Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12] >
Off topic: Çevirmenin Edebiyat Köşesi
Thread poster: Haluk Erkan

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
AÇLIK Jun 9, 2012

Bay K. memleketi hakkındaki bir soru üzerine şu cevabı vermişti: ''Ben her yerde açlık çekebilirim.'' Dikkatli bir dinleyici, aslında yiyeceği olduğu halde nasıl olur da açlık çektiğini sorar. Bay K. kendisini şöyle savunur: ''Herhalde ben, yaşamak istersem açlığın olduğu her yerde yaşayabilirim, demek istedim. Tabii ki açlık çekmekle, açlık olan bir yerde yaşamak aynı şey değil, kabul ediyorum. Özür olarak şunu söylemek isterim, açlık olan bir yerde yaşa... See more
Bay K. memleketi hakkındaki bir soru üzerine şu cevabı vermişti: ''Ben her yerde açlık çekebilirim.'' Dikkatli bir dinleyici, aslında yiyeceği olduğu halde nasıl olur da açlık çektiğini sorar. Bay K. kendisini şöyle savunur: ''Herhalde ben, yaşamak istersem açlığın olduğu her yerde yaşayabilirim, demek istedim. Tabii ki açlık çekmekle, açlık olan bir yerde yaşamak aynı şey değil, kabul ediyorum. Özür olarak şunu söylemek isterim, açlık olan bir yerde yaşamak, açlık çekmek kadar kötü olmasa da, oldukça kötü. Başkaları için benim aç olup olmadığım önemli olmayabilir, fakat asıl önemli olan benim açlığa karşı olmamdır.''

___________________________________________________________________

Hungern

Herr K. hatte anläßlich einer Frage nach dem Vaterland die Antwort gegeben: „Ich kann überall hungern.“ Nun fragte ihn ein genauer Hörer, woher es komme, daß er sage, er hungere, während er doch in Wirklichkeit zu essen habe. Herr K. rechtfertigte sich, indem er sagte: „Wahrscheinlich wollte ich sagen, ich kann überall leben, wenn ich leben will, wo Hunger herrscht. Ich gebe zu, daß es ein großer Unterschied ist, ob ich selber hungere oder ob ich lebe, wo Hunger herrscht. Aber zu meiner Entschuldigung darf ich wohl anführen, daß für mich leben, wo Hunger herrscht, wenn nicht ebenso schlimm wie hungern, so doch wenigstens sehr schlimm ist. Es wäre ja für andere nicht wichtig, wenn ich Hunger hätte, aber es ist wichtig, daß ich dagegen bin, daß Hunger herrscht.“

___________________________________________________________________
Bertold Brecht Die Geschichten vom Herrn Keuner
Çeviri Haluk Erkan

[Bearbeitet am 2012-06-09 08:44 GMT]
Collapse


 

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
BAY K.'NIN EN ÇOK SEVDİĞİ HAYVAN Jun 29, 2012

Bay K.'ya, hayvanların içinde hangisine diğerlerinden daha fazla değer veriyorsunuz, diye sorulduğunda, bu hayvanın fil olduğunu söyler ve şöyle açıklar: Fil, kurnazlıkla kuvveti birleştirmesini bilir. Bu kurnazlık, bir tuzaktan kurtulmak ya da göze görünmeden gizlice yem elde etmek için yeterli olan basit bir kurnazlık değildir. Bu, büyük girişimlerde bulunmak için kuvvete sahip olma kurnazlığıdır. Bu hayvan geçtiği yerin ardında geniş bir iz bırakır. Buna ra... See more
Bay K.'ya, hayvanların içinde hangisine diğerlerinden daha fazla değer veriyorsunuz, diye sorulduğunda, bu hayvanın fil olduğunu söyler ve şöyle açıklar: Fil, kurnazlıkla kuvveti birleştirmesini bilir. Bu kurnazlık, bir tuzaktan kurtulmak ya da göze görünmeden gizlice yem elde etmek için yeterli olan basit bir kurnazlık değildir. Bu, büyük girişimlerde bulunmak için kuvvete sahip olma kurnazlığıdır. Bu hayvan geçtiği yerin ardında geniş bir iz bırakır. Buna rağmen sevecendir, şakadan anlar. İyi bir dost olduğu kadar, iyi bir düşmandır. Çok büyük ve çok ağır olmasına rağmen çok da hızlıdır. Devasa bedeni için hortumuyla en ufak yiyecekleri bile toplar, hatta fındıkları bile. Kulaklarını hareket ettirebilir: Sadece duymak istediklerini duyar. Uzun ömürlüdür. Başkalarıyla beraber olmasını sever, bu başkaları fil de olmayabilir. Her yerde sevildiği gibi her yerde ondan korkulur. Bir tür gülünçlük onun hayranlık görmesini bile sağlar. Bıçakları kıran kalın bir derisi vardır, fakat kendisi çok hassastır. Üzülebilir. Kızabilir. Dans etmesini sever. Sık çalılıkta ölür. Çocukları ve diğer ufak hayvanları da sever. Gri renktedir ve sadece cüssesiyle göze çarpar. Eti yenmez. İyi çalışır. İçmeyi sever, içince de neşelenir. Sanata katkıda bulunur: Fildişi üretir.

