Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13] >
Off topic: Osmanlıca - Türkçe kaynaklar, Cumhuriyet boyunca Türkçenin serüveni, Günümüz Türkçesi...
Thread poster: Adnan Özdemir

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"YANILTMACALAR - ŞAŞIRTMACALAR - SÖYLEMESİ ZOR TEKERLEMELER" Aug 2, 2013

--Alıntı--

YANILTMACALAR (ŞAŞIRTMACALAR) :

"Söylenişleri birbirine yakın olan seslerden kurulmuş kelimelerin, hızlı şekilde söylenmesi esasına dayanan, tam veya yarım cümlelerden meydana gelmiş kelime gruplarına yanıltmaca veya şaşırtmaca adı verilir.

Yanıltmacalar aslında bir çeşit tekerlemedir. Söylenmeleri sırasında hecelerin birbirine karıştırılmaması gerekir.

Bu tekerlemelerin özellikle okul öncesi ve
... See more
--Alıntı--

YANILTMACALAR (ŞAŞIRTMACALAR) :

"Söylenişleri birbirine yakın olan seslerden kurulmuş kelimelerin, hızlı şekilde söylenmesi esasına dayanan, tam veya yarım cümlelerden meydana gelmiş kelime gruplarına yanıltmaca veya şaşırtmaca adı verilir.

Yanıltmacalar aslında bir çeşit tekerlemedir. Söylenmeleri sırasında hecelerin birbirine karıştırılmaması gerekir.

Bu tekerlemelerin özellikle okul öncesi ve ilköğretim öğrencilerine sesli ve hızlı olarak okutulması, çocukların dil gelişimi açısından son derece önemlidir.

Söz söylerken duygu ve düşünceleri doğru, üslubuna uygun olarak anlatmak için sesin ahengini, söylenişi, jesti, mimiği, alınacak tavırları yerinde ve güzel kullanma sanatına DİKSİYON denir. "

----------

--Alıntı--

-> ASLAN GİBİ BİZİM KAPTAN KAPLAN GİBİ BİZİM KAPTAN (M.SAĞLAM Ekledi)

-> Şu karşıdaki kara kuru kavak, karardın mı ey kara kuru kavak, sarardın mı ey kara kuru kavak! (Diksiyoncu Ekledi)

-> Ûstü üç taşlı taç saplı üç tunç tası çaldıran mı çabuk çıldırır, yoksa iç içe yüz ton saç kaplı çanı kaldıran mı çabuk çıldırır? (Diksiyoncu Ekledi)

-> Titiz, temiz, tendürüst dadım; tadını tattığı tere demetini dide dide dağıttı da hiddetinden hem dut dalında takılı duran dırıltı düdüğünü öttürdü, hem de didine didine dedim dedi, dedim dedi dedi durdu. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Baldıran dalları ballandırmalı mı, ballandırılmamalı mı? Sonra o bala daldırılan baldıran dalları dallandırılmalı mı, ballı dalla dallandırılmamalımı? (Diksiyoncu Ekledi)

-> Bir pirinci birinci buluşta bir inci gibi birbirlerine bağlayıp Perlepe berberi bastıbacak Bedri ile beraber Bursa bağrına parasız giden bu paytak budala, basası topal Badi´den biberli bir papara yedi. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Batı tepede tahta depo dibinde beytutet eden pullu dede tekkesinden matrut bitli Vedat, dar derede tatlı duttan dürülü pide yutup pösteki dide dide dört ayda dört türlü derde tutuldu. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Hahamhanede hahambaşı hahamı homur homur homurdanır görûnce, hemencecik heyecanlandı, hızlandı, hoşnutsuz hırçın halhallarla halkaları, halatları hallaçlara verdi. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Galata kulesi kapısı karşısındaki kuru kahvecinin gıgısı çıkık, dişi kırık, kurbağa kafalı, karakoncolos kalfası Hakkı karışıklığa getirip kahveye kavruk kakule kırığı kattı. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Güneyli girgin gammaz Galip Gavurdağı´nda güpegündüz galeyana gelmiş de Gülgiloğlu Gaziantepli gazup gazinocuyu Gölköylü gitaristle birlikte Gümüşhane´ye göndermiş. Geçen gece Gemerek´ten Gediz´e gelen Gebzeli gezginci gizemcilerden gitarist general Genzel, gençlere, gerçekdışılıkla gerçeklik dışı ilişkiler arasında ne gibi bir geçerlilik gerçekliği olduğunu sordu. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Yalancıoğlu yalıncık yayladığının yahnisini yağsız yiyebilirse de yayladığının yağlı yoğurdundan, Yüksekova´nın yusyumru yumurta yumurtlayan tavuklarından, bir de yörük ayranıyla yufkasından asla vazgeçemez. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Koca kokoz kokainman kokorozlana kokorozlanaç Kazablankalı kozmonota kök, kok, köken, kokot, kök sökmek, kokoreç, kökmantar, köknar, köçekçe, körkandil, krematoryum, kösnüklük ne demek diye sormuş. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Kırıkhandaki kırıkçı kırçıl kargın kırgın kırıkçısı kırmızı kırda kıkır kıkır kıkırdayarak Kırımlı kıkırdakçının kızıl kırlangıçlarını kışın kırlarda Kırgızlı kırpıntıcı kırışık Kırımtov´un kırıkkıraklarıyla besliyormuş. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Kınıklı kılıbık kırpıntı Kıyasettin, Kırımlı kılkuyruk kıtmiri kıkır kıkır kıkırdatarak küskütük küçümen küfeci külhaniyle külüstür Kürşat´ı külünklü küngür üstüne küttedek devirdi. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Kilisli kikirik kilimci Kilizmanda´ki kilitli kilisede kimliğini kimseye sezdirmeden kucak kucak kuskuslu kuşkonmazı kukumav kuşuna, kişiliksiz kulağakaçan kirliğ kirloz kirpiye de Kuşadası´nın kuşhanesindeki kuşbaşlı kuşbazla birlikte önce kişnişli kuşüzümünû, sonra da Kumla´nın kumlu kumlu kuşkirazını yutturmuş. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Dadaylı dadımın Dodurgalı düdük delisi dedesi diline doladığı dedbebeli dedim dedisiyle dırdırını dilinden düşürüp de bir kez olsun doya doya düden diyemeden, düdenin dallara doldurduğu doyumlu yemişlerden doyasıya yiyemeden darıdünyadan göçüp gitti. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Cemil, Cemile, Cemal cumaları cilacı cüce Canip´in cicili bicili cumbalı ciltevinde cümbür cemaat cacıklı civcivle cücüklü cacık yerler sonra da Cebecili cingöz coğrafyacının cinci ciciannesinin cırcırböceğini dinlerler. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Sedat Tınaz´ın tasası suratsız teyzesine rastlama sezen sıska sülük tazısını tuz tortusu tütsüsüııe tutmasıydı. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Zonguldaklı Zaloğlu Zöhre´nin kızı Zühal zibidi Zeki´ye ziyafet zerketti. (Diksiyoncu Ekledi)

-> Leyla ile Lalelili Lale´ye leblebi ile likör ikram etmiş. Lüpçüler,lütfen lüzumlu lüzumsuz lakırdıları bırakın da lüzferle rızk, rot, rop, rint, ring, ray, radyoaktivite nedir diye konuşun.

------
Kaynak: http://www.dersimiz.com/yaniltmacalar-sasirtmacalar-soylemesi-zor-diksiyon-tekerlemeleri.asp#.UfuBTtKRV8E

[Değişiklik saati 2013-08-02 10:30 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"TÜRKÇENİN GÜNCEL SORUNLARI" Aug 2, 2013

--Alıntıdır--

Yazan: Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın



Ana dilimiz Türkçe, yeryüzünün en eski ve en geniş coğrafya parçasında konuşulan gelişmiş, zengin bir kültür, bilim ve sanat dilidir. Türkçe en eski, en köklü dillerdendir diyoruz; çünkü bugünkü dillerin çoğu ortada yokken, hatta bugünkü bazı dillerin ataları sayılan diller bile ortada yokken Türkçe vardı.

Türkçe en geniş coğrafya parçasında konu
... See more
--Alıntıdır--

Yazan: Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın



Ana dilimiz Türkçe, yeryüzünün en eski ve en geniş coğrafya parçasında konuşulan gelişmiş, zengin bir kültür, bilim ve sanat dilidir. Türkçe en eski, en köklü dillerdendir diyoruz; çünkü bugünkü dillerin çoğu ortada yokken, hatta bugünkü bazı dillerin ataları sayılan diller bile ortada yokken Türkçe vardı.

Türkçe en geniş coğrafya parçasında konuşuluyor diyoruz; çünkü bugün artık Türk dili sadece Anadolu’da ve Balkanlarda değil, sadece Türkistan’da ve Sibirya’da değil; çalışmak amacıyla Avrupa’ya, Amerika’ya, Avustralya’ya giden vatandaşlarımız sayesinde dünyanın dört bucağında konuşuluyor. Türkçenin lehçeleri dediğimiz çeşitli kolları Balkanlardan Uzak Doğuya kadar geniş coğrafyada yazı ve konuşma dili olarak kullanılıyor. Bütün bu kollara Türk dili ailesi adını veriyoruz.

Türkçe, bugün Türk dil ailesinin en fazla konuşucuya sahip kollarından biridir. Yaklaşık 70 milyon kişinin konuştuğu Türkiye Türkçesi, sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde değil, diğer bölgelerde de konuşulan ve yazılan dillerdendir. 1980’lerin ortalarında UNESCO hazırladığı bir raporda Türkçenin konuşucu bakımından dünyanın beşinci büyük dili olduğunu açıklamıştı. Hiç kuşkusuz, bu raporu hazırlayanlar Türk dilinin bütün kollarını, yani dil ve lehçelerini, bir bütün olarak kabul ederek bu sonuca ulaşmışlardı. Kesin nüfus sayımı sonuçlarına dayanmasa da Türk dilinin çeşitli kollarını konuşan 200 milyonu aşkın insan bulunduğu sanılmaktadır. Ancak UNESCO, daha sonraki yıllarda hazırladığı raporlarda Türk dil ailesini bir bütün kabul etmeyerek, her Türk lehçesini sıralamada ayrı ayrı değerlendirdi. Böylece Türk dilinin sıralamadaki yeri değişti. Bu durum gerçeği değiştiremez. Yaklaşık 12 milyon km2’lik bir alanda, Türk dilinin birbirine uzak veya yakın lehçeleri konuşulmakta, yazı dili olarak kullanılmaktadır. Bunlar içerisinde Türkiye Türkçesi, güncel birtakım sorunlarına karşılık; kültür, sanat, edebiyat ve bilim dilidir.

Herhangi bir dilde yazılmış bir romanın Türkçeye çevirisi yapılabiliyorsa, felsefe eserleri Türkçeye çevrilebiliyorsa, Türk yazarlarının eserleri yabancı dillere çevrilebiliyorsa; Türkçe bir kültür, sanat ve edebiyat dilidir. Bilim eserlerinin yazılabildiği, çevrilebildiği, yeni terimlerin türetilebildiği ve her aşamada öğretimin yapılabildiği Türkçe, bir bilim dilidir. Türkçenin bilim dili olmadığı, olamayacağı konusundaki sözler bir iddiadan öte gidemez.

Türkçe gelişmiş bir dildir diyoruz; çünkü Türkçenin söz varlığı bugün 75.000’e ulaştı. Türk Dil Kurumunun 1945’te çıkardığı birinci baskı Türkçe Sözlük’te 20.000 civarında söz vardı. 1998’de çıkan Türkçe Sözlük’te ise 75.000 söz var.

Türkçe, kavramlar yönünden son derece zengindir:Akrabalık ilişkilerimize verdiğimiz önemin sonucu akrabalık ile ilgili sözler başka hiçbir dilde görülemeyecek kadar fazladır, zengindir. Pek çok dilde bırakınız baldız, görümce, elti gibi sözlerin karşılıklarını, teyze ile halayı ayırt edecek sözler bile yoktur. Renk adlarımız, renklerin en küçük ayrıntısına kadar tonlarını verecek şekilde zengindir: Yavru ağzı, gül kurusu, gök mavisi...

Peki bu zengin söz varlığından yararlanabiliyor muyuz ?

Yararlandığımız söylenemez...

Türkçe Sözlük’ün son baskısında madde başı olarak 75.000 söz var dedim. Ne yazık ki bu söz varlığından yeterince yararlanmıyoruz. Her toplumda gündelik hayatta kullanılan söz sayısı, o dilin genel söz varlığına göre düşüktür. Ancak, yapılan araştırmalara göre Türkiye’de bu oran çok daha düşük. Sokaktaki insanın söz varlığı elbette onun dünyasına göre olacaktır. Ama kitle iletişim araçlarının söz varlığı daha geniş olmalıdır. Birkaç yüz sözle, en fazla beş yüz altı yüz sözle, haber programları, hatta diziler çekiliyor.

Sözlük kullanma alışkanlığımız da tam olarak gelişmemiş. Sözlere kendimize göre anlamlar yükleyip kullanıyoruz. Bu durum, yalnızca yabancı kaynaklı sözleri değil, Türkçe kökenli sözleri de birbirine karıştırıp yanlış kullanmamıza yol açıyor. Söz gelişi gözaltına almak ile gözlem altına almak sözlerini yerli yerinde kullanılamıyor. Bu yanlışı kitle iletişim araçları yapınca, yanlış kullanış toplumda hızla yayılıyor. Sözleri yerli yerinde bilerek kullanmak gerekir, anlamı bilinmeyen sözler için mutlaka sözlüğe başvurulmalıdır. Bunun eğitimi ilkokuldan başlayarak yapılmalı. Zaten bu işin temeli de eğitimdir. Okullarımızda Türkçe eğitimi gözden geçirilmeli ve bilişim teknolojilerinden de yararlanılarak düzenlenmelidir. Bu konuda Millî Eğitim Bakanlığımıza büyük görevler düşmektedir.

Peki Türkçeyi doğru ve güzel olarak kullanıyor muyuz ?

Ne yazık ki bu soru için de evet diyemeyeceğim...

Türkçenin kullanımıyla ilgili olarak yaşanan sorunların başında söyleyiş bozuklukları geliyor. Türkçe kökenli sözlerde söyleyiş bozukluğu fazla görülmüyor, ama yabancı kaynaklı alıntı sözlerde söyleyiş bozukluğuna sık rastlıyoruz. Bu yanlışlardan kurtulmak için kullandığımız sözün doğru söyleyişini bilmemiz gerekir. Dilimizde karşılığı bulunan sözlerin Türkçesini kullanmak da bu yanlışlardan kurtulmamızı sağlar. Dilimizde karşılığı olmayan sözleri de kullanırken Türkçede kabul görmüş ve yaygınlaşmış şekilleriyle kullanmalıyız: hâkem değil hakem; râkip değil rakip demeliyiz. Bu yanlışları radyo televizyon sunucuları yapınca yanlışlar hızla yayılıyor.

Türk Dil Kurumunun yayımladığı Türkçe Sözlük’ün 1998 yılında yapılan 9. baskısında bu tür sözlerin söylenişi de verilmiştir. Uzun söylenmesi gereken ünlüler, ince söylenmesi gereken ünlüler belirtilmiştir. Radyo ve televizyon sunucularına, spikerlerine bu konuda büyük görev düşüyor. Sunucular ve spikerler, sözleri doğru biçimlerde söylerlerse, doğru biçimler toplumda daha hızlı olarak yayılır. Özel radyo ve televizyonların yayına başladığı ilk günlerdeki görüntü yavaş yavaş kayboluyor. Artık, spikerler ve sunucular daha özenli konuşuyorlar. Yanlışlardan kaçınıyorlar. Ancak, bu demek değildir ki kitle iletişim araçlarında Türkçe tamamen yanlışsız kullanılıyor. Türkçeyi doğru ve güzel kullanma konusunda duyarlı davrananlar çoğalmaya başladı. Önemli olan bu duyarlılığın, bu bilincin uyanmasıdır.

Günümüz Türkçesinin en önemli sorunu, yabancı dillerin, özellikle de İngilizcenin, Türkçeyi olumsuz olarak etkilemesi. İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan ve İngiliz kültürleri bütün dünya dillerini etkilemeye başlamıştı. Türkiye’de İngilizce ile öğretime başlandığı 1950’lerde Anglo-Sakson kültürünün yoğun etkisi de kendisini hissettirir. İngilizce sadece Türkçeyi değil, başka dilleri de etkiliyordu. Fransızlar dillerini korumak amacıyla yasa bile çıkardılar. Yabancı dil öğrenme düşüncesi, zamanla yabancı dille öğretime dönüştü ve yaygınlaştı. Çocuklarımıza yabancı dil öğretelim. Hatta çocuklarımız bir değil birkaç yabancı dil bilsinler. Ama yabancı dille öğretim, yanlış bir yol. Yabancı dili yabancı dil dersinde öğretelim. Matematiği, fiziği, kimyayı gençlerimiz ana dillerinde Türkçe olarak öğrensin. İngiliz-Amerikan kültürünün etkisi sadece dilde değil, pek çok alanda kendisini gösterdi. Beslenme alışkanlıklarımızdan, giyime, müziğe kadar pek çok alanda bir etkilenme söz konusu. Ancak, en fazla dikkati çeken de dildeki etkilenme oluyor. Dilimizi olduğu kadar, diğer ulusal değerlerimizi de yaşatmak zorundayız.

Özenti ile dilimize yabancı sözlerin girişi de arttı. Türkçesi varken yabancı kaynaklı sözleri kullanmak özentiden başka bir şey değildir. Dilimizde karşılığı bulunmayan sözler için de karşılık türetmek gerekir. Türk Dil Kurumu öteden beri bu çalışmayı yürütüyor. Bugün kullandığımız pek çok sözü bu çalışmalara borçluyuz.

