toplumsal bazı gerçekler zor gelebiliyor. Ama aynı zamanda çevirmen olarak açıklamak zorundayım ve açıklıyorum. Başka zorluklar bulamıyorum.

Türkçe deyimlerin bazıları Rusça benziyor. “Kumarda kaybeden aşkta kazanır” aynı deyim Rusça’da da var. Kültürlerimiz değişiyor ama çeşitli deyimler, atasözleri birbirine benziyorsa bu kültürlerin yakınlığını gösteriyor. Yani “Gözden ırak olan gönülden ırak olur”, “Sabahlar hayrola” bunlar rusçada var.

Bütün Orhan Pamuk kitaplarını, Perihan Mağden, Bilge Karasu ve Sabahattin Ali kitaplarını çevirisini yaptım. Rusya’da Türk edebiyatına ilgi yüksek. Türkiye, Rusya’da çok sevilen ülke olduğu için hem tatil yeri olarak hem kültür yakınlığı, mentalite yakınlığı açısından Türk edebiyatına ilgi çok yüksek. Nâzım Hikmet bir zamanlar yaşadı Rusya’da... Nazım Hikmet ve Orhan Pamuk çok tanınıyor.

ÇEVİRİ DE MİZAH DUYGUSUNU VERMEK ZOR
Hanneke Van Der Heijden (Hollanda)

Kitabın diline göre zorluk değişiyor tabii. Dil derken yazı diline göre çok değişiyor. Bir kitabın havasını tam olarak vermek her zaman çok kolay olmuyor. Mizahı aktarmak çok zor olabiliyor.

Deyimler o kadar da zor değil ama birebir karşılığı olmasa da farklı çözümlere başvurarak aynı anlam verebilirsiniz ama bir mizah duygusunu vermek ayrı birşey.

Orhan Pamuk’un bazı romanlarını ve bir arkadaşımla birlikte Halit Ziya Uşaklıgil’in “Aşkı Memnu”, şimdi de Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü çeviriyorum. Bir de Türk edebiyatından öykü antolojisini hazırladık. Elif Şafak’ın “Bit Palas”ını..

Hollanda da Türk edebiyatına karşı ilgi artıyor... Yazara göre de değişiyor mesela Orhan Pamuk’un kitapları çok seviliyor. Ama mesela Halit Ziya Uşaklıgil’i hiç kimse tanımadığı için o kadar satmaz ama yine de seviliyor ve çok da iyi karşılandı. Şimdi Hasan Ali Toptaş’ın “Gölgesizler” romanı çıkacak.

EDEBİYAT DA HAYAT GİBİ...
Tuula Kojo (Finlandiya)

Hayat gibi edebiyat... çeviri yaparken de her türlü sorunla karşılaşıyoruz. Zorlandığım zaman sözlük kullanıyorum, arkadaşlarıma, meslektaşlarıma soruyorum. Yazara soruyorum mesela anlamadığım yerler varsa. Özel kelimeler var mesela yazar bazen kendisi kelime buluyor keşfediyor sözlükte hiçbir yerde bulamıyorum.

Aşağı yukarı 10 kitap çevirdim Türkçeden Orhan Pamuk’un 7 kitabını çevirdim. Şu anda da “Masumiyet Müzesi” kitabıyla uğraşıyorum. Finlandiya’da Türk Edebiyatı’na özellikle Orhan Pamuk’a ilgi var. Keşke Finlandiya’da yayıncılar daha çok ilgilense o zaman bende memnuniyetle çeviririm. Çünkü risk almak istemiyorlar. Ekonomik kriz nedeniyle şimdi daha az ilgi var maalesef.

Hasan Ali Toptaş’tan “Gölgesizler”, Nadire Mater’in “Mehmedin Kitabı”, bir de öykü antolojisi çevirdim.