___________________________________________________________________

Herr K.s Lieblingstier

Als Herr K. gefragt wurde, welches Tier er vor allen schätze, nannte er den Elefanten und begründete dies so: Der elefant vereint List mit Stärke. Das sit nicht die kümmerliche List, die ausreicht, einer Nachstellung zu entgehen oder ein Essen zu ergattern, indem man nicht auffällt, sondern die List, welche die Stärke für große Unternehmungen zur Verfügung steht. Wo dieses Tier war, führt eine breite Spur. Dennoch ist es gutmutig, es versteht Spaß. Es ist ein guter Freund, wie es ein guter Feind ist. Sehr groß und schwer, ist es doch auch sehr schnell. Sein Rüssel führt einem enormen Körper auch die kleinsten Speisen zu, auch Nüsse. Seine Ohren sind verstellbar: Er hört nur, was ihm paßt. Er wird auch sehr alt. Er sit auch gesellig, und dies nicht nur zu Elefanten. Überal ist er sowohl beliebt als auch gefrüchtet. Eine gewisee Komik macht es möglich, daß er sogar verehrt werden kann. Er hat eine dicke Haut, darin zerbrechen die Messer; aber sein Gemüt ist zart. Er kann traurig werden. Er kan zornig werden. Er tanzt gern. Er stirbt im Dickicht. Er liebt Kinder und andere kleine Tiere. Er ist grau und fällt durch seine Masse auf. Er ist nicht eßbar. Er kann gut arbeiten. Er trinkt gern und wird fröhlich. Er tut etwas für die Kunst: Er liefert Elfenbein.


___________________________________________________________________
Bertold Brecht Die Geschichten vom Herrn Keuner
Çeviri Haluk Erkan

[Bearbeitet am 2012-06-29 07:15 GMT]
Collapse


 

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Ben Buddha Jul 6, 2012

Gözlerini sımsıkı kapat. Ne görüyorsun karanlıktan başka? Yıldızları mı? Patlayan güneşi mi? Ne görüyorsun, söyle!

İlerde, koyun sonunda ucuz bir lokanta var. Ne kadar kötü yemeği ve kötü servisi olduğunu bilmeyenlerin uğradığı türden bir lokanta. Çay içti, sigarasıyla. Denize baktı, uyduruk kumsalda denize girenleri seyretti. Kümeslerdeki hayvanların fotoğraflarını çekti. Su kabında “Kazanmak Güzeldir” yazıyordu. Ne ironi ama! Hayvanlar
... See more
Gözlerini sımsıkı kapat. Ne görüyorsun karanlıktan başka? Yıldızları mı? Patlayan güneşi mi? Ne görüyorsun, söyle!