Yabancı dillerin etkisinin artması, Türkçenin söz varlığını, söz dizimi özelliklerini olumsuz yönde etkiliyor. Divan Oteli demek dururken Hotel Divan, Marmara Oteli demek dururken The Marmara demek, Türkçenin söz dizimi özelliklerini zorlamaktır. Son zamanlarda bir de çeviri yoluyla anlatım türü ortaya çıktı. Sözler Türkçe, ama anlatım kalıbı yabancı kaynaklı... Doğru olmayan bu kullanışlar da yaygınlaşıyor: Çay içmek, kahve içmek yerine çay almak, kahve almak; özür dilerim yerine üzgünüm gibi kullanışlar bunlara sadece birkaç örnek. Türkçenin yapısına ve mantığına aykırı bu yanlışlardan kurtulmamız gerekiyor. Türkçemize son yıllarda Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden, bir söz akını olduğu gerçektir. Sözlerin bir bölümü teknolojiyle birlikte geldi. Yeni bulu­nan ve yeni üretilen aletler, ülkemize gelirken adını da birlikte getirdi: air-conditioner, disket, faks, kamera, kompakt disk, monitör, printer, radyo, televizyon, tubeless, video, walkman… Dilimizin doğal gelişmesi içerisinde bu aletlerin çok az bir kısmına karşılık bulunabilmişti: buzdolabı, bilgisayar, derin dondurucu vb... Buna karşılık yabancı kaynaklı sözlerin dilimize girişi her geçen gün biraz daha artıyordu. Yeni bulunan ve üretilen aletlerin adları girmekle kalmadı, bu aletlerin çeşitli özellikleri, parçaları, kullanıcıları ile ilgili sözler de dilimize girmeye başladı, hatta bu sözlerden fiiller türetildi: air-conditoned araba, kaset, diskjokey (kısaltılması de je olarak değil, İngilizcedeki biçimiyle söylendi: dicey), videojokey (ve je değil, vicey biçiminde söylendi), fakslamak, hardware, software, zapping, zaplamak, zoomlamak... Kısa bir süre içerisinde yabancı kaynaklı söz kullanmak bir özenti halini aldı. Günlük hayatta, çarşıda, pazarda, radyoda, televizyonda, basında, okulda, sporda kısacası her yerde yabancı kaynaklı sözler artık bilinçsizce kullanılır oldu.

Bu olumsuz duruma karşılık, daha önce söylediğim gibi toplumda Türkçe bilincini uyandırmak ve canlı tutmak zorundayız.

Dilimizin zenginleştirilmesi konusunda Türk Dil Kurumu geçmişte olduğu gibi bugün de üzerine düşen görevi yapacaktır. Dilimize girmekte olan yabancı kaynaklı sözlere karşılıklar bulunması, Türkçeyi geliştiren ve zenginleştiren çalışmalardan biridir. Kültürler arası ilişkiler dillerin birbirlerinden etkilenmesi gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Mesafelerin ortadan kalktığı toplumların birbirine yakınlaştığı çağımızda, bu etkilenme daha büyük boyutlarda olmaktadır. Bu kelimelere Türkçenin kaynaklarından yararlanılarak karşılıklar bulmak ve Türkçe kökenli sözleri kullanmak, bir yandan dilimizin gelişmesine katkıda bulunulurken diğer yandan da teknolojiden, bilimden, ana dilimiz aracılığıyla yararlanmamız sağlanmaktadır.

Türk Dil Kurumu olarak , Atatürk’ün “Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” sözünü kendimize ilke edinerek, dilimizi yabancı dillerin boyunduruğun­dan kurtarma mücadelesini veriyoruz. Türk Dil Kurumu olarak, öteden beri yabancı kaynaklı sözlere karşılıklar buluyor, bu karşılıkları Türk Dili der­gi­sin­de yayımlıyoruz. Bu karşılıklara birkaç örnek vermek istiyorum: Anchorman karşılığında ana haber sunucusu; arboretum karşılığında ağaç parkı; viyadük için köprü yol; eskort için koruma aracı; fac-similé için belgegeçer, onun kısaltılmış şekli olan faks için ise belgeç; reyting için değerlen­dir­me; rantiye için getirimci; avans karşılığında öndelik; boarding card için uçuş kartı vb...

Bu sözler kitap haline de getirilmiştir. Yabancı Kelimelere Karşılıklar adındaki kitabın birinci cildi 1995’te, ikinci cildi ise 1998’de yayımlandı. Bu kitapların yayımlanmasından sonra önerilen karşılıklarla birlikte yeni baskısı önümüzdeki ay içerisinde yapılacaktır. Ancak önemli olan, bu sözlerin kamuoyunca benimsenmesi, dilimizin söz varlığı içerisine girmesidir. Burada topluma, özellikle aydın kesime, sanatçılara, yazarlara düşen görevler var. Türk Dil Kurumunun yabancı kaynaklı sözlere bulduğu karşılıkları yazarlarımız sanatçılarımız, sunucularımız benimserse ve kullanırsa, bu sözler toplumda hızla yaygınlaşacaktır. Toplumun benimsediği bir söz artık dilin malı olmuş demektir.

Çalışmalarımız, terimlerin Türkçeleşmesini de içermektedir. Terimlerin Türkçeleştirilmesi demek, Türkçe terimlerle bilim yapmak anlamına gelir. Bu da bir bilim dili olan Türkçenin daha da gelişmesini güçlenmesini sağlayacaktır. Türk Dil Kurumu olarak mühendislik bilim dallarındaki terimlerin Türkçeleştirilmesi ve bütün mühendislik fakültelerinde ortak terimlerle öğretim yapılması konusunda Mühendislik Dekanları Konseyi ile işbirliği içerisinde çalışma yapmaya da başladık. Bu amaçla 26 Nisan 2002 günü Türk Dil Kurumunda düzenlediğimiz Mühendislik Terimleri Bilgi Şölenine üniversitelerimizden yüze yakın bilim adamı tartışmacı olarak katıldı. Bu toplantının sonucunda çalışma grupları oluşturuldu. Her bilim dalında bu tür çalışmalar yapılması, Türkçeyi bilim dili olarak daha da geliştirecektir.

Türkçedeki yabancı öğelerin artmasından, kitle iletişim araçlarında Türkçenin bozuk ve kulak tırmalayıcı bir biçimde kullanılmasından bizler de rahatsızız. Aslında aklı başında herkes, Türkçedeki bu yabancılaşmadan rahatsız.

Dildeki yabancılaşmanın bir başka boyutu, sizin de belirttiğiniz gibi işyerlerine yabancı adlar verilmesi. Bu eğilim ne yazık ki gittikçe yaygınlaştı ve sokaklarımızın, caddelerimizin görüntülerini bozdu. Sokaklarımız bize tanıdık gelmiyor artık... Büyük alışveriş merkezlerinin, büyük mağazaların yabancı adlar kullanmasından sonra mahalle bakkalının, mahalle kasabının da bu akıma kapılarak işyerine yabancı adlar vermesi, bana kendisini ördek sanarak göle dalan civciv masalını anımsattı. Rainbow Kasabı, Groseri Market, Coiffeur Angle gibi sizin de sokaklarımızda, caddelerimizde göreceğiniz yüzlerce ad, yabancılaşmanın, kendini inkârın örnekleridir. Bir kasabın dükkânına rainbow adını vermesi kadar gülünç, gülünç olduğu kadar da düşündürücü, kahredici başka bir şey yoktur. Bunlar yabancı firmaların temsilciliğini yapanlar, bayii olanlar değildir. Ancak, bu akımın özellikle yabancı firmaların temsilcilikleriyle başladığını da belirtmem gerekir. Son zamanlarda Türkçe veya Türkçeleşmiş adlar işyerlerinde kullanılırken gelenekleşmiş Türk imlâsı yerine yabancı imlâsıyla yazma eğilimi dikkat çekiyor: Efendy, Hotel Taxim, Eskidji, Laila, Wishne Bar, Neshe, Eskidji, Kitapchi, Yemish, Kebabchi, Derichi... gibi işyeri adları, Osmanlı devletinin son günlerindeki işgal dönemi İstanbul’unu anımsatıyor. Böyle bir şey olabilir mi ? Bunları hangi düşünce ile yapıyorlar anlamak mümkün değil. Bu, Türkçeyi bir İngiliz gibi, bir Amerikalı gibi yazmaktan başka bir şey değildir. Alfabemizdeki Ş, Ç harflerini bizzat Atatürk’ün başkanlığını yaptığı bir kurul belirlemiştir. Bu iş yerleri Atatürk'ün Yazı Devrimine ve 1353 sayılı alfabe yasasına aykırı hareket etmektedirler. Atatürk’ün Yazı Devrimine saygısızlık olarak adlandırılması gereken bu davranışı yapanlar uyarılmalıdır. Ülkemizin mağazalarının, kuruluşlarının adlarının Türkçe olması ve Türk alfabesiyle yazılması esas olmalıdır.

Bunları önlemenin yolu, öncelikle toplumda Türkçe bilincinin uyandırılmasından geçmektedir. Ancak, özellikle işyeri adlarındaki yabancılaşma karşısında yerel yönetimler etkili olabilir. İşyeri açılışı için ruhsat başvurusu sırasında, işyerine yabancı ad vermek isteyenlere belediyeler izin vermeyebilir. Türk Dil Kurumu olarak, bu konuda daha kalıcı ve etkili bir yasal düzenleme için girişimde de bulunduk.

Dilin söz varlığının zenginleştirilmesi, bütün bilim dallarında öğrenim ve araştırmanın sürdürülmesi için dile terimlerin kazandırılması, dildeki gereksiz yabancı öğelerin ayıklanması gereklidir. Bunlar yapıldığında dilde iyileştirme, daha doğru bir söyleyişle, gelişme, zenginleşme yaşanır.

Bilimde, teknolojide yaşanan gelişmeler dile de yansır. Yeni kavramlara, yeni ürünlere dilimizin kaynaklarından yararlanarak karşılık bulmamız gerekir. Türkçe söz köklerinden işlek eklerle yapılan yeni türetmelerle dilin söz varlığı zenginleştirildiği gibi, aynı yolla dile kazandırılacak terimlerle Türkçenin bilim dili olarak gelişmesine katkıda bulunmuş olacağız. Bu yapılmadığı taktirde yabancı sözler, yabancı terimler dile girer. Dildeki gereksiz yabancı öğelerin ayıklanması da gereklidir. Birer özenti alıntısı niteliğinde olan show, konsensus, transformasyon, efor gibi sözler Türkçede karşılıkları olmasına rağmen kullanılmaktadır. Öncelikle bu özenti alıntılarının ayıklanması gerekir. Geçmişte de Türkçeye Arapçadan, Farsçadan özenti alıntıları girmişti: Türkçede güneş varken Arapçadan şems, Farsçadan hurşid, afitab sözlerinin girmesi gibi. Üstelik bazı alıntı sözler, dildeki birkaç sözün yerine kullanılmakta, dilde yoksullaşmaya yol açılmaktadır. Türkçede değişim, dönüşüm, kabuk değiştirme gibi ince anlam özelliklerine sahip sözlerimiz varken bunların yerine kullanılan tranformasyon dilde yabancılaşmanın yanı sıra söz varlığında yoksullaşmaya da yol açıyor. Üstelik bu sözü kimileri transformeyşın, kimileri de transformasyon diye söyleyerek ayrılıklar da yaratıyorlar.

Türkçenin şu andaki en önemli sorunu, dildeki yabancı öğelerin artmasıdır. Her dilde yabancı kökenli söz vardır. Hiçbir dil saf değildir. Türkçe de pek çok dile söz vermiş, pek çok dilden söz almıştır. Türkçenin İngilizceye verdiği sözler de vardır. Bunlardan en ilgi çekici olanı son zamanlarda dilimize giren kiosk’tur. Bu söz Türkçeden İngilizceye geçen köşk sözüdür. İngilizcede kiosk biçimine dönüşmüş ve bizim sözümüz bu defa farklı bir anlamda karşımıza çıkmıştır. Dildeki yabancı sözlerin bir ölçüsü olmalıdır. Bu ölçü dilin kimliğini bozacak derecede olmamalıdır. Dil gerek duyduğu sözleri, karşılık bulunmaması durumunda yabancı dillerden aynen veya ses değişikliğine uğratarak alır.

En kötüsü dilin söz dizimi özelliklerinin yabancılaşması, yabancı eklerin dile girmesi, dilin mantığına aykırı kullanışların yaygınlaşmasıdır. Türkçede çokluk eki +lar, +ler varken, İngilizcedeki çokluk eki ’s’nin kullanılması, Türkçede +nın, +nin eki varken İngilizcedeki ’s ekinin kullanılması, üzerinde dikkatle durulması gereken konudur. İnternette gördüğüm bir ağ sayfasının adresinde ‘okuls’ sözü vardı. Sayfanın hazırlayıcısına bu sözdeki s’nin anlamını sorduğumda bana verdiği yanıtta, sözün okullar anlamına geldiğini ve İngilizcedeki çokluk ekini ilgi çeksin diye kullandıklarını söylüyordu. Türkçede ‘article’ olmamasına rağmen, bir otelin adında ‘the’ biçimini kullanması dile yabancı sözlerin girmesinden daha tehlikelidir. Bunlar dilde olmayan, dilin yapısına uymayan biçimlerin dile sokulmasıdır. Bu, kan grubu B olan bir kişiye A grubundan kan vermek gibi bir şeydir.

Dilimizi bekleyen tehlikeye gelince... Üçüncü binyılın henüz başlarındayız... İnsanlığı yeni binyılda nelerin beklediği, geleceğin dünyasının nasıl olacağı, bilimde hangi noktalara ulaşılacağı gibi çeşitli konularda bilim adamları öngörülerde bulunuyorlar. Bu öngörülerden biri de yeryüzündeki dillerle ilgili. Yeni binyılın daha ilk yüzyılı sona ermeden yeryüzündeki pek çok dilin yok olacağı öngörüsünde bulunuluyor. Ürpertici bir öngörü... Bir dilin yok olması demek, bir kültürün, dahası bir ulusun yok olması demektir. Dilini kaybeden bir ulusun bireylerinde genlerin birkaç kuşak daha yaşayacağı, ulusların biyolojik olarak varlıklarını sürdürebileceği ileri sürülebilir. Ulusu oluşturan en önemli öğe dil olduğuna göre dili yeryüzünden silinmiş bir ulusun varlığının da silinmiş olacağı bir gerçektir. Geçmişte bu durumun örnekleri vardır. Ancak, Türkçe için böyle bir tehlike söz konusu değildir. Türk ulusu diline sahip çıktıktan sonra, karamsar olmamak gerekir. Bu bilinç uyandıktan sonra Türkçemizin geleceği konusunda endişeye yer yoktur. Üçüncü binyılda Türkçemizi aydınlık günlerin beklediğine inanıyorum.

Ülkemizde Türkçe ile ilgili tek resmî kurum Türk Dil Kurumudur. İmlâ kılavuzları, sözlükler, dil bilgisi kitapları hazırlama görevi yasa ile Türk Dil Kurumuna verilmiştir. Ancak, bu işi yapan bir kurum var diyerek herkesin bir kenara çekilmesi, Türkçenin katledilmesine seyirci kalması mümkün değildir. Türkçe hepimizin en kutsal varlığıdır. Türkçe bizim kimliğimizdir, adımızdır, soyadımızdır, türkümüzdür, şarkımızdır, sevgimizdir. Şairin dediği gibi Türkçe, ses bayrağımızdır. Bayrağımızı koruduğumuz gibi dilimizi de korumalıyız. Biz bu dilimizi atalarımızdan miras aldığımız kadar, gelecek kuşaklardan da ödünç aldık. Ele ele verelim, dilimize sahip çıkalım. Gelecek kuşaklara Türk’e yakışır bir Türkçe bırakalım.
-----

Kaynak: http://turkoloji.cu.edu.tr/DIL%20SORUNLARI/02.php
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Dil Yanlışları ve Anlatım Bozuklukları -I- Aug 6, 2013

--Alıntıdır--


Dilin temel görevi aynı dili konuşan insanlar arasında anlaşmayı sağlamaktır. Anlatılmak istenilenler dilin kurallarına uygun olarak açık, yalın, anlaşılır biçimde ifade edilirse anlaşma tam olur.
Aksi hâlde yanlış anlaşılmalar, söyleyiş yanlışları ve anlatım bozuklukları ortaya çıkar.Dile gereken önem verilmediği için dilin yapısı, kuralları, söz varlığı yeterince bilinmiyor. Sezgiye dayalı anlama yolu seçile
... See more
--Alıntıdır--


Dilin temel görevi aynı dili konuşan insanlar arasında anlaşmayı sağlamaktır. Anlatılmak istenilenler dilin kurallarına uygun olarak açık, yalın, anlaşılır biçimde ifade edilirse anlaşma tam olur.
Aksi hâlde yanlış anlaşılmalar, söyleyiş yanlışları ve anlatım bozuklukları ortaya çıkar.Dile gereken önem verilmediği için dilin yapısı, kuralları, söz varlığı yeterince bilinmiyor. Sezgiye dayalı anlama yolu seçilerek söylenen değil söylenmek istenen üzerinde duruluyor. Buna bir de yanlış kullanımların basın, yayın araçlarıyla çabucak yayılması eklenince her geçen gün yeni bir anlatım bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple anlatım bozukluklarının hepsini örneklemek mümkün değildir. Burada sık yapılan yanlışlıklar üzerinde durulacaktır.Anlatım bozuklukları, genellikle iyi bir cümlenin niteliklerini taşımayan cümlelerde görülmektedir.İyi bir cümlenin nitelikleri şunlardır:

1. Mantık ve bilgi bakımından doğruluk
2. Dil bilgisi bakımından doğruluk
3. Açıklık
4. Duruluk
5. Yalınlık
6. Akıcılık

Bu niteliklere uymayan cümlelerde görülen anlatım bozuklukları kısaca şöyle özetlenebilir:

Mantık ve bilgi bakımından doğruluk

Cümlenin düşünce, mantık ve bilgi bakımından doğruluğu tutarsızlıklardan, düşünce eksikliklerinden ve bilgi yanlışlıklarından arındırılmasıyla mümkündür.