----------
Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/24971747/

[Edited at 2013-11-29 19:59 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Çevirmenle Söyleşi Nov 29, 2013

--Alıntıdır--


Orhan Pamuk'un Rus Çevirmeni; Türkiye'ye Ezan Sesiyle Aşık Oldum (Özel)
13 Nisan 2012 14:47

Perihan Mağden, Sabahattin Ali, Bilge Karasu ve Nobel Ödüllü Orhan Pamuk gibi bir çok ünlü yazarın kitaplarını Rusçaya çeviren Apollinaria Avrutina ile Rusya ve Türkiye'yi konuştuk.
.................................................................................................................................................
... See more
--Alıntıdır--


Orhan Pamuk'un Rus Çevirmeni; Türkiye'ye Ezan Sesiyle Aşık Oldum (Özel)
13 Nisan 2012 14:47

Perihan Mağden, Sabahattin Ali, Bilge Karasu ve Nobel Ödüllü Orhan Pamuk gibi bir çok ünlü yazarın kitaplarını Rusçaya çeviren Apollinaria Avrutina ile Rusya ve Türkiye'yi konuştuk.
..........................................................................................................................................................................................................................................................................................

Perihan Mağden, Sabahattin Ali, Bilge Karasu ve Nobel Ödüllü Orhan Pamuk gibi bir çok ünlü yazarın kitaplarını Rusçaya çeviren Apollinaria Avrutina ile Rusya ve Türkiye'yi konuştuk. Reşat Nuri Güntekin'in "Çalıkuşu" (1922) romanıyla başlayan Türkiye ilgisi, günümüzde St. Petersburg Devlet Üniversitesinde Türkoloji öğretmenliğine kadar varan bir hikayenin de başlangıcı olmuş.

Türkiye'ye olan ilginiz nereden kaynaklanıyor?

Bu gerçekten ilginç bir hikaye. Çocukken yazlığımız şimdi Ukrayna'ya bağlı olan Kırım'daydı. Denizin öte yanında ise Türkiye yer alıyordu. O zamanlar Türkiye, NATO ülkesi olduğu için bizim için çok farklı anlamlara gelen ülkeydi. Bir de, bazen denizin öbür yanından yani Türkiye'den ezan ve Türkçe şarkılar radyomuza karışıyordu. Çocukluk günlerimde duyduğum o sesler beni gerçekten çok etkilemişti. Sanki orada ufkun ötesinde bir masal ülkesi varmış gibi, ya da bin bir gece masallarından çıkmış bir ülke. Gerçekten o ülkeyi çok merak ediyor ve görmek istiyordum. Türkiye'ye ilgim ortaokulda Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu romanıyla başladı. Ardından filmini izledim. Gerçekten beni çok etkilemişti. Benim için çok önemli bir romandı. Ezan sesleri, Çalıkuşu ve İstanbul; İşte Türkiye sevdam ve Türkoloji'yi seçmemin nedenleri.

Rus ve Türk kültüründe benzerlikler var mı?

Perestroykadan önce Türkiye, Rusya için kapalı hem de hiç bilinmeyen bir ülkeydi. Sadece tarih derslerinde okuduğumuz Osmanlı-Rus savaşlarından dolayı az bilgimiz vardı. Bazen kendime soruyorum. Bu kadar kısa bir süre içinde nasıl bu kadar büyük bir dostluk oluştu? Sadece tek bir cevap geliyor aklıma. Düşünce yapımızın aynı olması. İki ülkenin doğu ile batı arasında kalmış. Ne doğu ne de batı. Biz birbirimize çok benziyoruz.

Çalıkuşu'nu tekrar çevirecek misiniz?

Çocukken öğretmenimizin "En büyük hayaliniz nedir?" sorusuna, Çalıkuşu romanını ben tekrar çevirmek istiyorum demiştim. Yıllar sonra bir gün Çalıkuşunu bana çevirmem için teklif geldi. Önce çevireceğim dedim. En büyük hayalim gerçekleşmek üzereydi. Ancak yapmadım. Çünkü Çalıkuşu'nun halihazırdaki çevirisi çok iyiydi ve ondan daha iyi çeviri yapmak mümkün değildi.

Türkiye denince hangi isimler aklınıza geliyor?

Dünyada Doğu kültürüne ve edebiyatına ilgi Orhan Pamuk ve Selman Ruşdi ile başladı. Ayrıca bir yönden baktığınızda Dünyada Türkiye'yi en çok tanıtan Orhan Pamuk'tur. Kim ne derse desin Türkiye ismi Orhan Pamuk'la özdeşleşmiştir. İsim olarak, çağrışım olarak Türkiye denince akla önce Orhan Pamuk, sonra Recep Tayyip Erdoğan, ardından da Nazım Hikmet geliyor.