İlerde, koyun sonunda ucuz bir lokanta var. Ne kadar kötü yemeği ve kötü servisi olduğunu bilmeyenlerin uğradığı türden bir lokanta. Çay içti, sigarasıyla. Denize baktı, uyduruk kumsalda denize girenleri seyretti. Kümeslerdeki hayvanların fotoğraflarını çekti. Su kabında “Kazanmak Güzeldir” yazıyordu. Ne ironi ama! Hayvanlar daracık kafeslerde esaret altında, kaplarında bu reklam sloganı… Allah’tan hayvanların okuma yazması yok. Bir çay daha, lütfen! Ve bir sigara daha… İnce bir kitap çıkardı ve ağaç yaprağı ile işaretlediği yerden okumaya devam etti. 50sine gelmesine rağmen Mevlana’yı yeni keşfetmiş, fabl gibi hikâyeler hoşuna gitmişti. Her gün azami bir iki hikâye okuyordu, sindire sindire… Verilen mesajlar hakkında kafa yorarak. En güzeli gülümsemekti. Buddha kahkahayla gülmez, sadece gülümsermiş. Ki bu da alay etmek, dalga geçmek amacıyla değil, bilgeliğinden kaynaklanan bir onay gösterisiymiş. Buddha olmuştu, bu da olmuştu nihayetinde. Ben Buddha’yken diye başlayan bir hikâye yazmaya başladı:

BEN BUDDHA’YKEN
Sıcak, hava çok sıcak… Oturduğum yerde burnumdan terler damlıyor. Uzakta deniz görünüyor, ılık koca mavi bir deniz. Ben Buddha’yım. Denize girsem gülecekler, “Bak, Buddha da biz ölümlü insanlar gibi denize giriyormuş” diyecekler. Denizi sadece düşlememi bekliyorlar, serinleyebilmem için. Görmesinler diye geceleri yüzüyorum; bu daha güzel, sahil tenha, çocukların gürültüsü yok ve deniz daha temiz. Yakındaki tepeden gelen kaynak suyu koya buradan ulaşıyor ve denizin içi kısım kısım bir soğuk, bir sıcak. Hoşuma gidiyor. Sırt üstü yatıyorum, yıldızları ve ayı seyrediyorum. Ay dolunaysa kıpkırmızı oluyor denize batarken. Gerçeküstü bir ambiyans, zevkimden dört köşeyim. Eve gitmesem, denizde sırt üstü yatarak uyusam… Yıldızlar yorganım olsa…

Güneş birazdan doğacak. Terastayım, cibinliğin içinde; sivrisinekler Buddha falan dinlemiyor, yapıştığı deriden kan alıyor. Sonra bir kaşıntı, bir kaşıntı… Fakat ben Buddha’yım ve sineklerin ısırdıkları yeri kaşımıyorum. Bu konuda da çok inatçıyım, onları teker teker öldürmek konusunda olduğu gibi. Üşenmiyorum, gecenin 4ünde 5inde kalkıp sinek avlıyorum. Benim kanım ancak bana yeter. Buddhalık (budalalık) gereği zayıfım, çok zayıf. Sivrisineklere verecek bir damla kanım bile yok yani.

İnsanlardan, arkadaşlardan bahsediyoruz. “En iyisinin boynu altına kalsın”, diyor İsmet Emmi. Fırın arabası ezmiş, bir ayağı sakat. “Bi gurruş para vemedi, deyyuz! Mahkeme ne hikâye, len!” Basıyor kalayı, etraftakiler gülüyor. İsmet Emmi’yi babam gibi seviyorum. O da beni evladı gibi…

Yeni bir köpek dostum var. Islanmayı sevmeyen, yabancı köpeklerden korkup kaçan genç dişi bir kurt. ICE’a alışmışım, “Gel oğlum buraya” demekten kendimi bir türlü alamıyorum. Özür diliyorum hanımefendiden. Patisini uzatıyor.

İhtiyarlıyorum. Geçenlerde ilk defa farkına vardım. Uyuz oldum! Dediğim gibi, kaşınmıyorum. Nasıl olsa ben Buddha’yım.

HE
Collapse


 

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
BASİT YAŞAMAK Jul 11, 2012

Basit yaşayacaksın.
Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
“seni seviyorum” gibi.

Basit bir öpücük yetecek sana;
basit sıcak bir öpücük
ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,... See more
Basit yaşayacaksın.
Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
“seni seviyorum” gibi.

Basit bir öpücük yetecek sana;
basit sıcak bir öpücük
ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.

Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.

El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın;
hep yanında taşıdığın,
atmaya kıyamadığın.

İki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman
ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak
sıcacık kollara dolanman
ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.

Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.

Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana
en ucuz aşk romanını.

Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.

Bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını bilemediğin sofrada;
parmakların olacak en kıymetli çatalın.
Yine aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.

Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir
“fa diyez”in mutluluğunu.

Makyajın ilk “a” sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün

“Bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde
ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek,
bir “istemiyorum” diyebilmeye.

Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.

Saatin, sadece saati gösterecek;
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.

Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi
basit...

Yalçın Ergir
Collapse


 

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
ZAFİYET HAKKI Aug 18, 2012

Bay K. zor bir konuda birine yardım eder. Sonrasında o kişi hiçbir şekilde teşekkür etmez.

Bay K. tüm arkadaşlarını şaşırtarak, o kişinin ne denli müteşekkir olmayan biri olduğunu yüksek sesle şikâyet eder. Arkadaşları Bay K.'nın davranışını nazik bulmazlar ve derler ki: ''Sen teşekkür için bir şey yapılmaması gerektiğini bilmiyor muydun? Çünkü insanların teşekkür etmeme zaafı var.'' ''Ya ben?'' diye sorar Bay. K, ''Ben insan değil miyim? N
... See more
Bay K. zor bir konuda birine yardım eder. Sonrasında o kişi hiçbir şekilde teşekkür etmez.

Bay K. tüm arkadaşlarını şaşırtarak, o kişinin ne denli müteşekkir olmayan biri olduğunu yüksek sesle şikâyet eder. Arkadaşları Bay K.'nın davranışını nazik bulmazlar ve derler ki: ''Sen teşekkür için bir şey yapılmaması gerektiğini bilmiyor muydun? Çünkü insanların teşekkür etmeme zaafı var.'' ''Ya ben?'' diye sorar Bay. K, ''Ben insan değil miyim? Neden teşekkür bekleme zaafım olmasın? İnsanlar her zaman, kendilerine kötülük yapıldığında aptal olduklarını kabul ederler. Neden ki?''
___________________________________________________________________

Das Recht aus Schwäche

Herr K. half jemandem in einer schierigen Angelegenheit. In der Folge Ließ es dieser an jeder Art Dank fehlen.

Herr K. setzte nun seine Freunde in Erstauenen, indem er sich laut über die Undankbarkeit des Betreffenden beschwerte. Sie fanden Herr K.s Benehmen unfein und sagten auch: „Hast du nicht gewußt, daß man nichts tun soll der Dankbarkeit wegen, weil der Mensch zu schwach ist, um dankbar zu sein?“ „Und ich?“, fragte Herr K., „bin ich kein Mensch? Warum sollte ich nicht so schwach sein, Dankbarkeit zu verlangen? Die Leute meinen immer, sie bekennen sich als dumm, wenn sie bekennen, daß eine Gemeinheit gegen sie verübt wurde. Wieso eigentlich?“

___________________________________________________________________
Bertold Brecht Die Geschichten vom Herrn Keuner
Çeviri Haluk Erkan
Collapse


 

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
BAY K. ve KEDİLER Sep 2, 2012

Bay K. kedileri sevmezdi. İnsanların arkadaşı olarak görmezdi kedileri, böylece kendisi de onların arkadaşı değildi. ''Ortak çıkarlarımız olsaydı, o zaman bana karşı olan düşmanca tavırları önemli olmazdı.'' Fakat Bay K. sandalyesinin üzerindeki kedileri sadece istemeye istemeye kovardı. ''Dinlenmek de bir iştir ve bu işte başarılı olunmalıdır.'' Hatta kediler kapısının önünde miyavladığında, soğuk havada bile olsa yerinden kalkar, kedileri sıcak odaya, ... See more
Bay K. kedileri sevmezdi. İnsanların arkadaşı olarak görmezdi kedileri, böylece kendisi de onların arkadaşı değildi. ''Ortak çıkarlarımız olsaydı, o zaman bana karşı olan düşmanca tavırları önemli olmazdı.'' Fakat Bay K. sandalyesinin üzerindeki kedileri sadece istemeye istemeye kovardı. ''Dinlenmek de bir iştir ve bu işte başarılı olunmalıdır.'' Hatta kediler kapısının önünde miyavladığında, soğuk havada bile olsa yerinden kalkar, kedileri sıcak odaya, içeriye alırdı. ''Hesapları gayet basit: Eğer seslenirlerse kapı açılır. Kapı onlara hiç açılmazsa, bir daha seslenmezler. Seslenmek, bu bir ilerlemedir.''
___________________________________________________________________