Mantık yanlışlığı olan cümle örnekleri:

Bütün bildiklerimi ve bilmediklerimi oğluma öğreteceğim.
Kaderde bir köşe başında ölü olarak uyanmak da var.
Baharın en güzel aylarından biridir nisan, mayıs.
Beni duymayan arkadaşlar lütfen ellerini kaldırsın.
Trafik kazasında hayatını kaybedenlere baş sağlığı dilendi.
Cenazede sayıları on binin üzerinde yedi bin güvenlik görevlisi vardı.
Galatasaray 2 – 0 yenilgiden 3 – 0 öne geçti.
Geçtiğimiz hafta bir toplantı yapıldı. (Zaman yerinde duruyor biz mi geçiyoruz yoksa geçen zaman mı? Doğrusu geçen hafta olmalıdır.)

İfade kesinliği de bazen cümlelerin düşünce veya bilgi bakımından yanlışlığına yol açar:
Yahya Kemal’in “Han Duvarları” adlı şiir kitabı çok güzeldir. (Han Duvarları Faruk Nafiz Çamlıbel’in bir şiir kitabıdır.)
Selçuk Üniversitesinde 75.000 öğrenci (?) okuyor.
Arabada hava yastığı varsa hiçbir şey olmaz.

Kesin olarak bilinmeyen durumların veya olayların ifadesinde galiba, yanılmıyorsam, herhalde, zannedersem gibi ihtimal anlamı taşıyan bir kelime söylenirse yalancı durumuna düşülmez:
“Selçuk Üniversitesinde, yanılmıyorsam, 75.000 öğrenci okuyor.” gibi.

Konunun olumlu ve olumsuz yönleri göz önünde bulundurularak bütün, daima, en çok, hepsi, herkes, hepsi, her zaman, hiç, hiç kimse gibi genel anlamlı kelimeler dikkatli kullanılmalıdır:

Herkes müzik dinlemekten hoşlanır.
Okulda başarılı olan herkes hayatta da başarılı olur.
Sen beni hiç dinlemezsin ki.

---
Kaynak:Selçuk Üniversitesi SUZEP

Kaynak: http://www.turklukbilgisi.com/dil-yanlislari-ve-anlatim-bozukluklari
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Dil bilgisi bakımından doğruluk -II- Aug 6, 2013

--Alıntıdır--

Cümlenin kuruluşunda yer alan kelime ve kelime grupları dilin kuralla­rına göre oluşturulmalı, ögeler birbiriyle uyum içinde bulunmalı, cümlede eksiklik olmamalıdır. Cümlenin dil bilgisi bakımından yanlışlığına sebep olan anlatım bozukluklarını şöyle sıralayabiliriz:

a) Yapılışları yanlış olan kelimeler

Dilimize Arapçadan çokluk biçimiyle giren beyanat (beyanlar), efkâr (fikirler), erzak (rızıklar), e
... See more
--Alıntıdır--

Cümlenin kuruluşunda yer alan kelime ve kelime grupları dilin kuralla­rına göre oluşturulmalı, ögeler birbiriyle uyum içinde bulunmalı, cümlede eksiklik olmamalıdır. Cümlenin dil bilgisi bakımından yanlışlığına sebep olan anlatım bozukluklarını şöyle sıralayabiliriz:

a) Yapılışları yanlış olan kelimeler

Dilimize Arapçadan çokluk biçimiyle giren beyanat (beyanlar), efkâr (fikirler), erzak (rızıklar), enbiya (nebiler, peygamberler), evliya (veliler), maruzat (arz edilenler) gibi kelimeler zaten çokluk olduklarından bunların Türkçe çokluk ekiyle (-lar, -ler) tekrar çokluk yapılması yanlıştır.

Dilde olmayan gramer biçimleriyle kelimeler oluşturmak da yanlıştır:

abicim (ağabeyciğim), alıkoyulan (alıkonulan), alolaşırız (telefonlaşırız), ayıpsın (ayıp ediyorsun), bakkalcı (bakkal), bi drink aliim (bir şey içeyim), bissürü (bir sürü), cep to cep (-), cepleşiriz (-), cevaplamak (cevaplandırmak), çekilebilinir (çekilebilir), çirkinletmek (çirkinleştirmek), demincek (demin), dolayında (dolaylarında), erdemliği (erdemliliği), free takıl- (-), fulle, ful yap (doldur, tamamla), geçebilemedi (geçemedi), gidebilemedi (gidemedi), güzel­letmek (güzelleştirmek), hacın (haccın), hanımdan muhtar (hanım muhtar), haremlik (harem), icad ol- (icad olun-, icad edil-), iptal ol- (iptal edil-), kaçtı­rıldı (kaçırıldı), kardeşâne (kardeşçe), kasapçı (kasap), koktur- (kokut-), madden (maddeten), manavcı (manav), napcaz (ne yapacağız), ne ki (ne var ki), özelliklen (özellikle), pahalılatmak (pahalılaştırmak), redetti (reddetti), sericen (sereceksin), sordu kine (sordu ki), sormiyyim (sormayayım), sorurdur (sorar), takıl bana (benimle gel), tayin ol- (tayin olun-, tayin edil-), vericeyiz (verece­ğiz), verilebilinir (verilebilir), yaparaktan (yaparak), yeyildi (yenildi) gibi.

Hâl eklerinden birini diğerinin yerine kullanmak da yanlıştır: beni bi çay yap (bana bir çay yap), Selçuklu mağazamız saat 22.00’a kadar açıktır., nereyesun (neredesin) gibi.

b) Yardımcı fillerin yanlış kullanılması

et- ve yap- yardımcı fiillerinin birbirlerinin yerine kullanılması veya gerekmediği hâlde kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar: ayar yap-( ayarla-), bekleme yap- (bekle-), bülten yap- (bülten çıkar-), dersini yap- (dersini ver-), etki et- (etkile-), film yap- (film çevir-), gecikme yap- (gecik-), kuşku et- (kuşkulan-), şüphe et- (şüphelen-), umut et- (um-) gibi.

Son zamanlarda bilhassa batı dillerinden yapılan yanlış çevriler sebe­biyle al- fiili de yardımcı fiil gibi kullanılmaya başlanmıştır: banyo al-, duş al-, çay al- (çay iç-), istek al- (isten-), kahve al-, yenilgi al- (yenil-) vb. gibi.

c) Eksiklik

Özellikle birleşik cümlelerde ve sıralı cümlelerde ögelerden herhangi birinin eksik olması anlatım bozukluğuna sebep olur. Aşağıdaki cümlelerde parantez içine alınan kelimeler asıllarında yazılmadığı için anlatım bozukluğu vardır. Bu cümlelerdeki anlatım bozuklukları parantez içindeki kelimelerin yazılmasıyla giderilebilir:
Sen içeri (giriyorsun) ben dışarı doğru çıkıyorum. (yüklem eksikliği)
Ekonomik kriz böyle devam ederse ben işimden (olacağım) sen de parandan olacaksın. (yüklem eksikliği)
Sigarayı az, (içerim) içkiyi hiç içmem. (yüklem eksikliği)
Hastanın kanlı gömleğini çıkarıp ( ) soydu. (neyi, kimi soydu?)
Kanserin tedavisini artık bulalım ve (kanseri) yenelim. (nesne eksikliği)
Dişçi, çürük dişi çekip (çocuğu) eve yolladı. (nesne eksikliği)
Aybike’nin tehlikede olduğunu ben de biliyordum ve (onu) uyardım. (nesne eksikliği)
Yaralılarla konuşan ve (gazetecilere) bilgi veren Sağlık Bakanıdır. (dolaylı tümleç eksikliği)


---
Kaynak:Selçuk Üniversitesi SUZEP

Kaynak: http://www.turklukbilgisi.com/dil-yanlislari-ve-anlatim-bozukluklari
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
-III- Aug 6, 2013

--Alıntıdır--

d) Uyumsuzluk

Sağlam bir cümlede kelime ve kelime grupları ile ögeler arasında uyum vardır. Cümledeki ögeler arasında veya kelime grupları arasında bazen dil kurallarının bilinmemesinden kaynaklanan uyumsuzluklar görülür. Bu uyumsuzluklar genellikle, özne-yüklem uygunsuzluğundan, nesne-yüklem uyumsuzluğundan ve tamlama yanlışlarından kaynaklanır.

Erbay ve Gürdal bu yıl sınava girecek.
“Karahanlı Türkçe
... See more
--Alıntıdır--

d) Uyumsuzluk

Sağlam bir cümlede kelime ve kelime grupları ile ögeler arasında uyum vardır. Cümledeki ögeler arasında veya kelime grupları arasında bazen dil kurallarının bilinmemesinden kaynaklanan uyumsuzluklar görülür. Bu uyumsuzluklar genellikle, özne-yüklem uygunsuzluğundan, nesne-yüklem uyumsuzluğundan ve tamlama yanlışlarından kaynaklanır.

Erbay ve Gürdal bu yıl sınava girecek.
“Karahanlı Türkçesi, XIV. yüzyılda gelişerek, Cengiz Han’ın ikinci oğlunun adı ile Çağatay devletini kurarak, Çağatay Türkçesi ismi altında, Çağatayca ve edebiyatını meydana getirir.”
Resmi ve İş Mektupları (Resmî Mektuplar ve İş Mektupları)
“Hangi tür konuşma olursa olsun herhangi bir konuşmada başarılı olmak için bir takım hazırlıklar yapmak ve bazı kurallara uyulmalıdır.”

ne…….ne bağlama edatı kullanılan cümlede yüklem olumsuz olursa anlatım bozukluğu meydana gelir:

Çocuğun ne annesi yokmuş ne babası.
“Dahası, ne o nezahet ve nükte ne de edep ve terbiye artık kalmamış; argo, yerini yavaş yavaş küfürlere bırakmıştır.”

Nesne alması gereken (geçişli) fiilden önce nesnenin kullanılmaması hâlinde, nesne-yüklem uyumsuzluğu olur. Sıralı veya bağlı cümlelerde geçişsiz (nesne almayan) fiili takip eden cümlenin geçişli (nesne alan) fiille kurulması hâlinde nesne mutlaka kullanılmalıdır:

Trafik kurallarına uyun, (uymayanları) uyarın.
Herkes uyanıkken siz uyumayın, (uyuyanları) uyandırın.

Sıfat tamlamalarında sıfat ile nitelenen veya belirtilen isim arasında anlam bakımından mutlaka bir uyum olmalıdır:

Bunlar akıllı işlerdir. (akıllı sıfatı, iş ismine uygun değildir)
Geçen yıl sıfır kollu elbiseler modaydı.(kolsuz elbise)
Sıfır hatayla projesini tamamladı. (Projesini hatasız tamamladı.)

Sıfatların veya zarfların derecesini göstermek üzere kullanılan çok, daha, en, pek gibi zarfların yerine korkunç, dehşet, inanılmaz, felâket, müthiş gibi olumsuz anlamlı kelimelerin kullanılması yanlıştır:

Babam manyak para gönderiyor.
Korkunç güzel bir programdı. (korkunç olan güzel değildir)Şarkılarınızı inanılmaz güzel buluyorum.
Müthiş konserimize bekliyoruz. (müthiş: dehşetli, korkunç)

Birkaç, her, herhangi bir gibi kelimeler veya sayı isimleri sıfat tamla­masının tamlayanı olursa isim mutlaka teklik olmalıdır:
birkaç iyi adam, her zaman, herhangi bir anlayış; iki masa, beş öğrenci, bin konut gibi. Beşevler, Çifte Minareler, Kırk Haramiler, Üç Kuyular, Üç Silâhşorlar, Yedi Cüceler gibi özel isim hâline gelenler müstesnadır.

İsim tamlamaları ve sıfat tamlamalarında eksik unsurların bulunması da uyumsuzluktan kaynaklanan anlatım bozukluklarına sebep olur:

Yaklaşık 80 (santimetre) ya da 1 metre çapında bir daire çizin.
Ben diyeyim 25 (gün) siz deyin bir ay sonra terhis oluyorum.
Yabancı dil yayınlar (ı) merkezi.
Küllük, Tekin’in birbiri ardınca yaktığı sigara (-ların) izmaritleriyle dolmuştu. (Tamlayan eki kullanılmazsa yakılan, sigara izmaritleri olur.)

e) İmlâ ve noktalama yanlışları
Söylenmek istenen ile yazılanın aynı anlamda olması için imlâya dikkat edilmeli ve noktalama işaretleri yerli yerinde kullanılmalıdır.
Yine aşık olmuş.(aşık: eklem yerindeki kemik, âşık: seven)Bu yıl karınızı ortaklarınızla paylaştınız mı? (Bu yıl kârınızı … biçi­minde yazılmazsa paylaşılan kâr olmaz.)Farklı hizmet, karlı alış veriş.(Farklı hizmet, kârlı alış veriş.)Kendisini taktir ediyoruz.(taktir: damıtma, takdir:beğenip değer verme)
Bir kelimenin kendinden sonra gelen kelimeyle yapı ve anlam bakımın­dan ilgisi olmadığını göstermek için virgül işareti konur:
“Genç doktora şikâyetini anlattı.” cümlesinde anlatım bozukluğu yoktur. Genç ve doktor kelimeleri arasına virgül konmadığı için genç kelimesi doktorun sıfatı olarak kullanılmıştır. Bu cümlede genç sözü özne olarak kullanılacaksa genç kelimesinden sonra virgül işareti mutlaka konulmalıdır.
Aşağıdaki örneklerde virgül işareti kullanılmadığı için cümlelerde belirsizlik vardır:
Gürültüden ürktüğü için Ali Ağa eşeğine yollu küfürler savurdu.Benim gibi çalışmazsan kazanamazsın.

f) Dizgiden kaynaklanan anlatım bozuklukları

Gazetelerde, dergilerde, kitaplarda, televizyonlarda; metni bilgisayar ortamına aktaranların veya dizgiyi yapanların yazdıkları konuyla ilgili bilgilerinin eksikliğinden ya da dikkatsizliklerinden kaynaklanan yanlışlıklara özellikle son zamanlarda fazla rastlanmaktadır. Sorumluluk yazının sahibine ait olduğu için -bilhassa- kitaplar baskıya verilmeden önce yazarı tarafından dikkatli bir şekilde gözden geçirilmeli ve gerekli düzeltmeler yapılmalıdır. Bir matematikçi için (+) yerine (-) konulması; bir kimyacı için (H2O) yerine (H2) yazılması ne kadar büyük bir yanlışsa, Türkçe için de bir harfin eksik, fazla veya yanlış yazılması o derecede önemlidir. Aşağıdaki örnekler dil ve kompozisyon kitaplardan alınmış olup kaynakları mahfuzdur:
Noktalama kuralları
ISBN numarası
İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhili ve hârici bedbahlar olacaktır.
Bu sahada sere veren yazarlar arasında…
Eğer kütüphanenin kapasitesi verilen konu için eterli değilse araştırmadan beklenen sonuç da yeterli olmaz.
Edebî Türk Kavramı ve Bu Türlerde Türk Diliyle Verilmiş Örnekler
Bu bahiste, yalnız yapım ekleri incilenecektir.
Cümlenin öğeleri
Davetiye, genellikle özel olarak hazırlanışı, kartlara, çeşitli yazı tipleri ile matbaalarda bastırılır.
İnsanlar ancak anadillerinin derinliklerine nüfus edebilir.

---
Kaynak:Selçuk Üniversitesi SUZEP

Kaynak: http://www.turklukbilgisi.com/dil-yanlislari-ve-anlatim-bozukluklari
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
AÇIKLIK -IV- Aug 6, 2013

--Alıntıdır-

Cümlede anlatılmak istenenin dinleyen veya okuyan tarafından kolayca anlaşılmasına açıklık denir. Açık olmayan cümlelerde anlatılmak istenenler bazen az çok anlaşılır fakat çoğu zaman cümlede ne söylenmek istendiği belli değildir. Aşağıdaki cümlelerde açıklık olmadığı için ne söylenmek istendiği tam olarak anlaşılamamaktadır:

Bu kopyaları Burçin hazırlamıştır onu çekecek arkadaşlar için.
? S. D. in v
... See more
--Alıntıdır-

Cümlede anlatılmak istenenin dinleyen veya okuyan tarafından kolayca anlaşılmasına açıklık denir. Açık olmayan cümlelerde anlatılmak istenenler bazen az çok anlaşılır fakat çoğu zaman cümlede ne söylenmek istendiği belli değildir. Aşağıdaki cümlelerde açıklık olmadığı için ne söylenmek istendiği tam olarak anlaşılamamaktadır:

Bu kopyaları Burçin hazırlamıştır onu çekecek arkadaşlar için.
? S. D. in vücudunda estetik (ameliyat) var mı?
? Hayır, vücudunda hiç estetik yok. (Bu ifadeden vücudunun güzel olmadığı anlamı da çıkabilir.)