-------

Kaynak + Rusya hakkında çok şey: http://moskovanotlari.blogspot.com/2012_04_01_archive.html
Kaynak: http://www.haberler.com/orahan-pamuk-un-rus-cevirmeni-turkiye-ye-ezan-3535883-haberi/

[Edited at 2013-11-30 18:18 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"TÜRKİYE TÜRKÇESİ AĞIZLARINDA ş>s DEĞİŞMESİ ve ÇALIŞ BELDESİ (-Haymana) AĞZI" Dec 7, 2013

--Alıntıdır--

Araştırma: Leylâ KARAHAN*
* Prof. Dr., Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi.

ÖZET
Anadolu’nun bazı yörelerinde, ş sesinin s sesine düzenli olarak döndüğü
lehçeleri görürüz. Bu ses değişimi bazı Kıpçak gruplarının lehçelerinde görülür. Kıpçak
Türkleri bu ses özelliğini ya ilk anavatanlarındaki komşularından almışlar ya da bazı
Kıpçak grupları bu ses değişimi
... See more
--Alıntıdır--

Araştırma: Leylâ KARAHAN*
* Prof. Dr., Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi.

ÖZET
Anadolu’nun bazı yörelerinde, ş sesinin s sesine düzenli olarak döndüğü
lehçeleri görürüz. Bu ses değişimi bazı Kıpçak gruplarının lehçelerinde görülür. Kıpçak
Türkleri bu ses özelliğini ya ilk anavatanlarındaki komşularından almışlar ya da bazı
Kıpçak grupları bu ses değişiminin gördüğü yerlere yerleşmişlerdir. Yalnızca dil
verileri buna karar vermek için yeterli değildir. Aynı zamanda Anadolu’nun kuruluş
tarihi hakkında bilgiye ihtiyacımız vardır.

ANAHTAR KELİMELER
ş>s değişmesi, Çalış Beldesi ağzı, lehçe tabakalaşması

REPLACING OF Ş SOUND INTO MODERN TURKISH DIALECTS
AND DIALECT OF ÇALIŞ COMMUNITY (HAYMANA)

ABSTRACT
In some parts of Anatolia, we see some dialects which regularly turn the sound ş
into s. This change of sound is seen in some Kipchak groups of dialect. Either the
Kipchak Turks have borrowed this sound characteristic from their neighbours in their
first homeland or some Kipchak groups have settled in the places where this change of
sound has been seen. Only the language data are not enough to determine this. We also
need the knowledge about the settlement history of Anatolia.

KEY WORDS
Replacing of ş sound into s, dialect of Çalış community, stratification of dialect

Oğuzlar, 11. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya il - oymak-oba düzeni
içinde yerleşmişler ve bu düzenlerini iç göçlere, karışmalara ve devletin
iskân politikasına rağmen bugüne kadar büyük ölçüde korumuşlardır. Bu
sebeple il-oymak-oba’ların farklı söyleyişlerini aksettiren ağızların
Anadolu’daki dağılımı ile Oğuzların bu coğrafyaya yerleşme düzeni
arasında paralellik vardır. Anadolu’da konuşulan ağızların -genel
özellikler bakımından Oğuzca temeline dayanmakla birlikte- bazı
özellikler bakımından doğu, batı ve kuzeydoğuda bir grup teşkil etmeleri,
bu il-oymak-oba düzeni ile yakından ilgilidir. Ağız grupları içinde grubun
ortak özelliklerini taşımayan küçük ağız adacıklarına rastlamak her
zaman mümkündür. Ağızlardaki bazı ses özellikleri ve ses değişmeleri ise
grup sınırlarını aşar ve yerleşim tarihi verilerine göre düzenli, dil
verilerine göre düzensiz sayılabilecek bir coğrafî dağılım sergiler.
Türkiye Türkçesi ağızları ile ilgili bugüne kadar pek çok araştırma
yapılmıştır. Geniş bir coğrafyayı ele alan ağız araştırmalarında bazen
bütün yerleşim birimlerine ulaşmanın zorluğu, bazen dikkatsizlik, bir
yörenin yaşattığı ve belki de önemli bir dil veya tarih probleminin
çözümüne yardımcı olabilecek ilgi çekici bir özelliğin gözden
kaçabilmesine sebep olmaktadır.