Herr K. und die Katzen

Herr K. liebte die Katzen nicht. Sie schienen ihm keine Freunde der Menschen zu sein; also war er auch nicht ihr Freund. „Hätten wir die gleichen Interessen“, sagte er, „dann wäre mir ihre feindselige Haltung gleichgültig.“ Aber Herr K. verscheuchte die Katzen nur ungern von seinem Stuhl. „Sich zur Ruhe zu legen, ist eine Arbeit“, sagte er, „sie soll Erfolg haben.“ Auch wenn die Katzen vor seiner Tür jaulten, stand er auf vom Lager, selbst bei Kälte, und ließ sie in die Wärme hinein. „Ihre Rechnung ist einfach“, sagte er, „wenn sie rufen, öffnet man ihnen. Wenn man ihnen nicht mehr öffnet, rufen sie nicht mehr. Rufen, das ist ein Fortschritt.“
___________________________________________________________________
Bertold Brecht Die Geschichten vom Herrn Keuner
Çeviri Haluk Erkan
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
Heydar Baba'ya Selam Sep 21, 2012

Heyder Baba, ıldırımlar şakanda,
Seller, sular şakkıldayıb akanda,
Kızlar ona saf bağlayıb bakanda,
Selâm olsun şevkatize, elize,
Menim de bir adım gelsin dilize.

Heyder Baba, kehliklerin uçanda,
Göl dibinden dovşan kalkıb, kaçanda,
Bahçaların çiçeklenib açanda,
Bizden de bir mümkün olsa, yâd ele,
Açılmayan ürekleri şâd ele.

Bayram yeli çardakları yıkanda,
Novruz gülü, k
... See more
Heyder Baba, ıldırımlar şakanda,
Seller, sular şakkıldayıb akanda,
Kızlar ona saf bağlayıb bakanda,
Selâm olsun şevkatize, elize,
Menim de bir adım gelsin dilize.

Heyder Baba, kehliklerin uçanda,
Göl dibinden dovşan kalkıb, kaçanda,
Bahçaların çiçeklenib açanda,
Bizden de bir mümkün olsa, yâd ele,
Açılmayan ürekleri şâd ele.

Bayram yeli çardakları yıkanda,
Novruz gülü, kar çiçeği çıkanda,
Ağ bulutlar köyneklerin sıkanda,
Bizden de bir yâd eyleyen sağ olsun,
Derdlerimiz koy dikkelsin dağ olsun.

Heyder Baba, gün dalıvı dağlasın,
Üzün gülsün, bulakların ağlasın,
Uşaklarun bir deste gül bağlasın,
Yel gelende ver getirsin bu yana,
Belke menim yatmış bahtım oyana.

Heyder Baba, senin üzün ağ olsun,
Dört bir yanın bulak olsun, bağ olsun,
Bizden sora senin başın sağ olsun,
Dünya kazov-kader, ölüm-itimdi,
Dünya boyu oğulsuzdu, yetimdi.

Heyder Baba, yolum senden keç oldu,
Ömrüm keçdi, gelenmedim geç oldu,
Heç bilmedim gözellerin neç oldu,
Bilmezidim döngeler var, dönüm var,
İtginlik var, ayrılık var, ölüm var.

Heyder Baba, igit emek itirmez,
Ömür geçer efsus bere bitirmez,
Nâmerd olan ömrü başa yetirmez,
Biz de vallah unutmarık sizleri,
Görenmesek helâl edin bizleri.

Heyder Baba, Mir Ejder seslenende,
Kend içine sesden-köyden düşende,
Aşık Rüstem, sazın dillendirende,
Yadındadır ne hövlesek kaçardım,
Kuşlar tekin kanad çalıb uçardım.

Şengülava yurdu, aşık alması,
Gâh da gedib orda konak kalması,
Daş atması, alma-heyva salması,
Kalıb şirin yuhu kimin yadımda,
Eser koyub, ruhumda her zadımda.