Kelimelerin yerli yerinde kullanılmaması, öge eksiklikleri, kelimelerin yanlış kullanılması, virgül işaretinin uygun yere konmaması, anlamca çelişen sözlerin bir arada kullanılması gibi hususlar cümlenin açıklığını engeller.

a) Sıra Yanlışlığı

Cümlede önce gelmesi gereken unsurların sonra, sonra gelmesi gere­kenlerin önce gelmesi durumunda anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu yanlışlık, zarf olarak kullanılması gereken kelimelerin sıfat görevinde kullanılması hâlinde daha çok görülür. Aşağıdaki örneklerde anlatım bozukluğunu gidermek için koyu yazılan kelime veya kelime grupları ( ) işaretiyle gösterilen yerlerde kullanılmalıdır:

80 bin civarında göz taramasından geçirilmiş ( ) hastamız var.*Yolu Sultanahmet’e düşenler ( )Fransız Müzesinde sergilenmekte olan Fransız ressamların eserlerini görebilirler.*Uykusuz yola ( ) çıkmayın.
Alkollü araç kullanmayın. (Aracı, alkollü kullanmayın.)
En doğal vatandaşın ( ) hakkını koruyamıyorlar.
Mobilyalarınız ücretsiz evinize ( ) teslim edilir.
Y. Dershanesi herkesi ücretsiz üniversite sınavına ( ) hazırlıyor.
Su gibi şarapların ( ) içildiği düğünde olay çıktı
Yeni eve ( ) geldim. (evin sıfatı söylenmek istenmiyorsa)
Çırılçıplak gazetecilere ( ) yakalanan M.U. olay çıkardı. (gazeteciler çırılçıplak değilse)
Mazeretsiz sınava ( ) girmeyenler az değildi.
Dünyanın ilk üç bıçaklı ( ) traş makinesi

b) Anlamca çelişen sözlerin birlikte kullanılması

Anlamları birbiriyle çelişen sözlerin aynı cümlede kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar:

Bu soğukta mutlaka sizler de üşüyor olmalısınız.
Eminim seninle güreşmek onun için de kolay değildi galiba.
Az da olsa kendimi tümüyle suçlu hissediyorum.

c) Anlamda Aykırılık

Eş anlamlı kelimeleri uygun olmayacak biçimde birbirinin yerine kullanmak bozukluğuna sebep olur:
Komutan gidince askerler kafasız kaldı. (baş)
Halının üzerine kara mürekkep döküldü. (siyah)
Allah misafiri. (Tanrı misafiri)

Bir kelimenin kendi anlamı dışında kullanılması yanlış anlaşılmalara ve anlatım bozukluklarına yol açar. Bu yanlışlıklar kelimelerin anlamı tam olarak bilinmediği zaman daha çok ortaya çıkmaktadır:

Beni de düş kırıklığına uğrattın. (hayâl)
Ne hayâllerle başlamıştık bu işe. Birlikte az mı çile paylaştık. (çektik)
Reklâm aramız var şimdi onu izleyelim.
Talihsiz bir kaza sonucu araba devriliyor.
Çok üzgün bir haberle bültenimizi sonluyoruz.
Mehmet Âkif ölümünün 15. yılında törenlerle kutlandı.
Dinleyicilerimiz bu programları tepkileriyle desteklesinler.
Tevfik Fikret yaşantısının son dönemlerini bunalım içinde geçirmiştir.
Bu olay onun hasta olmasını sağladı.
O gece şehrin ortasında bir ölü ölmüştü.

d) Atasözleri ve deyimleri yanlış kullanmak

Atasözleri ve deyimler, kalıplaşmış sözler olduğu için eş anlamlılarıyla bile olsa bu sözlerdeki kelimeler değiştirilmez ve anlamına uygun olmayan yerlerde kullanılmaz:

Atalarımız “zaman, nakittir” demişler. (vakit)
Sütten dili yanan ayranı üfleyerek içer. (yoğurdu, yer)
Kafa kafaya vermeyince taş yerinden oynamaz. (Baş başa)
Matematikten geçtiğini öğrenince etekleri tef çalmaya başladı.(zil)
Kurt kocayınca ayının maskarası olurmuş. (köpeğin)
Anlayana sivrisinek az. (Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.)

---
Kaynak:Selçuk Üniversitesi SUZEP

Kaynak: http://www.turklukbilgisi.com/dil-yanlislari-ve-anlatim-bozukluklari
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
DURULUK -V- Aug 6, 2013

--Alıntıdır-

Bir cümlede gereksiz kelimelerin kullanılmamasına duruluk denir. Böyle bir cümleden kelime çıkarılırsa anlamda daralma olur. Duruluğu engelleyen başlıca yanlışlıklar şunlardır:

a) Fazlalık

Bir cümlede aynı görevi yerine getiren birden fazla kelime veya ekin bulunması hâlinde gereksiz kelime ve şekil kullanılmış demektir. Böyle cümlelerden kelime çıkarılması anlamda daralmaya yol açmayacağı gibi anlatımı
... See more
--Alıntıdır-

Bir cümlede gereksiz kelimelerin kullanılmamasına duruluk denir. Böyle bir cümleden kelime çıkarılırsa anlamda daralma olur. Duruluğu engelleyen başlıca yanlışlıklar şunlardır:

a) Fazlalık

Bir cümlede aynı görevi yerine getiren birden fazla kelime veya ekin bulunması hâlinde gereksiz kelime ve şekil kullanılmış demektir. Böyle cümlelerden kelime çıkarılması anlamda daralmaya yol açmayacağı gibi anlatımı rahatlatır:
Hoşça kalın diyorum size.
Bir cümle daha söylemek isteyeyim. (Bir cümle daha söyleyeyim.)
Kurumuş olan çiçekleri vazodan çıkardım.
Ne kadar ayıp, kulaklarımla duymasam inanmazdım.
Karşılıklı selâmlaşıyoruz.

Fazlalık, genellikle eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılmasından kaynaklanır:

Yarı karanlık, loş bir yerde oturdular.
Henüz sınava daha var.
Size bir örnek daha vereyim meselâ.
İptal edilen sınav yinelenecek ve tekrarlanacak.
Hayat bir yaşam mücadelesidir.
Problemi çözebilecek alternatif seçenekler sunulabilir aslında.
Çocukların eğitim ve terbiyesiyle ilgilenmeliyiz.
Eğer merak etmezseniz anlatmayayım.
Yaklaşık iki yıla yakın bir zamandır Konya’da oturuyorlar.
Sorunlarımızı çözmeden meselelerimizi halledemeyiz. İşte bütün problemimiz bu!.

Kısaltmalardan sonra, kısaltmaya dahil kelimenin tekrar söylenmesi fazlalıktır: ÖSS sınavı (Öğrenci Seçme Sınavı sınavı), ÖSYM merkezi (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi merkezi), GAP projesi (Güneydoğu Anadolu Projesi projesi), TBMM meclisi (Türkiye Büyük Millet Meclisi meclisi), ÜNTV televizyonu (Üniversite Televizyonu televizyonu) gibi.

YALINLIK

Söylenmek istenilenin gereksiz süsleme ve özentilerden arındırılarak, herkesin bildiği kelimelerle en kısa yoldan fakat tam olarak ifade edilmesine yalınlık denir. Anlatımda yalınlığı engelleyen hususların başında garabet gelir

a) Garabet

Bir ifadede, anlamı herkesçe bilinmeyen, alışılmamış kelimelerin kullanılmasına garabet denir. Böyle kelimelere de garip adı verilir.

Çeşitli bilim dallarına ve mesleklere ait olup günlük dilde kullanılmayan, anlamı herkesçe bilinmeyen terimler garip sayılmaz. Ancak bunlardan, o alanın mensupları tarafından bilinmeyenleri garabete örnek olur.

Garabet; anlamını herkesin kolayca kavrayamadığı kelimeleri bildiğini göstermek, aydın görünmek, kendini belli bir zümrenin üyesi gibi göstermek ve taklit gibi sebeplerle ortaya çıkar. Başlıca çeşitleri şunlardır:

Vaktiyle kullanıldığı hâlde günümüzde unutulmuş, kullanımdan düşmüş kelime ve şekilleri kullanmak: bilüpdür, eleğimsağma (gök kuşağı), gözgü (ayna), iktifa et- (yetin-), kangı (hani), muhammes (beşgen), murafaa (duruşma), sitâre (yıldız), tamu (cehennem), vabeste (bağlı), yazıklı (günahkâr) gibi.

Söylenişi değiştirilerek Türkçeleştirilmiş kelimelerin aslî şekliyle kulla­nılması da garabettir: auto (oto), card (kart), câmeşuy (çamaşır), laser (lâzer), mahabbet, mümkin, müşkil, mektûb, station (istasyon), tennûr (tandır), wardrobe (gardırop) gibi.

Dile henüz tam manasıyla girmeyen yabancı kelimeleri kullanmak: (Bunların içinde Türkçesi olanların ısrarla yabancı şeklini kullanmak ana dili sevgisiyle bağdaşmaz.) computer (bilgisayar), correlation (kar­şılıklı ilgi), holigan (serseri), monopol (tekel), my darling (sevgilim), my Got (Allahım), partner (ortak), part-time (yarım gün), prezantasyon (tanıştırma), side effect (yan etki), siesta (öğle uykusu), software (yazı­lım), tayming (zamanlama), test et- (dene-) gibi.

Yabancı kelimelerle Türkçe kelimeleri gelişigüzel birleştirmek: anti-leke, çaykolik, derskolik, dokunmatik, ekolojik denge (çevre dengesi), kotasyon ver-, makro açı, playliyoruz, save et- (kaydet-) gibi.

Yeni ortaya atılan fakat anlamı herkesçe bilinmeyen, benimsenmeyen kelimeleri kullanmak: ayırmaç (logo), andıç (muhtıra), başat (hakim), direngen (muannit), etik (ahlâkî), gömüt (mezar), saltık (mutlak) gibi.

Nefret ve tiksinti uyandıran müstehcen (edebe aykırı, yakışıksız) ve kaba kelimeler kullanmak da garabettendir.

---
Kaynak:Selçuk Üniversitesi SUZEP

Kaynak: http://www.turklukbilgisi.com/dil-yanlislari-ve-anlatim-bozukluklari
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
AKICILIK -VI- Aug 6, 2013

--Alıntıdır--


Anlatımın önemli özelliklerinden birisidir. Cümlenin anlam ve ses bakımından pürüzsüz olması demektir. Akıcılığı engelleyen ses ve ahenk kusurlarının başlıcaları tekrarlama, zincirlenme ve tenafür(kakofoni)dür.

a) Tekrarlama
Bir ifadede gerek olmadığı hâlde aynı sözün iki defadan fazla kullanılması tekrarlama denen ahenk kusuruna yol açar:

Geçen Ramazan Bayramı’nda Oktay’ı, Oktay’ın k
... See more
--Alıntıdır--


Anlatımın önemli özelliklerinden birisidir. Cümlenin anlam ve ses bakımından pürüzsüz olması demektir. Akıcılığı engelleyen ses ve ahenk kusurlarının başlıcaları tekrarlama, zincirlenme ve tenafür(kakofoni)dür.

a) Tekrarlama
Bir ifadede gerek olmadığı hâlde aynı sözün iki defadan fazla kullanılması tekrarlama denen ahenk kusuruna yol açar:

Geçen Ramazan Bayramı’nda Oktay’ı, Oktay’ın köydeki amcasını ve Oktay’ın büyük kardeşini de ziyaret ettik.
Bu yıl okuyacağımız dersler arasında ortak dersler denen dersler de varmış.
Televizyon kanallarında yeni program arayışı, aslında programlardan değil program içeriklerinden kaynaklanmaktadır.

b) Zincirleme

Bir kelime grubunda veya cümlede aynı ekleri alan kelimelerin peş peşe sıralanmasından kaynaklanan bir ahenk kusurudur. Zincirleme isim tamlamalarında ve arka arkaya sıralanan zarf-fiillerde daha çok görülür:

Burkay’ın dayısının oğlunun çantasının fiyatı.
Selçuk Üniversitesinin Fen-Edebiyat Fakültesinin Doğu Dilleri ve Ede­biyatları Bölümünün Urdu Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalının öğretim üyesi.
Merdiveni dayayıp, kayısı ağacına çıkıp, kalınca bir dala oturup, kayı­sıları koparıp, sepetine doldurup, sepeti aşağı sarkıtıp yerdeki kovayı istedi.
Sekretere sormadan, izin almadan, kapıyı vurmadan içeri girdi.
Yerinden hızla kalkarak, pencereyi açarak, aşağıya bağırarak kardeşini çağırdı.
Biraz önce hışımla içeri giren, “müdür yok mu” diye bağıran, masaya vuran, yerinde tepinen sen değil miydin?

c) Tenafür (kakışma, kakofoni)

Bir kelime veya kelime grubundaki seslerin söyleyiş bakımından birbiriyle uyuşmaması, kulak tırmalayıcı olması, tenafür denen ses ve ahenk kusuruna yol açar. p, t; c, ç, j, s, ş, z gibi bazı seslerin birbirine yakın olması hem söyleyiş güçlüğü yarattır hem de kulağa da hoş gelmez:

basınç ölçer, çürütücü, çeşmedeki çengel, eş zamanlı, İştaş Pasajı, sözcükcük, kırktırttı, koşullaştırılmışlık, olasılıklı, şaşalayış, tatsız tuzsuz gibi.

Yanıltmacalar ve bazı tekerlemeler de tenafüre örnek olarak gösterilirler:

Bir berber bir berbere bre berber gel beraber bir berber dükkânı açalım demiş.
Bir dalda bir kartal dal tartar kartal kalkar kartal kalkar dal sarkar.
Şu duvarı badanalamalı mı badanalamamalı mı?
Şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada lâmba şişesi. Tuz ucuzudukça ucuzudu.
Üç tas has hoş hoşaf.


---
Kaynak:Selçuk Üniversitesi SUZEP

Kaynak: http://www.turklukbilgisi.com/dil-yanlislari-ve-anlatim-bozukluklari
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Röportaj: Türkçe Hataları" Aug 6, 2013

--Alıntıdır--


Yazar: can Tarih: Çarşamba, 11 Mart 2009


İnternetin hayatımızda yer bulduğu alanlar her geçen gün artarken Türkçe’mizin bu gelişmeden olumsuz olarak etkilendiği önemli bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Erasmus Rehberi olarak bu konuya özenle eğildiğimizi ve tüm ziyaretçilerimize Türkçe dil bilgisi kurallarına uygun bir içerikle karşılamamız gerektiğini vurgulasak da farkında olmadan resim reklam çalı
... See more
--Alıntıdır--


Yazar: can Tarih: Çarşamba, 11 Mart 2009


İnternetin hayatımızda yer bulduğu alanlar her geçen gün artarken Türkçe’mizin bu gelişmeden olumsuz olarak etkilendiği önemli bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Erasmus Rehberi olarak bu konuya özenle eğildiğimizi ve tüm ziyaretçilerimize Türkçe dil bilgisi kurallarına uygun bir içerikle karşılamamız gerektiğini vurgulasak da farkında olmadan resim reklam çalışmamız da bir sıfat tamlaması olan ‘her şey’ yazım yanlışı sonucu ‘herşey’ halini almış. Bu yanlışımızı farketmemizi sağlayan ise “İçimizdeki Türkçe canavarına “Dur!” diyelim!” sloganıyla yayın yapan Türkçe Hataları sitesi oldu. Recep Hilmi Tufan tarafından yönetilen bu internet sitesinin varlığı bizleri çok ama çok mutlu etti ve kendisini sizlerle de tanıştırmak istedik.

-> Recep merhaba, öncelikle kendinden ve Türkçe Hataları’nın nasıl hayata geçtiğinden bahsedebilir misin?

Öncelikle belirtmek isterim ki ilk defa birileri benimle röportaj yapıyor. Bu yüzden de çok mutlu ve heyecanlıyım. Kendimden bahsetmek gerekirse 1988 Tavşanlı / Kütahya doğumluyum. Aslen Afyonkarahisarlıyım. Şu an İstanbul Üniversitesi’nde İtalyan Dili ve Edebiyatı 3. sınıfta okuyorum. Evet İtalyan Dili, Türk Dili değil.

Biliyorsunuz benim ayrıca Kelimelerin Soyağacı adı altında kelimelerin ve deyimlerin kökenlerini yazdığımız bir sitem daha var. Kelimelerin Soyağacı , Türkçe Hataları ‘ndan daha eski. Önceleri Kelimelerin Soyağacı ‘nda Türkçe ile ilgili makalelere, bloglardaki Türkçe yazım yanlışlarına ve anlatım bozukluklarına da yer veriyordum. Sonradan baktım ki bu konudaki yazılar etimoloji yazılarını geçecek ben de yeni bir site açmaya karar verdim.

-> Peki, genç bir nüfusa sahip Türkiye’de bu hataların henüz Türkçe dil bilgisi kurallarını çok yakın bir geçmişte öğrenmiş olan genç nesil tarafından yapılyor olmasını nasıl değerlendiriyorsun? Sence Türkçe’yi öğrenme veya öğretme şeklimizde bir yanlışlık mı var?

Evet çok haklısınız maalesef bu yanlışların çoğu benim yaşımdaki genç arkadaşlar tarafından yapılıyor. Bence bunun bir çok nedeni var. Bu nedenlerin de temeli doğru bir eğitim verilmemesi. Bunu sadece Türkçe’yi öğrenme veya öğretme için söylemiyorum. Her konuda yaşadığımız olumsuzlukların tek nedeni maalesef eğitimdeki eksikliğimizden kaynaklanıyor.

İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenimini sürdürdüğünü söyledin. Kaç dil konuşuyorsun ve yabancı dil öğrenimi konusunda ana dile hakim olmak sence ne kadar önemli?

İyi derecede İngilizce ve orta derecede de İtalyanca konuşuyorum. İnşallah İtalyanca da daha iyi olacak. Yabancı dil öğreniminde ana dili çok iyi bilmek tabii ki gerekli. Bu gereklilik çevirilerde kendisini gösteriyor. Kendi dilinizin kurallarını çok iyi bilmelisiniz ki çevirilerde zorlanmayasınız.

-> Peki Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu tarafından da sert bir biçimde eleştirilen yabancı dilde eğitim konusunda ne düşünüyorsun?