Bu yazıda, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde tespit ettiğimiz ve bazı
Kıpçak grubu lehçelerinin karakteristik özelliği olduğu için ilgi çekici
bulduğumuz ş>s değişmesini; bu değişmenin sistemli olarak yaşadığı
Çalış (- Haymana) beldesi ağzının özelliklerini inceleyeceğiz :
Türkiye Türkçesi Ağızlarında ş>s Değişmesi
Ahmet Caferoğlu, Türkiye Türkçesi ağızlarındaki ünsüz
değişmelerini incelediği “Anadolu Ağızları Konson Değişmesi”
makalesinde ş>s değişmesine pek az yer vermiştir. Makalede örnek sayısı
azdır ve bu örnekler, adı geçen yörelerde sistemli bir değişmenin varlığını
gösterecek bir özellik arz etmemektedir. Örneklerdeki değişmeler,
kelimenin ses yapısına bağlı olarak ortaya çıkan bir benzeşme veya
aykırılaşma olayını yansıtıyor gibi görünmektedir : şaşırmak (Aydın,
Afyon), sosa (Sivas), sincik (Manisa / Soma) (Caferoğlu : 1963, s.22).
Sistemli ş>s değişmesi, ilk defa Kahramanmaraş’ın Elbistan
ilçesinin Yapalak ve Ekinözü beldelerini inceleyen bir ağız çalışmasında
ele alınmıştır (Akbaş : 1985). Birbirine 50 km mesafede bulunan Büyük
Yapalak ve Ekinözü beldeleri ağzında ş sesi yoktur. Türkçe ve alınma
kelimelerdeki bütün ş’ler bu yörelerde s’ye çevrilmekte ve aslî s ünsüzü
karışıklığı önlemek üzere ş-s arası telâffuz edilmektedir. Bu ses
özelliğinden dolayı Elbistanlılar, bu yöre halkına "bes essekliler"
demektedirler (Akbaş : 1985, s.XII).

-------------------
Yazının devamı: http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s13/karahan.pdf
Kaynak: http://www.diyalektolog.com/agizarsivi.html
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 03:10
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Bazı yörelerimizden şive örnekleri" Dec 7, 2013

--Alıntıdır--

Kaynak: shazinem.com

ŞİVE
Bir dilin kültür düzeylerine göre gösterdiği değişiklik. Genellikle lehçe, şive, ağız terimleri birbirine karıştırılmaktadır. Şiveler arasındaki değişiklikler temelde ses özellikleridir. Buna göre bilinen şiveler, belirli koşullarda ve dilin herhangi bir döneminde ana dilden ayrılarak, dilin geneldeki gelişimiyle birlikte bir de kendi içlerinde özel bir gelişim çizgisi izlemişlerdir. Bu
... See more
--Alıntıdır--

Kaynak: shazinem.com

ŞİVE
Bir dilin kültür düzeylerine göre gösterdiği değişiklik. Genellikle lehçe, şive, ağız terimleri birbirine karıştırılmaktadır. Şiveler arasındaki değişiklikler temelde ses özellikleridir. Buna göre bilinen şiveler, belirli koşullarda ve dilin herhangi bir döneminde ana dilden ayrılarak, dilin geneldeki gelişimiyle birlikte bir de kendi içlerinde özel bir gelişim çizgisi izlemişlerdir. Bunların başlıca ayrımlarını oluşturan ses, ek ve sözcük özellikleri o dönemin dil malzemeleri ile açıklanabilir.

Bazı yörelerimizden şive örnekleri

Fethiye yöresi (tahtacı) Alevi şivesi

(Günlük hayatta kullanılan sözcükler ve kelimeler)

sındı = Makas
çomça = Tahtadan Yapilmiş Büyük Yemek Kepçesi
Alama = Yumruk Büyüklüğünde Taş
Carıs,malamat,kepeze,maskara = Rezil
Senit = Tahta Tepsi
Görek = Anahtar
çıngı = Kıvılcım
Sıçmaklık = Tuvalet
Don Yumalık = Banyo
çepel = Bulaşık
çımgışmak = Uyuşmak
Susa = Yol
çapıt = bez parçası
iteğe = un bezi
evreğeç = çevirgeç
zibil = çöp
çimmek = banyo etmek
ırbık = güğüm
tombalak aşmak = takla atmak
seğertmek = koşarak gitmek
helke = kova
seğen = tabak
çığırmak = bağırmak
göpçük = sigara filtresi
cağara = sigara
göpcüklü cağara = filtreli sigara
cibi = civciv
sırt = arka
sırtını gey = elbiseni giy
yuğmak = yıkamak
fıydıklamak = fırlatmak
endeğ = oradaki
tivmek = sıçramak
gırkmak = kesmek
böğür = yan
döş = göğüs
ihi bak = işte bak
seyirmek = titremek
üleşmek = paylaşmak
yavız = çok iyi,çok güzel

KÜTAHYA YÖRESİ

Fatılmak: Kanamak

Ciba: Çocuk. Çezgi: İp. Çıkı: Mendile benzer bez parçası. Çeruze: Çile, eziyet. Domalan: Patatese benzeyen bir mantar çeşidi. Dombey, camız: Manda. Deperotu: Havuç. Fatılmak: Kanamak. Kepen: Heybe. Gire: Pazar günü. Dernek: Salı. Haney: Salon. Patet, pate kompür: Patates. Mintan: Gömlek. Çitle, pösteki: Minder. Künge: Toz, pislik. Siyez: Uyuşuk, kendi halinde. Yemeni, lapçın: Ayakkabı. Kupa: Bardak. Turpan: Ekin veya ot biçmeye yarayan bir çeşit orak. Örende :Bir, bir buçuk metreye yakın uzunluktaki sopa.

DENİZLİ YÖRESİ
Çöveçlenmek: Güneşlenmek

Angurya: Salatalık. Ayneşmeg: Karışmak. Alatlamak: Acele etmek. Ard’deş: Arkadaş. Berenarı: İyi kötü. Böngüldek: Köstebek. Coşhaa: Hayret. Culluk: Hindi. Cebil: Köpek. Çöveçlenmek: Güneşlenmek. Debbendübben: Düşe kalka. Ebermeg: Getirmek. Enimek: Eskimeye yüz tutmak. Gubur: Yeni, gömlek. Gopil: Küçük, ufak. Pisgirmek: Çalıştırmak. Sarod: Havuç. Sıtırasız: Yüzsüz. Talator: Cacık. Velesbid: Bisiklet. Üslenkes: Asla. Yılıg: Eğri.Yümseg: Yüksek. Zaddine: Zaten: Zençmek: Hızla asılmak. Tomafil: Otomobil.

KAHRAMANMARAŞ YÖRESİ
Tahıldak: Olgunlaşmamış incir

Arısili: Tertemiz. Böğür: Yan taraf. Cıncık: Cam. Cinatı: Bisiklet. Çitil: Fidan. Çor: Öksürük. Duluk: Avurt. Ecer: Yeni. Gallep: Güvercin. Göde: Şişman. İlende: Reçel. Kahke: Simit. Kürrük: Sıpa, tay. Mucuk: Sivrisinek. Pöhrek: Lağım. Kömbe: Çörek. Püsük: Kedi. Hapap: Takunya. Gavas: Belediye zabıtası. Mırık: Çamur. Mırtık: Güvercin besleyen. Puharı: Baca. Sohum: Lokma. Şeş: Tülbent. Taydaş: Akran. Tahıldak: Olgunlaşmamış incir. Teh: Üzüm kurusu. Tuman: Don. Veleme: Zifaf yemeği. Yörep: Meyilli.