Öyle bir devirde yaşıyoruz ki artık 1 yabancı dil yetmiyor. 2 veya daha fazla gerekli. O yüzden yabancı dil şart. Ancak bütün dersleri o yabancı dilde işlemek tabii ki doğru değil. İşin bir de şu tarafı var ki maalesef Türkiye’de okullarda yabancı dil öğretim sistemi çok yanlış. Bunun için Erasmus programlarıyla, Çalış ve Gez (WaT) programlarıyla veya kendi imkanlarımızla yurtdışına çıkıp o dili konuşulduğu yerde öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Bugüne kadar sitende yer verdiğin Türkçe hataları arasında seni en çok şaşırtan veya hayal kırıklığına uğratan hangisi oldu?

Beni en çok şaşırtan “komple” kelimesinin “komle” yazılması oldu. Bu hatayı yapanlardan birisi de IKEA . En çok hayâl kırıklığına uğratan ise Milliyet ‘in internet sitesi ve gazetesi. Maalesef çok fazla hata yapıyorlar.

-> Peki, bizler gibi seninle sonradan temasa geçen ve hatasını düzelttiklerini belirten bir kişi ve kurum oldu mu?

Yok hayır maalesef olmadı. Sadece bloglardaki yazıları düzeltince bâzen teşekkür ettiler bâzen de beni terslediler. Ayrıca Siteler Hakkında diye bir site var biliyorsunuz. O sitenin yöneticilerinden Sıla Hanım da sitedeki hataları -eğer varsa- bulmamı istedi. Bu da çok hoşuma gitti.

-> Erasmus Öğrenci Değişim Programı hakkında neler düşünüyorsun? İleriki dönemlerde katılmayı planlıyor musun?

Erasmus Programı maalesef bizim üniversitemizde pek yaygın değil. Yâni fazla bir kontenjan yok. Bir de İstanbul Üniversitesi, dünyada en iyi 500 üniversite arasına girdi diye haberler yaparlar. Daha öğrencilerin notlarını internete bile koyamayan bu üniversite nasıl böyle bir derece yapabilir anlamıyorum. Neyse konudan saptık sanırım.

Recep’e Türkçe’nin doğru kullanılması için yaptığı uğraşlar için, gözümüzden kaçan hatamızı düzeltmemizi sağladığı için ve bu güzel röportaj için teşekkür ediyoruz. Recep, umarız seni ve yazılarını Erasmus Rehberi’nde daha sık görürüz.

- Ben teşekkür ederim her şey için. Bu arada en çok hata yapılan kelimelerden birisi de bu “her şey” Arkadaşlar lütfen unutmayalım, ilköğretimde öğretmenleriniz de kesinlikle söylemiştir: “Her ‘şey’ ayrı yazılır.”

---
Kaynak: http://www.erasmusrehberi.com/roportaj-turkce-hatalari/
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"YAYGIN YANLIŞIKLAR - TELAFFUZ HATALARI" Aug 11, 2013

--Alıntıdır--

Yazan: dilimiçokseviyorum


Vurgu
====

Türkiye Türkçesinde, bütün dünya dillerinde olduğu gibi, anlamı etkileyen süre, sınır, durak, vurgu, ton, ezgi gibi parçalar üstü birimler vardır. Fonetikte bir kelimedeki en baskın tonlu (titreşimli) sese, vurgulu ses denir. Vurgu olayı, sadece periyodik ses dalgaları için, yani tonlu sesler için söz konusudur; bu durum, aperiyodik ses dalgalarında, yani tonsuz sesle
... See more
--Alıntıdır--

Yazan: dilimiçokseviyorum


Vurgu
====

Türkiye Türkçesinde, bütün dünya dillerinde olduğu gibi, anlamı etkileyen süre, sınır, durak, vurgu, ton, ezgi gibi parçalar üstü birimler vardır. Fonetikte bir kelimedeki en baskın tonlu (titreşimli) sese, vurgulu ses denir. Vurgu olayı, sadece periyodik ses dalgaları için, yani tonlu sesler için söz konusudur; bu durum, aperiyodik ses dalgalarında, yani tonsuz seslerde ise söz konusu değildir. (Coşkun 2000: 127)

Vurgulu olan hece, diğer hecelere göre daha uzun bur solukla ve daha yüksek bir sesle söylenir. Bu nedenle, vurguyu oluşturan üç temel özellik olan sesin şiddeti, sesin yüksekliği ve sesin süresi çok önemlidir.

Kelimedeki bütün vurguların toplamı ( vurgulu seslerin biraraya gelerek ard arda birleşmeleri) “ton”u; cümledeki “ton”ların toplamı ise, ezgiyi meydana getirir. Parçalar üstü birimlerden süre, sınır ve durak zaman boyutuyla; vurgu, ton ve ezgi ise, temel frekansla ilgili birimlerdir (Coşkun 2000: 126).

Türkiye Türkçesinde vurgu, genel olarak son hecede bulunmakla birlikte, kimi durumlarda da ilk, orta ya da son hecede bulunabilir. Vurgunun yeri anlamı, anlam da vurgunun yerini belirleyebilir. Örneğin:

(benim) çocuĞUM

(ben) çoCUğum

(Hey!) ÇOcuğum (Banguoğlu 1990: 117)

BasMA! (eylem) BASma (baskılı bir kumaş türü)

GeLİN! (eylem) geLİN (isim)

ORdu (şehir adı) orDU (silahlı güç)

GARson (ünlem) garSON (isim).


Dilimizi öğrenen yabancıların en güç başardıkları konu, vurgu konusudur. Onların konuşmaları sırasındaki kelime yanlışları, sözlerin tuhaflaşmasının temel nedenlerinden birisi vurgudur.

Türkiye Türkçesinde vurgu sistemi, şu ana kadar henüz tamamen çözümlenebilmiş bir konu değildir. Bununla birlikte kesin olarak kurallaşmış özellikler olarak şunları sıralayabiliriz:

Türkçe kökenli öz kelimelerde vurgu, zarflar ve ünlemler dışında genellikle son hecededir.
ba-lık`; ka-şık` ; bar-dak`; kö-pek`; kele-bek`

İnsan ve hayvan adlarında vugu son hecededir.
Meh-met'; Ser-pil'; Ke-mal'

Bon-cuk'; Te-kir'; Fın-dık'

Kelimeye vurgulu bir ek geldiği zaman, kelime vurgusu yine son heceye kayar.
balık-çı`; kaşık-ta`; bardak-tan`; köpek-ten`; kelebekler`

Ancak Türkçe kökenli bazı adlarda, eski birleşiklerde vurgu son heceden başka bir hece üzerindedir.
a`n-ne; a`b-la; te`y-ze (ta’y-eze); kaplum-ba`-ğa (kaplu bağa); şi`m-di; şu-`ra;

o-`ra; ne`-re

Tür adları özel ad olarak kullanılınca, son hecelerdeki vurgu ilk hecelere doğru kayar.
Kar-tal', büyük bir kuştur.

Kar'-tal’dan gelen tren...


Tek heceli kelimelerde sözcük vurgusu bulunmaz.
Yer adlarında ve alınma sözcüklerde vurgu diğer hecelerde bulunabilir:
Hit-?ler; tan?-go; ban?-ka; pen?-cere

Lo-kan?-ta; fa-su?l?-ye

Yunanis-tan?; Özbekis-tan?; Al-man?-ya

Pa-?ris; An?-kara; İs?-kitler

Sıfatlar, zarf olarak kullanıldıklarında vurgu, son heceden bir önceki hece üzerine kayar.
yalnız` = ya`l -nız;

doğru` = do`ğ-ru;

gece` = ge`-ce;

kışın` = kı`-şın;

güzün` = gü`-zün

Kimi sözcüklerin vurgusu iki şekilde de olabilir:
İs-tan-bul = İstan-bul ?

A?-nadolu = A-na?-dolu


Türkiye Türkçesinde olumsuzluk eki –mA vurgusuz bir ektir. Buna karşılık fiilden isim yapan –mA eki vurguludur.
Yaz-?ma (yazmayınız) = yaz-ma? (yazılı eser)

Kaz'-ma (kazmayınız) = kaz-ma' (alet ismi)

Vurgusuz ekler pek çoktur.
Kişi ekleri olan /-Im/-sIn
Araç hali eki /-lA
Bildirme eki /-DIr
Şimdiki zaman eki /-yor
Zarf fiil eki /-mAdAn
Olumsuzluk eki /-mA-
Kalıplaşmış zarf fiil eki /-In
Soru eki /mI
Zarf fiil eki /-ken
Gereklilik eki /-mAlI
Eşitlik eki /-cA (Eker 1999: 222)


Bunlarla kurulmuş kelimelerle vurgulu ekli kelimeler çok kere zıtlaşır.

Kı-zım` = kı`-zım

Güze-lim` = gü-ze`-lim

Bula-sı`n = bu-la?-sın

Ulu-su?n = u-lu?-sun



Geçiş-ti?r = ge-çi?ş-tir gibi
----
Kaynak: http://dilimiseviyorum.blogcu.com/turkce-yanlislari/5819982
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Kitle İletişim Araçlarında Yapılan Dil Yanlışları" Aug 11, 2013

--Alıntı--

Yazan: Mehmet SEVİM


Türkçe, tarih boyunca büyük sorunlarla karşılaşmış ve her durumda özünü kaybetmede bugüne kadar varlığını korumuştur.

Türkçe’nin bugünkü durumunu ele aldığımızda ilk anda göze çarpan olumsuzluklar; batı kökenli kelimelerin dilde fazlasıyla kullanılıyor olmasından kaynaklanıyor. Batı dillerinin, özellikle de İngilizce’nin etkisi ile karşı karşıyayız.

Dild
... See more
--Alıntı--

Yazan: Mehmet SEVİM


Türkçe, tarih boyunca büyük sorunlarla karşılaşmış ve her durumda özünü kaybetmede bugüne kadar varlığını korumuştur.

Türkçe’nin bugünkü durumunu ele aldığımızda ilk anda göze çarpan olumsuzluklar; batı kökenli kelimelerin dilde fazlasıyla kullanılıyor olmasından kaynaklanıyor. Batı dillerinin, özellikle de İngilizce’nin etkisi ile karşı karşıyayız.

Dildeki bu yozlaşmaya yol açanların başında, sayıları artık hesap edilmeyen pek çok televizyon kanalı ile radyo gelmektedir.

Kitle iletişim araçları, toplumsal iletişim biçimlerinin, doğal olarak dilin sürekli kullanıldığı alanlardır.

Bu araçlar, dil kullanımının hemen her düzeyinde etkinlik göstermektedirler. Örnek olarak; bireysel dili, bilim dilini, kültür dilini ve eğitim dilini gösterebiliriz. Bu yüzden, kitle iletişim araçlarının dili etkileme gücü çok yüksektir. Türkçe’nin anlam ve anlatım imkanları bu araçlarla geliştirilebileceği gibi köreltilebilir de. Ne yazık ki, bu durum ülkemizde köreltme şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Birçok televizyon yapımı, farklı dil kullanımını gerektirmektedir. Bu farklılık bu kuruluşlarda 'dil denetimi, dil yönetimi' gibi kurulları gerekli kılmaktadır. Oysa böyle bir duyarlılık olmadığı gibi; millî dilin yapı ve anlam biçimlerine, doğal düzeyde bir özene bile rastlanmamaktadır.

Özenden çok bilinçsizlik, saygısızlık ve sorumsuzluk hakimdir.

KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARINDA YAPILAN DİL YANLIŞLARININ SEBEPLERİ

1) Türkçe’nin kurallarının yeterince bilinmemesi.
2) Millî bilincin dolayısıyla dil bilincinin az olması.
3) Bu kuruluşların, birçok alanda yabancı şirketlerle ekonomik işbirliği içinde olmaları ve kendilerini o şirketlere hizmet etmek zorunda hissetmeleri.
4) Aşağılık duygusuna kapılmış olmaları.

Kitle iletişim araçlarında yapılan dil yanlışlarının bir kısmına bakalım:

Yabancı dizilerin konuşma metinleri Türkçe’ye çevrilirken yapılan isabetsiz çeviriler dildeki bozulmanın önemli sebeplerinden biridir.

'Kendine iyi bak.' Böyle bir kullanım ortaya çıktı. Dilimizde böyle bir deyim yoktur. Bunun yerine 'kendine dikkat et' diyebiliriz. Delikanlı yerine “genç adam” kullanılıyor.

Saat kaçta gelirsin veya kaç sularında gelirsin demek yerine 'kaç gibi gelirsin' deniliyor. Bu ifade yanlıştır.
Çay içer misiniz veya çay ister misiniz demek yerine 'çay almaz mıydınız' demek de yanlıştır.

Türkçe harflerin adları, önlerine birer 'e' sesi getirilerek okunur. 1353 sayılı kanunda harflerin adı böyle tespit edilmiştir. Buna rağmen I ME FE yerine AY EM EF,NE TE VE yerine EN Tİ Vİ,VİP yerine VI AY PI demek yanlıştır.

Televizyon kanallarının,dergi isimlerinin ve gazete eklerinin birçoğunun ismi İngilizce’dir. Star, Show TV, Flash, Diji Türk, Star Life, Oscar TV, Fiesta, Canteen, Cappucino, Dinner gibi. Kanal D bile Türkçe değildir. D Kanalı olmalı. FM bilmem ne’yi geçiyorum.

'Uzmanlar kör olduğunuzu fark edemezsiniz, çünkü acımaz diyor. 'Bu cümlede iki yanlış var. Birincisi; insan kör olduğunu nasıl fark edemez? İkincisi ise; acımayacak olan ne?

Bakanın konuşmasında söyle bir cümle geçiyor: ‘Biz o kanun tasarısını komisyona geri iade edeceğiz. 'İade işlemi geriye yapılan bir işlemdir. Bunu bir de geri diye belirtmek yanlıştır. Geçip giden biz değil zamandır.Bu bakımdan 'gecen ay, geçen bayram, geçtiğimiz ay, geçtiğimiz yıl, geçtiğimiz bayram gibi ifadeler yanlıştır. gecen' yıl demek doğru olur.

'Enkaz yıkıntısı altından çıkarılan cansız cesetler. 'Enkaz yıkıntısı olmaz. Enkaz zaten bir yıkıntıdır. Cansız ceset de denilmez. Cansızlık cesedin en belirgin özelliğidir.

Sunucu konuğuna şu soruları soruyor: Evli miyiz? Çocuğumuz var mı? Babamız ne iş yapıyor? Sunucu ailesinden birini mi çağırmış? Hayır. Sorular şu şekilde olmalıydı: Evli misiniz? Çocuğunuz var mı? Babanız ne iş yapıyor?

Birçok sözcüğün Türkçe karşılığı varken yabancı dillerdeki haliyle söylenmesi, dilin bozulmasına yol açan unsurlardan bir başkasıdır.

Reyting (değerlendirme), anchorman (ana haber sunucusu), manşet (başlık), sürmanşet (üstbaşlık), bodyguard (koruma), mega (büyük), mikro (küçük), brifing (bilgilendirme toplantısı), konsensüs (uzlaşma), konsept (kavram), provakasyon (kışkırtma), tayming (zamanlama), agresif (saldırgan), start (başlamak), skor(sonuç), star (yıldız) pardon (af edersiniz) sponsor (destekçi), sempatik (sevimli), antipatik (sevimsiz), spekülatör (vurguncu), informatik (bilişim), entegre (bütünleşik), bariyer (engel), dizayn (tasarım), ceptocep (cepten cebe), cepvoice (cep sesi), ceppoint (cep telefonu satış yeri).

Yukarıdaki cümlede gösterilen ilk sözcüklerin yerine Türkçe karşılığı olan ikinci sözcükleri kullanabiliriz.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1) Türkçe konusunda bireysel ve toplumsal duyarlılık ve ana dil bilinci oluşturulmalıdır. Bu konuda asıl görev; yazılı, sözlü ve görüntülü kitle iletişim araçlarına düşmektedir. Çünkü Türkiye'de bulunan herkes kitle iletişim araçlarını takip etmekte ve ondan etkilenmektedir.

2) Yabancı dizilerin konuşma metinleri,Türkçe’ye çevrilirken bu iş; Türkçe’yi iyi bilen ve doğru kullanan insanlara yaptırılmalıdır.

3) Sunucu seçiminde doğru ve güzel Türkçe kullanmak başlıca ölçüt haline gelmelidir.

4) Sunuculara Türkçe’yi doğru ve güzel kullanma konusunda kurslar verilmelidir.

5) Kitle iletişim araçlarında hazırlanan yapımların, hazırlık aşamalarında dilin toplum için önemi göz önüne alınmalı ve bu, görev ahlakının değişmez bir unsuru olarak görülmelidir.

6) RTÜK, Türkçe’nin korunması ve geliştirilmesi konusunda daha etkin görev almalıdır.

7) Dizilerde ve reklamlarda bölgesel ağızlar yerine İSTANBUL TÜRKÇESİ esas alınmalıdır.

8) Yabancı isim taşıyan dergi, gazete, radyo, televizyon gibi kitle iletişim araçlarına Türkçe isim taşımaları yönünde kamuoyu baskısı oluşturulmalıdır.