ÇORUM YÖRESİ
Yamranmak: Homurdanmak

Acı gêrek olmak: Boğazından acı su gelmek. Aşlak: Yama. Bi dınnak: Azıcık. Bödelek: Böbrek. Cılga: Patika. Çükündürük: Şeker pancarı. Çintermek: Dikkatlice bakmak. Dığdılamak: Bağlamak. Dümükmek: Aralıksız çalışmak. Elgavşur böcüğü: İşe karışmayıp kenarda bekleyen. Gârmuk: Kusmuk. Göbel: Oğlan çocuğu. Hapaz: Avuç. İvitlemek: Ayıklamak. Mêsitmemek: Önemsememek. Mühlüz: Beş parasız. Okkalık: Ekmek. Puyhurmak: Fışkırmak. Soyha: Sevimsiz. Şinnemek: Şımarmak. Temşüt: Sahur vakti. Yamranmak: Homurdanmak.



AĞIZ
Bir ülkede geçerli olan genel bir şive içinde, o ülkenin çeşitli bölge ve kentlerindeki konuşma dilinde görülen söyleyiş farkları. Günlük kullanımda şive ile ağız birbirine karıştırılmaktadır. Oysa ağız, tanımda da görüldüğü gibi, şive içinde ele alınmaktadır. Somut bir örnek vermek gerekirse, Türkiye Türkçesi bir şivenin, Konya ağzı ise, bu Türkçe içinde, bir bölgede görülen söyleyiş farklarının adıdır. Söyleyiş farkları da salt bölgeler ya da kentler arasında görülmez. Köyler arasında bile bu tür ayrılıklara rastlanabilir. Söz konusu olan, biçimsel bir başkalık değil, bir ses değişimidir. Söz gelimi, Karadeniz ağzında (g) sesinin (c) gibi çıkarıldığı görülür: "Celdum, cittum". Aynı ağızda, ekteki düz seslinin (ı), yuvarlak sesli (u) olması da bir ağız özelliğidir. Ağız dediğimiz bu söyleyiş farklarının oluşumunda, kişilerin konuşma ve işitme organlarından coğrafî özelliklere, toplumsal yaşayışa dek çeşitli etkenler söz konusudur. Belli ve ortak bir eğitimden geçen kişilerin, konuşmalarındaki bölgesel söyleyiş ayrımlarını düzeltmeseler bile, aynı yazı dilini kullandıkları görülür. Türk edebiyatında da, genellikle tiyatro, roman ve öyküde, kişileri konuştururken ağıza başvurulmaktadır. Bu, konularını toplumsal olaylardan alan ve belli bir bölgede geçen yapıtlarda yaygın bir biçimsel özelliktir.

BATI ANADOLU AĞIZLARINDAN ÖRNEKLER:
Alnacında: Tam karşısında.
Anşırtmak: İma etmek.
Burma: Musluk.
Çilpi: Küçük, ateş tutuşturmakta kullanılan odun parçası.
Bağa: Guatr
Çiritmek: Üşümek, titremek.
Değin: Sincap
Genk: İşlenmemiş sert toprak.
Imgıraz: Hastalıklı, çökmüş (kişi)
Keşir: Havuç
Göcen: Tavşan yavrusu.
Göde: Zayıf, çelimsiz.

DOĞU VE GÜNEDOĞU ANADOLU AĞIZLARINDAN ÖRNEKLER:
Böğürcük: Böbrek.
Cembek: Kalabalık aile.
Yanır: Yara.
Pisik: Kedi.
Mişmiş: Kayısı, zerdali.
Küncü: Susam.
Ariş: Asma.
Tağa: Pencere.
Tike: Parça (kuşbaşı et).
Kara yatılık: Tifo.
Öden: Mide.
Ölülük: Mezarlık.

ORTA ANADOLU AĞIZLARINDAN ÖRNEKLER:
Bük: Ağaçlık yer.
Cilis: İyice, hepten.
Çıdırgı: Ateş tutuşturmakta kullanılan kuru dal parçaları.
Efenekli: Aşırı titiz.
Çörtleğen: Binanın damından yağmur vb. suyunun akmasını sağlayan madeni oluk.
Enek: Meyve çekirdeği.
Gidişmek: Kaşınmak.
Ellik: Sahur.
Filke: Musluk.
Homukmak: Memnuniyetsizliğini yüz ifadeleriyle belli etmek.
Pürçüklü: Havuç.
Balak: Tavşan yavrusu.


KUZEY ANADOLU AĞIZLARINDAN ÖRNEKLER:
Güpül: Şişman.
Hasarı: Büyük su kamalı.
Kemçük: Eğri.
Orakayı: Temmuz.
Yal: Hayvan yiyeceği.
Teğin: Sincap.
Çağ: El yıkama yeri (lavabo), banyo yapma yeri (banyo).
Çerik: Tuzlanmış ve kurutulmuş et.
Eze: Teyze.
Çiğit: Meyve çekirdeği.
Kırtlamak: Isırmak.

LEHÇE

Bir dilin, tarihî gelişim sürecinde, bilinen dönemlerden önce o dilden ayrılmış ve farklı biçimde gelişmiş kolları. Genellikle lehçe, şive, ağız terimleri birbirine karıştırılmaktadır. Lehçelerdeki değişik özellikler, ayrılış dönemleri bilinemediği için açıklanamamaktadır. Örneğin, Türk dilinden bilinmeyen bir dönemde ayrılan Yakutça ve Çuvaşça iki ayrı lehçedir. Üçüncü lehçeyse Çağatayca, Kıpçakça, Azerice, Türkiye Türkçesi gibi bilinen şiveleri kapsamaktadır.

Türkçe ve Diğer Türk Lehçeleri Örnek

Türkiye Türkçesi:
Yakında bakkal var mı? Bana bakkaldan ekmek getirir misin? Bir kilo şeker istiyorum. Yarım kilo yemeklik yağ verin. Unun kilosu kaça?

Azeri Türkçesi:
Bu yahınlarda erzag dükkanı var mı? Dükkandan mene cörek getirersiniz mi? Hahis edirem bir kilo gend verin. Yarım kilo kere yağı istiyrem. Unun kilosu neceyedir?

Türkmen Türkçesi:
Golayda bakgal bar mı? Manga bakgaldan cörek getirip bilersing mi? Bir kilo seker isteyerin. Yarım kilo iymeklik yağ bering. Uning kilosı nece?

Özbek Türkçesi:
Yakında bakkal barı mı? Mange bakkaldan nan alıp gelesiz mi? Bir kilo şeker isteymen. Yarım kilo avkatlık yag bering. Unyng kilosu kanca?

Uygur Turkcesi:
Yakinda bakkal dukini barmu? Bakkalga berip manga nan ekilip biremsiz? Bir kilo seker isteymen. Yerim kilo tamaklik may bering. Uning kilosu kance?

Kırgız Türkçesi:
Cakın aynalada dukon barbı? Maga dukondon nan alıp kelesiz bi? Bir kilogram kant beringiz. Carım kilogram margarin bering. Undun kilogrami kanca?

Kazak Türkçesi:
Cakın cerde duken bar ma? Magan dukkennen bir nan alıp kekesing be? Bir kilogram kant kerek. Cartı kilogram tamak pisiratın may beringiz. Uning kilogramı kansa aksa?

Tatar Türkçesi:
Yakında kibit bar mı? Minga kibitten ipiy ipiy almassız mı? Ber kilo şeker alırga tılım. Yartı kilo usimlik mayi birigiz. Unning kilosi nice sum tura?

----------
Kaynak: http://www.shazinem.com/yasamin-icinden/94900-bazi-yorelerimizden-sive-ornekleri.html
Collapse


 
Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

Osmanlıca - Türkçe kaynaklar, Cumhuriyet boyunca Türkçenin serüveni, Günümüz Türkçesi...

Advanced search







CafeTran Espresso
You've never met a CAT tool this clever!

Translate faster & easier, using a sophisticated CAT tool built by a translator / developer. Accept jobs from clients who use SDL Trados, MemoQ, Wordfast & major CAT tools. Download and start using CafeTran Espresso -- for free

More info »
SDL Trados Studio 2019 Freelance
The leading translation software used by over 250,000 translators.

SDL Trados Studio 2019 has evolved to bring translators a brand new experience. Designed with user experience at its core, Studio 2019 transforms how new users get up and running and helps experienced users make the most of the powerful features.

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums
  • Multiple search