------

Kaynak: http://www.egitisim.gen.tr/site/arsiv/34-1/53-dil-yanlislari.html
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"MAKALE: Köşe yazılarına sıkışan Türkçe yanlışları" Aug 11, 2013

--Alıntıdır--


Yazan: Hasan ÖZTÜRK ----1 Eylül 2009---


1990’lı yılların başında aylık yayımlanan Polemik adlı sevimli bir tartışma dergisi vardı. Türkiye Günlüğü dergisi ekibinin çıkardığı derginin her sayısı ayrı renkteki bir kağıda basılırdı. İlk sayısı Mayıs 1992’de yayımlanan ve yazarı olmaktan zevk duyduğum Polemik,bir süre sonra aylık yayın düzenini koruyamadı, 1993 başından sonra da iki aylık
... See more
--Alıntıdır--


Yazan: Hasan ÖZTÜRK ----1 Eylül 2009---


1990’lı yılların başında aylık yayımlanan Polemik adlı sevimli bir tartışma dergisi vardı. Türkiye Günlüğü dergisi ekibinin çıkardığı derginin her sayısı ayrı renkteki bir kağıda basılırdı. İlk sayısı Mayıs 1992’de yayımlanan ve yazarı olmaktan zevk duyduğum Polemik,bir süre sonra aylık yayın düzenini koruyamadı, 1993 başından sonra da iki aylık periyotla yayımlanmaya başladı. 9.sayıdan itibaren kağıdının rengini sabitleyip yazısının rengini değiştiren dergi, giderek düzensizleşti ve Mayıs-Haziran1994 tarihli 13.sayısıyla yayın hayatından çekili. Oldukça seviyeli tartışma yazılarının yayımlandığı derginin arka kapağının içinde, “Bu Sayfada Acele Yazanlar İçin Meccanen Tashih Hizmeti Verilir” başlıklı ilginç duyuru yer almıştı. Dikkatle incelenen bir köşe yazısının kenar boşluklarına çıkılan ok işaretli, numaralı eklemelerle yazı düzeltiliyordu. Ne yazık ki bu ilginç ve önemli ayrıntının devamlılığı sağlanamadı. Birinci sayıda Mehmet Ali Brand’ın, ikinci sayıda ise Güneri Civaoğlu’nun köşe yazıları düzeltildi ve ardından üçüncü bir düzeltme çalışması yayımlanmadı. Yazıları düzeltilen her iki yazarın, adı geçen dergiden haberdar olup olmadıklarını, şayet haberdar oldularsa ne tür bir tepki verdiklerini bilmiyorum.

Yazarların, (gazeteci, romancı, öykücü, akademisyen vb.) yazılarının dil yanlışlarının gösterilmesine pek tahammülleri yok gibi. Bazen yazdıklarının içeriğine de elbette. Bu durumun açık örneğini akademisyen/romancı Tahsin Yücel’in, romancı Orhan Pamuk’un romanlarındaki dil kusurlarıyla ilgili yazısı yayımlandığında Orhan Pamuk’un hakarete varan tepkisinde görmüştüm. ÖSYM, bunca zamandır sınavlarda sorduğu Türkçe yanlışlığı(yazım, noktalama, anlatım bozukluğu) sorularını seçtiği metinlerin yazarlarını belirtse kim bilir ne tür tepkilerle karşılaşırdı. Vaktiyle, bazı dergilerde (Dergâh, Türk Dili, Mavi Yeşil) bu tür Türkçe yanlışlarını ben de göstermeye çalıştım, bazı şeyleri göze alarak. Yıllar geçiyor; Türkçe yanlışlarında azalma olduğuna dair bir kanıt yok. Yalnızca sınava giren adaylar sadece sınav kazanabilmek için sorumlu, diğer kesimler, özellikle gazete, dergi, kitap yazarları, için hava hoş; isteyen her tür Türkçe yanlışı yapabilir gibi bir hava oluş(turul)muş her nasılsa.

Doç.Dr.İsmet Emre’nin, edebiyat ufku adlı sitede eski bir romanla ilgili yeni yazısını (Kar ve İnkar) okuyunca sınavzede adaylara teselli, ÖSYM’nin ilgili komisyonlarına kolaylık olsun istedim. Biraz da Polemik nostaljisi belki.

“Kabaca, ilköğretim ve ortaöğretimden sonra zorlu ÖSS sınavına girilir.” (Radikal İKİ, 29 Haziran 2008) İhsan Çetin’in bu cümlesinde olduğu gibi sınava giren bir aday da ÖSS kısaltmasından sonra “sınav” sözcüğün getirebilir mi acaba?

“ÖSS sınavına gençler ortalama yirmi yaş dolayında giriyorlar…”(Star, 14 Haziran 2009) Eser Karakaş da ÖSS kısaltmasından sonra “sınavına” sözcüğünü yazabiliyor, “gereksiz sözcük” uyarısını dikkate almadan.

“Bu roman için deyim yerindeyse ‘sosyolojik bir iman’ gerekmiştir diye düşünüyorum.” (Radikal Kitap,13 haziran 2008) Sema Aslan’ın cümlesindeki “deyim” sözcüğünün “deyiş” olması gerektiğini gör(e)meyen aday, yanlış anlamlı sözcük kullanmaktan bir soru kaybederdi.

“Herkesin meşrebine göre bir futbol yorumu var.” (Star AÇIK GÖRÜŞ, 6 Temmuz 2008) Salih Kılıç, önemsememiş olabilir; ancak “herkesin” sözcüğünden sonra “virgül” kullanamamak, cümlenin anlamını nasıl da değiştiriyor.

“Güçlü bir savunma yapan Av. Labori’yi, 14 Ağustosta bir kişi tabanca ile yaralar.” (Star, 30 Haziran 2009) Sınava giren herhangi bir aday, Sami Selçuk gibi davranıp “Ağustosta” sözcüğünü “kesme işareti” kullanmadan yazabilir miydi acaba?

“Şanlıurfa’nın Viranşehir İlçesi’nden Diyarbakır’a gelirken (…)” (Star, 5 Temmuz 2009) Mehmet Altan’ın yazdığı gibi “İlçesi’nden” sözcüğüne büyük harfle başlayıp sonra da ek ayırmak için “kesme işareti” kullanabilir misiniz?

“İki gün önce, Murat Bardakçı ve (bir okuyucumun deyimiyle) “tarihin sansür odası” ya da (bir başka okuyucumun deyimiyle) “tarihin televolesi” ile uğraşma faslına bir ara verip, dar anlamda politikaya dönerek “asıl şimdi anladı[ğı]m”ı kâğıda dökmek, karşılamadı günün icaplarını.” (Taraf, 4 Temmuz 2009) Halil Berktay da “deyiş” yerine, “deyim” sözcüğünü bir cümlede iki kez kullanabilmektedir.

“Örnek pekçok… ” (Yeni Şafak, 7 Temmuz 2009) Ali Bayramoğlu, bir “tık”la, birleşik sözcüklerin yazım yanlışından kurtulabilirdi.

“Öyle ki, ayrıntı detektörü H. Devrim dahi sizi farketmez.” (Radikal,11 Temmuz 2009) Serhan Ada da tıpkı Ali Bayramoğlu gibi, bir “tık”la “farketmez” yanlış yazımını düzeltebilirdi.

“Öbür dikkatimi çeken Mehmet Altan’ın Star’daki yazısı, daha doğrusu yazısının başlığı idi.” (Milliyet, 9 Temmuz 2009) Doğan Heper, “öbür” sözcüğünü yanlış yerde kullanmakla cümlenin anlamını nasıl da değiştirmiş; dikkat ettiniz mi?

“Hükümetlerin kurulma düzenlerinden tutun, dinlerin “işletmelerine,” çocuk olma mevhumundan tutun, kadın haklarına, tarihi yorumlamaktan tutun, birey/toplum ilişkilerine...” “Antik Yunanistan, Sokrat ve öğrencileri Eflatun ve Aristo’nun diyalogları sayesinde demokrasiyi keşfetmiştir.” “Rousseau, prangalı halimizi yüzümüze çarparak Fransız devrimininin altyapısını kurmuştur.” “Şunu unutmamak gerekir: felsefe, tarihten, matematikten, teolojiden, edebiyattan, sosyolojiden bağımsız olamaz.” “Hume’suz bir Frege düşünülemez çünkü bütün bu şahıslar tarihi ve onun ürünlerini delik deşik ederek “yeniyi” keşfetmiştir.” (Habertürk, 11 Temmuz 2009) Pelin Batu, ilk cümlede “kavram” anlamındaki “mefhum” ile “mevhum” sözcüğünü karıştırış gibi. İkinci cümlenin başlangıcındaki “Antik” nitelemesi, “Yunanistan” değil, “Yunan” sözcüğünün önüne yazılabilir. “Fransız Devrimi” özel addır; bu bakımdan her iki sözcüğünün de ilk harfi büyük yazılmalıdır. Özel adlara eklenen çekim ekleri, “kesme işareti” ile ayrılır. Sınava giren bir aday, Pelin Batu’nun dördüncü cümlesindeki gibi “üst üste iki nokta” işaretinden sonra yargı bildiren cümleye küçük harfle başlamayı onaylayabilir mi acaba? Son cümle, “noktalı virgül” eksikliği için örnek bir cümledir; çünkü burada iki ayrı yargı belirtildiğinden cümledeki “çünkü” sözcüğünden önce “noktalı virgül” kullanılmalıdır.

“En saçması da 1 milyona yakın aday sınava girdi.” (Milliyet,11 Temmuz 2009) Abbas Güçlü’nün bu cümlesinde saçmalığın nerede olduğunu sorabilirsiniz. Şaşkınlığınızı giderebilmek için cümlenin devamındaki “978 bini barajı aştı.” cümlesini okumanız gerekiyor. Dikkat ederseniz burada iki ayrı cümle yoktur. Birinci cümlenin yüklemi “girdi” sözcüğünden sonra “virgül” konularak devam edilmelidir.

“Ortak çözümler bulmak ve hayata geçirmek zorundayız.” (Habertürk, 11 Temmuz 2009) Yiğit Bulut’un cümlesi, nesnesi eksik olduğu için anlatım bozukluğuna neden olmuştur: bu bakımdan “ve” bağlacından hemen sonra “onları” sözcüğü eklenmelidir.

“…yayınlanan yazıların önemli bir bölümü İngilizce ve İbranice dillerine çevrildi.” (Zaman, 13 temmuz 2009) Ali Bulaç, iki ayrı dil adını; “İngilizce” ve “İbranice” yazdıktan sonra “dillerine” sözcüğü yerine “-a/-e” yönelme ekini dil adına ekleyerek kullanmalıydı. Cümle içinde, “dillerine” sözcüğü, “İngiliz” ve İbrani” soy adlarından sonra gelebilir.

“Bir tutum almak, tutum sahibi olmak dediğimde bir ülkenin köklü değişim noktalarındaki, kavşaklarda, dönemeçlerdeki hal ve tavrımızdan, söz ve eylemlerimizden söz ediyorum.” (Taraf, 13 Temmuz 2009) Nabi Yağcı’nın cümlesinde “noktalarındaki” sözcüğünden sonra kullanılan “virgül”, bir cümlede asla “virgül kullanılmayacak yer” için güzel bir örnektir.

“Sanıyorum Latince'deki "revoltum" kökünden gelen ve "revolution" benzeri sözcüklerle ifade edilen bu kavram, Türkçemiz'de farklı iki sözcükle ifade edilmektedir.” (Bugün, 14 temmuz 2009) Toktamış Ateş, iki ayrı dil adını gösteren her iki sözcükte de “kesme işareti”ni gereksiz kullanmış, noktalama yanlışına neden olmuştur.

“Öğrenciler dün başlayan tercih yapma işlemlerini 17 Temmuz'da sona erecek.” (Sabah, 14 Temmuz 20009) Yaşar Özay, sınavlarda sorulan “aşağıdakilerden hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?” sorusuna uygun seçenek olacak bir cümle yazmıştır.

“Gerçektende, öğreneceğiniz her yabancı dil, sizi 2'ye çarpacaktır.” (Posta, 14 Temmuz 2009) M. Ali Brand, yine aceleye getirmiş olacak ki cümlesinin ilk sözcüğündeki “de” bağlacını bir “tık”la ayıramamıştır. Yine anı nedenle olmalı ki “2’yle” yazılamamıştır.

Adlarından söz ettiğim yazarlar, öncelikle okunuyor oldukları için kendilerini şanslı saymalılar bence. Yazılarındaki Türkçe yanlışlarını gösterdiğim ve her gün yüz binlerce okura ulaşan çoğu akademisyen köşe yazarı, yoğun olduklarını ve zamanlarının darlığını gerekçe göstererek yazıma alınmış olabilir. Belki de onlar “aman sen de” diyerek konuyu ellerinin tersiyle itip, savsaklamıştır. Ancak bilinmesi gereken bir gerçek var ki o da “sınava giren adayların köşe yazarlarından daha çok zamanı ve daha az stresi olmadığı”dır. Kimsenin kazandığı parada gözümüz yok; ancak köşe yazarlarının gazetelerinden aldığı paralar dudak uçuklatıyor.(Öyle değilse, doğrusunu açıklayabilirler.) ÖSS’de veya KPSS’de bir yanlış cevabın adaya nelere mâl olduğunu herkes biliyorken bunca Türkçe yanlışı olan köşe yazarlarının, bırakınız maaş kesimini bir uyarı alıp almadıklarını kimse bilmiyor. Yazılarındaki Türkçe yanlışlarını gösterdiğim yazarları seven okurlar, küçük bir iyilik edip yazarlarına bir “ileti” göndererek onların aynı yanlışları yeniden yapmalarını engellemiş olurlarsa ne güzel.

Türkçe dersleri devam edecek.

-----
Kaynak: http://www.edebiyatufku.com/artikel.php?artikel_id=908

[Değişiklik saati 2013-08-11 20:47 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"MAKALE: Karamanoğlu Mehmet Bey!.. Bir kulağına “düm” bir kulağına “tek” Aug 11, 2013

--Alıntı yazı--

Yazan: Hasan ÖZTÜRK ----5 Mayıs 2009----


Çocukluğumuzda öğrendiğimiz dil bilgimizi çocuklarımıza öğretiyoruz: Türkçe, dünyanın en eski ve en zengin dillerinden biridir. Her ne kadar, yazılı ilk metinlerin sekizinci yüzyılın ilk yarısına ait olduğu bilinse de milattan önceki üç bininci yılların Sümer tabletlerinde Türkçe sözcüklerin olması, dilimizin tarihîliğini göstermeye yetiyor. Konuşulduğu coğrafya
... See more
--Alıntı yazı--

Yazan: Hasan ÖZTÜRK ----5 Mayıs 2009----


Çocukluğumuzda öğrendiğimiz dil bilgimizi çocuklarımıza öğretiyoruz: Türkçe, dünyanın en eski ve en zengin dillerinden biridir. Her ne kadar, yazılı ilk metinlerin sekizinci yüzyılın ilk yarısına ait olduğu bilinse de milattan önceki üç bininci yılların Sümer tabletlerinde Türkçe sözcüklerin olması, dilimizin tarihîliğini göstermeye yetiyor. Konuşulduğu coğrafyanın genişliğine ve konuşanların sayısına bakıldığındaysa Türkçe, yaşayan diller arasında, dünyanın ilk beş dilinden biri var sayılıyor. Orta Asya bozkırlarından 2000’ler Türkiye’sine akıp gelen Türkçenin, bunca geniş coğrafya ve uzun zaman içersinde başka dillere karşı “varlık savaşı” verirken, dünyanın bir başka dilinin Türkçeden çekinmemiş olması, 15 Mayıs’ta kutlanacak “dil bayramı” gününde önemli bir “hadise” olarak söz konusu edilecek mi dersiniz?

Anayasasında “dili Türkçe” olarak belirlenmiş bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde, iş yerlerine Türkçe ad verenleri ödüllendirmekle uğraşıyoruz bu günlerde. Meclis; ilgili bunca üniversite ve kurum varken, dil sorunlarımızın çözümü için Türkçe gündemiyle açılıyor. Dil konusunda öne çıkmış Kurum yetkilileri, üniversitelerle ortak toplantılar düzenleyerek, her anımızı kuşatmış medyanın dil kirliliğine çözüm bulmanın kaçınılmaz olduğuna işaret ediyor. Her seviyedeki ders kitaplarına bir bakıverin; yabancı dil kitaplarının dik duruşları karşısında Türkçe/edebiyat kitaplarının ezikliği esef vericidir. Adaylar için hayat memat sorunu olan ve yılda bir kez yapılan ÖSS, Türkçe sorununa çözüm olabilmesi için yazılı anlatım sorularını içerecek şekilde yeniden düzenleniyor; ancak ÖSS sorularındaki Türkçe yanlışları için kimsenin kılı kıpırdamıyor. Bu ülkede Türkçe konuşanların sözcükleri giderek azalıyor, her seviyedeki vatandaşın yazılı ve sözlü anlatımdaki dil yanlışları ayyuka çıkmış; buna karşılık dile verilen önem sınav sorularının seçeneklerine indirgeniyor. Kullandığımız eşya adlarıyla yürüdüğümüz sokaklarda dil bilmez yabancıların acemiliğiyle dolaşıyoruz. Bütün bunlar, köşe yazarlarının ağzında bir çiğnemlik sakız, edebiyat dergilerinin sayfalarında nostaljik bir içlenme, YÖK’ten puan almak için hakemli dergilere bol dipnotlu yazı, ödül/para kazandıran projelere malzeme olmaktan öteye geç(e)miyor ne yazık ki. Ruşen Eşref Ünaydın’ın, 26 Eylül 1932’de ilk kez toplanan Türk Dil Kurultayı konuşmasında; “Türkçe analarımızın dili, ana dil! Diller güzeli… yerine göre kılıçtan keskin, çelikten sert, kayadan sarp, boradan hızlı, bürümcekten ince, kelebekten uçucu, çiçekten renkli, kokudan tatlı, altından parlak, sudan duru Türkçe… Bizi birbirimizle anlaştıran, dünya milletleri, içinde bize de şanlı ve belli bir varlık veren Türkçe…” sözleriyle tanıttığı Türkçeyi bulmak için Orta Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarına mı gitmemiz gerekiyor?

Orta Asya’dan Anadolu’ya Türkçe yolculuğu

Yazılı ilk metinlerin belirlendiği Göktürkler döneminin, “yüksek anlatım gücüne sahip bir yazı dili” Türkçesine sahip olmasını, dil bilincimizin varlığına mı yoksa henüz, “sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak” komşularımızın yokluğuna mı borçluyuz acaba? Göktürkler’in hemen ardından gelen ve onlara göre komşuluk ilişikleri hayli yoğun Uygurlar’ın yazı dilinde “Çin, Tibet, Sogot, Sanskrit ve Tohar dillerinden din, felsefe, astronomi, tıp vb. alanlarda” pek çok kelimenin kullanılması, dil duyar(sız)lığımıza açık bir kanıttır. Uygurlar’ın yabancı dil karşında yaptıklarını, onlardan bin yıl sonra “yeni lisan” hareketiyle biz yapmaya çalıştık: Yabancı sözcüklere Türkçe karşılıklar bulma çabası ve bizim olmayan sözcükleri Türkçenin ses yapısı içinde eriterek kendimize ait saymaya çalışmak… Her nedense, karşı dillerin bu bağlamda Türkçe baskısına dair hiçbir çekincesi olmadı.

Orta Asya’dan uzun yolculuklarla Anadolu topaklarına getirdiğimiz Türkçe, yeni bir kültür ve uygarlığın karşısında bambaşka sorunlarla karşı karşıyadır bu kez. Yeni uygarlığın baskın dili Arapça ve ona bir o kadar da yakın Farsça karşısındaki Türkçe, gerçekten çetin bir yaşama kavgasına girişmek zorundadır. Yeni devletin Anadolu dışında kurulması, yoğunlaşan Moğol akınları vb. sosyal gerçekler, “Moğol akınının doğurduğu sosyal gelişmeler dışında, İslam kültürü ile olan sıkı bağlılık kendini gittikçe daha güçlü biçimde duyurmağa başlamış, birtakım sosyal zaruretler sonunda da olsa, Türklerin bu kültüre karşı olan aşırı hayranlıkları yavaş yavaş kendi dillerinin zararına olacak bir etki yolu açmış” oluyor bir zaman sonra. Kaşgarlı Mahmut, böyle bir ortamda önce dinî ve ardından aklî gerekçeler gösterip Araplara Türkçe öğretmek amacıyla Divân-ı Lügat’it-Türk’ü, her nasılsa Arapça yazmak zorunda kalıyor. Beylikler dönemini, Selçuklular’ın Türkçe duyarsızlığına bir tepki ve aynı zamanda Türkçe için bir uyanma devri yapan, hiç kuşkusuz Karamaoğlu Mehmet Bey’in 15 Mayıs 1277 tarihli; “Bundan böyle divanda, dergâhta, bârgâhta, çarşıda, meydanda Türk dilinden başka dille konuşulmayacaktır” fermanıdır. Bu dönemin Eski Anadolu Türkçesi, Yunus Emre’nin arı duru Türkçesiyle canlı ve estetik bir anlatım kazanmışsa da 14.yüzyıl şairi Âşık Paşa(1272-1333)’nın sitemi önemlidir.

Türk diline kimsene kakmaz idi Türk dahi bilmez idi o dilleri

Türkler’e hergiz gönül akmaz idi İnce yolı ol ulu menzilleri

Aynı yüzyılın, Mantıku’t-Tayr(Kuş Dili) yazarı Gülşehrî de Attar’ın aksine “Anı Türkî suretinde biz dahi söyledük” diyerek kendi yaptığını över. Çağatay şairi Ali Şir Nevâi (1441-1501), döneminin şairlerinin Türkçeyi bırakıp Farsçaya yönelişlerini eleştirip Türkçenin üstünlüğünü göstermek için -bir bakıma Kaşgarlı Mahmut’a özenerek- Muhakemet-ül Lügateyn’i yazmak zorunda kalmıştır.

Divan şiirinin estetiğini güçlendirdiği XV. yüzyılda, Arapça ve Farsça sözcüklerin yaygınlaştığı coğrafyada Türkçe, halk şairinin dolaştığı kenar semtlere sığınmak zorundadır. Bu kez divan şairinin gerekçesi, şiir yazarken Türkçenin kafiye ve redif dizmeye yetmediğidir. Şeyhoğlu Mustafa(1340-1410)’nın, ana dili Türkçe için; “yavandır lezzeti vü özi yokdur” küçümseyişi önemlidir. Hoca Mesud(14.yy)’un, Süheyl ü Nevbahar mesnevisindeki yazı dili zorluğu için “Bu bir nice beyti düzince benüm/Hacâletten eridi yaru tenüm” sitemini 16.yüzyılın büyük şairi Fuzulî de “Nazm-i nâzük Türk lâfzile iken düşvâr olur”(güzel şiir, Türkçe söylenince güçsüz, zayıf olur) dizesiyle onaylar. Arapça ve Farsça sözcüklerle donanımlı, Sinan Paşa(1440 - 1486 ) ile başlayıp sonraki yüzyıllarda Veysî ve Nergisî ile gelişen sanatlı bir edebiyat dili karşısında Bakî, Nabî, Nedim ve Enderunlu Vâsıf’larla süren dildeki “mahallileşme”, neredeyse adı geçenlerle sınırlı kalmış, doğrudan bir Türkçeleşme ya da sadeleşme hareketi olamamıştır. Mahallileşme anlayışının bir bezeri de Türk-i basit (basit Türkçe) hareketidir. Aydınlı Visâli(15.yy.) ile başlayan, “halkın kendi zevk ve ruhuna yakın eserlere karşı ilgi ve özlem” anlayışı bir sonraki yüzyılda Edirneli Nazmî ve Tatavlalı Mahremî ile sürmüşse de dönemin dil duyarsızlığını etkileyerek “olumsuz gelişmeyi Türkçe lehine değiştirebilecek” bir güce sahip olamamıştır.

Yeni dünyanın eskimeyen dil sorunları

Osmanlının, yüzünü Batı dünyasına çevirdiği Tanzimat; milliyetçilik dalgalanmalarıyla imparatorluğun yıkılmaya yüz tuttuğu Meşrutiyet; yeni bir devletin kurulduğu Cumhuriyet, dil çalışmalarının “bilinçli” sürdürüldüğü dönemdir. Bu çalışmalarda yönetici/bürokrat kesimin yanında dönemin edebiyatçıların payı önemlidir. Ancak, Tanzimat’la yeni bir medeniyeti algılayan Osmanlının dili Frasızcanın; yirminci yüzyılda teknolojiye yenik Türkiye’nin Türkçesi ise İngilizcenin kuşatması altındadır. Şinasi’nin, Şemsettin Sami’nin, Ömer Seyfettin’in, Ziya Gökalp’in vb. çabalarını bir bakıma resmileştirerek sürdüren Türk Dili Tetkik Cemiyeti(1932), “ağzımızda annemizin sütü” Türkçenin ses bayrağını durması gereken yere bir türlü dikemediler. Türklerin bilek gücünden çekinen Batılıların, bu yeni dönemde açıkçası Türkçeden yana bir kaygıları olmamıştır.

Orta Asya’dan bu güne gelinceye dek, şairlerin ve yöneticilerin yabancı bir dile yönelmelerinin kendilerince haklı gerekçeleri vardır ve olmalıdır da. Bu varsayımla birlikte, bunca eski tarihi olan bir dilin, karşılaşılan her yeni ortamda “ihtiyaca cevap veremez” durumda olması ve ardın da eksikliğini yabancı bir dilin söz varlığıyla gidermeye çalışılması, ana dili Türkçe olanlar bakımından iç açıcı bir sonuç değildir. Valery’den ilhamla, “Aslanın vücudu yediği hayvanlardan oluşur”sa da aslanın kendisi nerdedir, sorusunu cevapsız bırakmamak gerekir. Türkçe Olimpiyatları için yabancı ülkelerden gelen çocukların/gençlerin güzel Türkçelerini duygusal gözlerle, salonun ön sıralarından seyredenlerin bir kısmı 15 Mayıs’taki Dil Bayramı için toplanılan salonun benzer yerlerinde olacaklardır. Aynı duygusallıkla olmasa da bu kez Türkçe adına söylenen hamasi/akademik nutukları alkışlayacaklardır. Güzel Türkçe konuşan yabancı çocukları elleri sızlayarak, Dil Bayramı konuşmalarını ilikli ceketiyle vakur bir edayla alkışlayanlar Moskova’ya gidip yabancıların arasında Hadise’den “düm-tek” dinleme fırsatı bulabilseydiler ne yaparlardı, merak ediyorum. Sudan duru Türkçemizi göz ardı etmemize karşılık yabancı dilde şarkı söyleme ustalığımıza sevinirler miydi yoksa “biz nerde hata yaptık” diye sorarlar mıydı kendilerine?

-----

Kaynak: http://www.edebiyatufku.com/artikel.php?artikel_id=699

[Değişiklik saati 2013-08-11 20:56 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
"Tömer'de Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğrenen Arap Öğrencilerin Kompozisyonlarında Hata Anali Aug 11, 2013

-Alıntı-


Derya Adalar Subaşı tarafından yazıldı.
=======================



Özet

Ankara Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi Tömer'de Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen Arap öğrencilerin kompozisyon hataları üzerine değerlendirmeler yaptığımız bu çalışmanın veritabanını oluştur­mak amacıyla Tömer 'de 2009 yılında Türkçe öğretim sınıflarında Temel, Orta ve Y
... See more
-Alıntı-


Derya Adalar Subaşı tarafından yazıldı.
=======================



Özet

Ankara Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi Tömer'de Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen Arap öğrencilerin kompozisyon hataları üzerine değerlendirmeler yaptığımız bu çalışmanın veritabanını oluştur­mak amacıyla Tömer 'de 2009 yılında Türkçe öğretim sınıflarında Temel, Orta ve Yüksek düzeylerde Türkçe öğrenen yirmi Arap öğrencinin kompozisyon sınav kâğıt­ları edinilmiş ve bu kâğıtlardaki ortak ya da benzer hatalardan yola çıkılarak çeşitli çıkarımlarda bulunulmuştur. Elimizde bulunan veriler incelendiğinde genel olarak yapılan hataları çeşitli kategorilere ayırmamız mümkündür. Bu hatalar büyük ölçüde diller arası hatalar grubuna alabileceğimiz, anadil olarak Arapçanın hedef dile etkisi sonucu ortaya çıkan hatalardır. Bu hatalar anadildeki bir dilbilgisi kuralının hedef dilde kullanımıyla ortaya çıktığı gibi, anadilden yabancı dile çeviri yapılması sonucu da ortaya çıkabilmektedir.

Bir dili yabancı dil olarak öğrenmek ve bu dilde yazılı olarak düşüncelerini ifade edebilmek şüphesiz bir beceri gerektirmektedir. Bu beceriyi kazanabilmek de tecrübeler sonucunda olabilmektedir. Yazabilme becerisi aynı zamanda herhangi bir konu üzerine anlatımı veya ifadeyi yeni bir metin olarak ifade etmek demektir (Myles, 2002:1). Ancak bu beceriyi sağlayana kadar bazı hataların yapılması da doğaldır. İkinci bir dil öğrenen her kim olursa olsun, bu dili ilk aşamada anadiliyle paralellikler kurmaya çalışarak öğrenir. Öğrenme süreci zamanla yazabilme sürecine doğru ilerler. Anadilinde kompozisyon yazan insanların bile hata yaptığı düşünüldüğünde hata yapmanın öğrenme süreci içinde kaçınılmaz olduğunu yadsıyamayız (Corder, 1967: 161).

Hangi dil olursa olsun yapılan hatalar, öğrencinin anlatılanları ne kadar öğrendiğini göstermesinin yanı sıra, öğreticiye de hangi konulara ağırlık vermesi gerektiğini göstermektedir. Öğrenci dilde kullanılan kuralları doğru bir şekilde öğrenirse, bunu dilbilgisel açıdan da anlamlı bir formata oturtabilir.

Peki, nedir bu hataların nedenleri?

Öğrencilerin yazılı anlatım sırasında yaptıkları hataları farklı nedenlere bağlamak mümkündür. Anadil grameri, sözcük ve cümle yapıları hatta dilin türü ve mensubu bulunduğu dil ailesinin karakteristik özellikleri bile hedef dile hata olarak yansımaktadır. Öğrenci anadilinde düşüneceği için, hedef dili anadilinin işletim sistemine uygulayacaktır (Hendrickson, 1980: 216).

Erdoğan'a göre tüm hatalar aynı değildir; bazıları tamamen yerleşmişken, bazıları da öğrencilerin kendileri tarafından kolaylıkla düzeltilebilmektedir. Bu nedenle araştırmacılar ve yabancı dil öğretmeleri, ikinci dil edinimini anlama konusunda, ipucu vereceği düşüncesiyle, yeni bir dil sistemini oluştururken yapılan hataların çözümlenmesi gerektiğinin farkına varmışlardır (2005: 261).

Şanal'a göre dil öğretiminde ve öğreniminde, dilbilimcilerin sağladığı yöntem ve prensiplerin her birini kullanarak öğrenen kişinin yaptığı hataları sistematik bir şekilde açıklama, tanımlama ve belirme tekniğine hata çalışması (hata analizi) denir (2008:597). Yapılan bu hatalar dilbilimsel olarak aşağıdaki gibi sınıflandırılmaktadır.

1- Diller arası hatalar (Interlingual Errors): Bu tür hatalara aktarım hataları da denir. Bu hatalar genellikle anadilinde düşünülenleri, hedef dile, olduğu gibi aktarmak suretiyle yapılmaktadır.
2- Dil içi hatalar (Intralingual Errors): Bu hatalar daha önce öğrenilen dilin etkisiyle olan hatalar değildir. Bunlar hedef dilin yapısının, özelliklerinin, kurallarının öğrenciye yabancı gelmesi, dilin doğasında olan kavramların öğrencinin mantığına yerleşmemesi nedeniyle olan hatalardır.
3- Gelişimsel Hatalar (Developmental Errors) : Bu hatalar dil içi hataların bir alt dalı gibidirler. Öğrencinin hedef dille kurduğu bağın sınıf içi tecrübeler, ders kitabı, öğrencinin kendi çalışması ile sınırlı olması dolayısıyla oluşabilecek hatalardır. Dil içi hatalarla arasında çok az bir fark bulunmaktadır (Ghee Seah, 1981: 14-16).

1.Veritabanının Oluşturulması

Bu çalışmada yukarıda da değindiğimiz hatalar, Türkçe ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi Tömer'de Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen Arap öğrencilerin kompozisyon sınav kâğıtları üzerinden değerlendirilmiştir.

Bu çalışmanın veritabanını oluşturmak amacıyla Tömer'de 2009 yılında karma Türkçe öğretim sınıflarında Temel, Orta ve Yüksek düzeylerde Türkçe öğrenen yirmi Arap öğrencinin kompozisyon sınav kâğıtları edinilmiş ve bu kâğıtlardaki ortak ya da benzer hatalardan yola çıkılarak çeşitli çıkarımlarda bulunulmuştur.

Yapı bakımından bükümlü bir dil olan Arapça, Hami-Sami dil ailesinin Sami koluna mensup bir dildir. Bu çalışmayla Sami dil kökenli öğrencilere Türkçe öğreten öğreticilere faydalı olmak hedeflenmektedir. Çalışma, Türkçe öğrenen Arap öğrencilerin Türkçe yazılı anlatımda yaptıkları hataların nedenlerini ve bu hataları azaltmaya yönelik çözüm önerilerini kapsamaktadır.

2. Veri Analizi

Verilerin incelenebilmesi için göz önünde tutulması gereken unsurlar şu şekilde sıralanmıştır (Ggee Seah: 1980: 4).
- Her iki dilin söz dizimi özellikleri ve genel kurallarına hâkim olmak, böylece olası hataları belirleyebilmek.
- Hata incelemesi yapılacak materyaller için farklı seviyelerden uygun konuları seçmek, bunları nitelik ve nicelik açısından belirlemek, sınıflandırmak ve analiz etmek.
Elimizde bulunan veriler bu açılardan incelendiğinde genel olarak yapılan hataları çeşitli kategorilere ayırmamız mümkündür. Bu hatalar büyük ölçüde diller arası hatalar kategorisine girerler. Yani anadili olarak Arapçanın hedef dile etkisi sonucu ortaya çıkan hatalardır. Bu hatalar anadilindeki bir dilbilgisi kuralının hedef dilde kullanımıyla ortaya çıktığı gibi, anadilden yabancı dile çeviri yapılması sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Şimdi bu hatalara ve olası nedenlerine değinelim. Hatalı örnekler aynen sınav kâğıdındaki gibi yazılmıştır.


2.1. Arapça Dilbilgisi Kurallarının Etkileri

2.1.1. Arapça tamlamaların etkisi

Yapılan inceleme sonucunda temel düzey kâğıtlarda özellikle isim tamlamaları konusunda Arapçanın Türkçe cümlelere etkisi gözlenmektedir. Arapçada isim tamlaması yapılırken ismin sonuna bitişik nesne zamirleri de eklenebilir ve bu zamirler bağlantılı sözcüklerde de yinelenir. Bu zamirler olmazsa anlam eksik kalır ve bozulur. Örneğin Türkçe,"Onun güzelliği, çalışkanlığı, zekâsı dillere destandır" diye bir cümle kurduğumuzda "Onun" sözcüğü tamlayan olarak bütün sözcüklerin başına gelmese de olur. Yani, "Güzelliği, çalışkanlığı, zekâsı dillere destandır." desek de yanlış olmaz, ancak Arapçada böyle bir cümle kurarken her sözcüğün sonuna tamlayan olarak Türkçede "onun" anlamına gelen "hu" nesne zamiri mutlaka eklenmelidir. Bu kuralın baskınlığı dolayısıyla Türkçe yazan Arap öğrencilerin kâğıtlarında bu tarz cümlelerde zamirlerin de eklendiğini görüyoruz. Örneğin, "Türkiye'ye gelmeden önce Türkiye ve Türkler hakkında çok şeyler biliyordum. Onun güzelliğini bildim. Bildim ki onun halkı çok yardımcı ve çok misafirperverlermiş. Onların eski gelenekler hakkında da bildim" cümlelerinde "onun" sözcüğü düşürüldüğünde anlam bozulmasa bile Arapçadaki gibi tamlayanı yazma yoluna gitmişlerdir.
Ayrıca bu cümlelerde tamlama yanlışlıklarının yanı sıra "bildim ki, bildim, biliyordum" sözcüklerinin cümlelerde anlam darlığına yol açtığını görüyoruz. Bu cümleler Arapçadan çeviri yapılarak yazıldığı için hatalı görünmektedir. Böyle cümlelerde Arapçada cümle başında "Areftu enne, bildim ki" kalıbı yaygın olarak kullanılmaktadır. Öğrenci de kendi dilinden çeviri yaptığı için "anladım veya gördüm" demek yerine bu sözcüğü kullanmaktadır.

2.1.2. Arapça bağlaçların etkisi

Arapça cümleler Türkçe cümlelere göre genellikle çok daha uzundur. Farklı bağlaçlar aynı cümle içinde farklı yerlerde kullanılmakta ve böylece beş-altı satırdan oluşan, tek yükleme bağlı uzun cümleler ortaya çıkmaktadır. Bu alışkanlık eskiden beri Araplarda söz söyleme ve yazı yazma kabiliyetinin bir göstergesi olarak görülmektedir. Arapçanın bu etkisi Türkçe uzun cümleler olarak hemen hemen her öğrencinin kâğıdında karşımıza çıkmaktadır.


Örneğin, "Bazı insanlar para en önemli bir şey düşünüyorlar, her zaman çalışıyorlar, para kazanıyorlar ama sonra anlıyorlar bu çok önemli değil, çünkü onlar çok şeyler yapamazlar, mesela onlara çok yalancı konuşuyorlar, sadece para için vakit geçiriyorlar vb. ama herhalde biz para kazanmamız lazım normal yaşam için". cümlesi bağlaçlar yardımıyla uzadıkça uzamış ve anlaşılmaz bir hal almıştır.

2.1.3. Arapça nesne ve zarf kullanımının etkisi

Türkçe cümlelerde "onu, ona" sözcüklerinin yanlış kullanılmasında da Arapçanın etkisi yadsınamaz. Arapça cümlede bu sözcükler kullanılacağı zaman fiile bitişen tek bir zamir kullanılır. Türkçe de ise fiil ayrıdır, zamir eril veya dişil değil tektir. Örneğin "ona hayran kaldım, onu hayran kaldım" cümlesi bu yüzden bir Arap için ayırım yapılamayacak bir cümle olur ve hata yapması kaçınılmazdır. Nerede onu, nerede ona sözcüğünü kullanacağı konusunda çelişkiye düşecektir. Arapça bunu tek bir sözcükle ifade edecektir. "Ketebtuhu" onu yazdım veya bu sözcüğe bir ön ek eklenmesi suretiyle "ketebtu ileyhi" ona yazdım şeklinde.

Türkçe cümle kurulurken bu etkiyle aşağıdaki gibi yanlışlıklar yapılabilmektedir. " Birkaç hafta önce İstanbuldaydım ve onu hayran kaldım" Aşağıdaki cümlede de yer zarfının yanlış kullanıldığını görüyoruz. Arapçada burada demek için "hunâ", buraya demek için "ilâ hunâ" sözcüklerini kullanırız. Bu iki zarfın Türkçede kullanımında yapılan yanlışlıklar sonucu,

"Burada geldikten sonra Türklerle beraber olmak için ve oturmak için çok mutlu oldum". cümlesindeki gibi hatalar yapılabilmektedir.

2.1.4. Arapça kalıp ifadelerin etkisi

Kompozisyonlarda yapılan hatalardan biri de Arapça kalıp ifadelerin Türkçe yazıda da aynı şekilde kullanılmak istenmesinden kaynaklanmaktadır.
Örneğin : "Benim yüzümden başarı, sağlık ve para beraber önemlidir" cümlesinin benim yüzümden diye kullanılmasının sebebi Arapça "benim açımdan, bana göre" sözcüğünün Türkçede "yüz" sözcüğüyle ifade edilmesi olabilir. Bu sözcük Arapçada Min vechî olarak kullanılmaktadır. Türkçede ... için, yüzünden, ..e göre gibi birbirine çok yakın anlamları içermektedir. Dolayısıyla öğrenci kendi dilinde düşünmekte, zarflar konusundaki bilgi eksikliği nedeniyle de bu ifadeleri doğru şekilde Türkçeye aktaramamaktadır.


2.1.5. Arapça imlanın etkisi

Genel olarak karşılaşılan hatalardan biri de Türkçe yazımda büyük ve küçük harf yazım kurallarına dikkat edilmemesidir. Bunu da Arapça yazımda büyük küçük harf olmamasına bağlayabiliriz.

2.1.6. Arapça cümle yapısının etkisi

Yapılan hatalardan biri de yüklem yanlışlarıdır. Türkçe cümleler genellikle -dir, -dır ekleriyle biterler. Çoğu zaman Arapça cümle kuruluşunda yükleme böyle bir ek gelmez. Örneğin "yoktur" sözcüğü Arapçada hayır anlamına gelen, aynı zamanda yok anlamını da karşılayan "lâ" sözcüğü ile ifade edilmektedir. Türkçe kompozisyonlarda bu kullanımın etkisini büyük ölçüde görüyoruz.

Bir sınav kâğıdındaki "Sağlık eğer yok yani hayat yok, mutluluk yok" cümlesi, ya da başka bir kâğıtta yer alan "Göller ki yüzmek uygun yok" cümleleri bu kullanıma örnek olarak gösterilebilir. Türkçe düzgün ifadeyle "Yüzmenin uygun olmadığı göller ya da göller de yüzmek uygun değildir" cümlelerinde "yok" sözcüğüne karşılık gelen "olmayan" ve "değildir" sözcüklerinin kullanılmadığını görüyoruz. "Bu yüzden her insan çok çalışmak ve sabırlı olmak lazım" cümlesi de Arapça cümle yapısının aynen Türkçeye aktarılması dolayısıyla hatalıdır.

Fiil cümlelerinin yüklemlerindeki zaman uyumsuzlukları, özne yüklem uyumsuzlukları da bu hata kategorisine alınabilir. "Türkiyede on aydan beri okudum", "Şimdi uzaktayız onlar da ve ben de çok pişmanlık duyuyorum", "Belki dünyamızda bütün sorunlar çözebiliyorlar" gibi cümleler deki hatalarda Arapça fiillerdeki şahıs çekimlerinin çok olmasından kaynaklanıyor olabilir. Bilindiği gibi Arapçada on dört tane zamir vardır. Bir fiil on dört farklı şekilde çekilmektedir. Yazım sırasında Arapça düşünen öğrencinin kafasındaki şablonu Türkçedeki altı şahıs çekimine yerleştirirken hata yaptığı düşünülmektedir.

2.1.7. Yanlış sözcük kullanımı

Sınav kâğıtlarında yanlış kullanılan sözcüklere de rastlanmaktadır. Örneğin,
"Bence marka çılgınlığı bir hastalıktır hayatta marka avlamaktan başka daha ilginç şeyler vardır".
Yukarıdaki cümlede "avlamaktan" sözcüğü bu cümleye uymamaktadır. Öğrenci burada "marka avlamak" derken "marka peşinde koşmak" demek istemiş olabilir.
"Sanat dalında bence bir kralımız var, yok sadece benim ülkem için, tüm müzik ve sanat dünyası için çok önemli ve etkili olan bir artist" cümlesinde "yok sadece benim ülkem için" derken "yok" sözcüğü yanlış kullanılmıştır. Öğrenci aslında bu sözcük yerine "sadece benim ülkem için değil" demek istemiştir.

"Gerçekten Türk markaları çok deliyim" cümlesinde de Arapçada bir şeyi çok sevmek, onun için deli olmak anlamında kullanılan "tecennene" fiili düşünülerek hata yapılmıştır.

2.1.8. Sözcük türetme hataları

Güven değil-güvenli değil, çalışma zorunda, eğitimsiz sorunlar-eğitimsizlik sorunları, bitmekten sonra, bittikten sonra gibi sözcük türetme hataları bulunmaktadır. Bu hatalarda hedef dilin kurallarını tam olarak kavrayamamanın etkisi bulunmaktadır. Türkçe sondan eklemeli bir dildir ve sona gelen eklerle sözcük türetmek Arap öğrenciler için kendi dillerinden çok farklı bir özelliktir. Anadilleri Arapça bükümlü bir dil olduğu için sözcük türetmek belli kalıplarla yapılmaktadır. Bu hatalar incelediğinde öğrenci kendi dilinin mantığıyla düşündüğü için doğru yaptığını zannetmektedir. Örneğin yukarıda yer alan -çalışmak sözcüğü Türkçede mastardır ve Arapçadaki mastar şekliyle "çalışma" anlamında kullanılmaktadır. Öğrenci o cümlede mastar kullanacağını bilmektedir, ancak kendi dilindeki şekliyle kullanarak hata yapmaktadır.

Ayrıca fazla ve eksik harf kullanma hataları da bulunmaktadır.

2.1.9. Diğer hatalar

Bu hatalar genellikle dil içi ve gelişimsel hatalar kategorisine alınabilecek hatalardır. Önlü-Ünlü, saygılıyorlar-saygı duyuyorlar, becereli-becerili, söylebilirim-söyleyebilirim, kardeşlarımda-kardeşlerim de, yaşıyormuşlardır-yaşıyorlarmış, burada-buraya, bilerim-bilirim, oturum-otururum, serpilleştirdi-serpiştirdi, dipki-tepki sözcükleri bu gruba girmektedirler. Bu sözcükler içinde genellikle büyük-küçük ünlü uyumu hataları göze çarpmaktadır. Bunu Arap alfabesinde sesli harflerin olmamasına bağlayabiliriz. Arapçada harflere ses değerlerini kazandıran harekeler vardır. Bu harekeler de sadece "a, e, i ve u " sesi verirler. Oysa Türkçede sekiz adet sesli harf vardır ve Araplar kendilerine yabancı gelen sesli harfleri telaffuz ederken bile çok zorlanmaktadırlar. "ü, o ve ö" gibi. Bu nedenle bu harfleri yazarken de çok hata yapmaktadırlar. Ayrıca ad durum eklerinde, sert sessizlerin yumuşamasında, bağlaçlarda, kaynaştırma harflerinde sözcükleri yanlış, eksik veya fazla kullanarak Türkçe dilbilgisi hataları da yapmaktadırlar. Dolapımda-dolabımda, başarılıken, sağlıklıken, paralıken, yaşdayken-yaştayken, hata-hatta, stiline öğrenmeye-stilini öğrenmeye, görüşün-görüşünü, olduğun-olduğu gibi.
Dilbilgisel hataları bularak bu hatalar üzerine değerlendirmeler yapmak mevcut dilbilgisi kuralları dâhilinde daha kolaydır. Ancak Arap öğrencilerin yaptığı bazı hatalar da vardır ki öğretici de orada öğrencinin ne demek istediğini anlamayabilir. Bu hatayı anlayabilmesi için öğreticinin mutlaka Arapça bilmesi gerekmektedir.

Örneğin,
"Ülkemde birçok ünlü insan var. Her alanda basmalarını koyarak tarihe girdiler" cümlesinde "basmalarını" sözcüğü çok anlamsız görünmektedir. Oysa "basma" kelimesi Arapçada "iz bırakmak, damga vurmak" anlamlarına gelmektedir. Arapça bilmeyen bir öğretici bu hatayı sınıflandırmakta güçlük çekecektir.
Sonuç ve Öneriler

Sonuç olarak kompozisyon yazabilme becerisi anadilinde bile olsa belli bir birikim ve eğitim gerektirmektedir. Yukarıda hata olarak nitelendirdiğimiz tüm maddeler doğru olarak uygulansa, hatalar en aza indirgenmeye çalışılsa da, bunları yazıya aktarış şekli ve verilen mesaj kesinlikle yazan kişinin becerisine bağlıdır. Ancak yabancı dil öğrenen kişiler için değerlendirme yaparken bu beceriyi daha geri planda değerlendirmekteyiz. Aşağıda yer alan çözüm önerileri aslında sadece Arap öğrencileri değil, genel olarak yabancı dil öğrenenleri kapsamaktadır. Ancak bu maddeler Arap öğrencilerin yaptıkları hatalar üzerinden oluşturulmuşlardır. Dil öğreticilerine faydalı olabilmek hedeflenmiştir.

1- Arap öğrencilere cümlelerin uzun yazmanın önemli olmadığı, asıl önemli olanın az sözle çok şey anlatabilmek olduğu aktarılmalıdır.
2- Kompozisyon yazılırken yapılan hataların büyük ölçüde anadildeki bir dilbilgisi kuralının hedef dilde kullanımıyla veya anadilden yabancı dile çeviri yapılarak ortaya çıkabildiğini daha önce söylemiştik. Bu tarz hataları en aza indirgemek amacıyla öğrenciye anadilinde düşünmemesi gerektiği sürekli vurgulanmalı, öğrendiği yabancı dilde sürekli okuma yapması sağlanmalıdır.
3- Öğrencilerin dillerinin Türkçeye nasıl aktarıldığını görmeleri açısından mutlaka Arapçadan Türkçeye çevrilmiş kaliteli bir metni incelemesi gerekmektedir. Bu metinler akademik düzeyde Arapçadan çeviri yapan akademisyenlerin çalışmalarından seçilebilir.
4- Arapçada zamirlerin çok olması nedeniyle olabilecek karışıklıklardan ötürü derslerde fiil çekimleri konusuna daha fazla zaman ayrılması gerekmektedir. İkillik (iki kişiyi gösteren zamir bulunması ve buna uygun fiil çekimi) , erillik (maskulen), dişillik (feminen) olmaması dolayısıyla Türkçenin daha kolay öğrenileceği hatırlatılmalıdır.
5- Herhangi bir konuda bilgi verilirken öğrencinin kendi dilinde bu kuralın nasıl olduğunu sorgulaması sağlanmalıdır. Farklı yönler varsa -ki mutlaka olacaktır­


bu öğrenciye örneklerle gösterilmelidir ya da öğrenci farklı yönleri kendi bulabilmelidir. Bunun için öğrencinin kendi dilinin gramerine de hâkim olması gerekmektedir. Yapılan hatalar incelendiğinde çoğu öğrencinin kendi dilindeki gramatik kullanımı da yanlış biliyor olduğunu görüyoruz. Dilbilgisel hataları en aza indirmek için öncelikle öğrencinin kendi dilinin gramerini iyice kavraması, bu konuda eksiklerini tamamlaması öğütlenmelidir. Böyle hedef dilin grameriyle yapılacak karşılaştırmalar daha sağlıklı olacaktır.

6- Kalıp söz, deyimler veya atasözleri açıklanarak aktarılmalı, aynı ya da benzer kullanımların öğrencinin anadilinde olup olmadığı sorulmalıdır.
7- Yapılan hataların sebeplerine inilmeli, öğrenciye nerede hata yaptığı, bu hatasının nedeni, yazımın doğru şekli gösterilmelidir.
8- Dil öğreticisi derslerinde başka dillerle ya da öğrencinin diliyle karşılaştırma yaparak öğrettiğinde, öğrenme hızının arttığı gözlenmektedir. Tabii ki öğreticiden tüm dilleri çok iyi bilmesi beklenemez, ancak genel dilbilim kurallarına hâkim, Arapçayı tam olarak bilemese de bu dilin genel özelliklerini bilen bir öğretici daha verimli sonuçlar alacaktır. Unutulmamalıdır ki öğretici tam olarak tüm dilleri bilmese de, karşılaştırma yapmak konusunda öğrenciyi ne kadar sorgularsa, öğrenci de kendini o kadar sorgular ve dilin inceliklerini daha çabuk kavrayarak hatalarını düzeltmek açısından çözüm yolları bulmaya çalışır.


Kaynakça

Corder, S. P, (1967). The Significance of Learner's Errors, International Review of Applied Linguistics in Language Teaching, V/5, Number 4, November, 161-170, Germany.
Ghee, Seah, (1980). Contrastive Analysis, Error Analysis and Interlanguage in Relation to Adult Chinese Speakers Learning English As a Second Language, Simon Fraser University, Canada. Ph. D. Thesis.
Erdoğan, Vacide, (2005). Contribution of Error Analysis to Foreign Language Teaching, Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, Aralık, 261-270.Hendrickson, James M. (1980). The Treatment of Error in Written Work, The Modern Language
Journal, Vol. 64, No.2 (Summer, 1980), 216-221
Karasar, Niyazi, (2007). Bilimsel Araştırma Yöntemi, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara. Myles, Johanne, (2002). Second Language Writing and Research: The Writing Process and Error Analysis in Student Texts, TESL-EJ, Vol.6.No.2, A-1, September.
Şanal, Fahrettin, (2008). Error-Analysis Based Second Language Teaching Strategies, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 20, 597-601.

--------
Kaynak: http://www.turkcede.org/yabancilara-turkce-ogretimi/1519-tomerde-yabanci-dil-olarak-turkce-ogrenen-arap-ogrencilerin-kompozisyonlarinda-hata-analizi.html
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 10:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Çift çıkmış Aug 11, 2013

Sildim...

[Değişiklik saati 2013-08-11 23:28 GMT]


 
Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

Osmanlıca - Türkçe kaynaklar, Cumhuriyet boyunca Türkçenin serüveni, Günümüz Türkçesi...

Advanced search







WordFinder Unlimited
For clarity and excellence

WordFinder is the leading dictionary service that gives you the words you want anywhere, anytime. Access 260+ dictionaries from the world's leading dictionary publishers in virtually any device. Find the right word anywhere, anytime - online or offline.

More info »
Protemos translation business management system
Create your account in minutes, and start working! 3-month trial for agencies, and free for freelancers!

The system lets you keep client/vendor database, with contacts and rates, manage projects and assign jobs to vendors, issue invoices, track payments, store and manage project files, generate business reports on turnover profit per client/manager etc.

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums
  • Multiple search