Heyder Baba, Kuru gölün kazları,
Gediklerin sazak çalan sazları,
Ket kövşenin payızları, yazları,
Bir sinema perdesidir gözümde,
Tek oturub, seyr ederem özümde.

Heyder Baba, Karaçemen caddası,
Çovuşların geler sesi, sedası,
Kerbelâ’ya gedenlerin kadası,
Düşsün bu aç, yolsuzların gözüne,
Temeddünün uyduk yalan sözüne.

Heyder Baba, şeytan bizi azdırıb,
Mehebbeti üreklerden kazdırıb,
Kara günün ser-nüviştin yazdırıb,
Salıb halkı bir-birinin canına,
Barışığı beleşdirib kanına.

Göz yaşına bakan olsa, kan akmaz,
İnsan olan hancer beline takmaz,
Amma hayıf, kör tutduğun burakmaz,
Behiştimiz cehennem olmakdadır,
Ziheccemiz meherrem olmakdadır.

Hazan yeli yarpakları tökende,
Bulut dağdan yenib kende köçende,
Şeyhülislam gözel sesin çekende,
Nisgilli söz üreklere deyerdi,
Ağaçlar da Allah’a baş eyerdi.

Daşlı bulak daş-kumunan dolmasın,
Bahçaları saralmasın, solmasın,
Ordan keçen atlı susuz olmasın,
Deyne bulak, hayrın olsun, akarsan,
Ufuklara humar-humar bakarsan.

Heyder Baba, dağın daşın seresi,
Kehlik okur, dalısında feresi,
Kuzuların ağı, bozu, karası,
Bir gedeydim dağ-dereler uzunu,
Okuyaydım: 'Çoban, kaytar kuzunu'.

Heyder Baba, Sulu yerin düzünde,
Bulak kaynar çay çemenin gözünde,
Bulakotu, üzer suyun üzünde,
Gözel kuşlar ordan gelib keçerler,
Halvetleyib bulakdan su içerler.

Biçin üstü sünbül biçen oraklar,
Ele bil ki, zülfü darar daraklar,
Şikarçılar bildirçini soraklar,
Biçinçiler ayranların içerler,
Bir huşlanıb, sondan durub biçerler.

Heyder Baba, kendin günü batanda,
Uşakların şamın yeyib yatanda,
Ay bulutdan çıkıb kaş-göz atanda,
Bizden de bir sen onlara kıssa de,
Kıssamızdan çoklu gam u gussa de.

Karı nene gece nağıl deyende,
Külek kalkıb kap-bacanı döyende,
Kurd keçinin Şengülüsün yeyende,
Men kayıdıb bir de uşak olaydım,
Bir gül açıb ondan sora solaydım.

‘Emmecan’ın bal bellesin yeyerdim,
Sondan durub üs donumu geyerdim,
Bahçalarda tiringeni deyerdim,
Ay özümü o ezdiren günlerim,
Ağac minib, at gezdiren günlerim.

Heçi hala çayda paltar yuvardı,
Memmed Sadık damlarını suvardı,
Heç bilmezdik dağdı, daşdı, divardı
Her yan geldi, şıllak atıb aşardık,
Allah, ne koş, gamsız-gamsız yaşardık.

Şeyhülislam münâcatı deyerdi,
Meşed Rahim lebbâdeni geyerdi,
Meşdâceli bozbaşları yeyerdi,
Biz hoş idik, hayrat olsun, toy olsun,
Fark eylemez, her n’olacak, koy olsun.

Melik Niyaz verendilin salardı,
Atın çapıb kıykacıdan çalardı,
Kırkı tekin gedik başın alardı.
Dolayıya kızlar açıb pencere,
Pencerelerden ne gözel menzere.

Heyder Baba, kendin toyun tutanda,
Kız gelinler hena, pilte satanda,
Bey geline damdan alma atanda,
Menim de o kızlarında gözüm var,
Aşıkların sazlarında sözüm var.

Heyder Baba, bulakların yarpızı,
Bostanların gülbeseri, karpızı,
Çerçilerin ağ nebatı sakkızı,
İndi de var damağımda, dad verer,
İtgin geden günlerimden yad verer.

Bayram idi gece kuşu okurdu,
Adaklı kız bey çorabın tokurdu,
Herkes şalın bir bacadan sokurdu,
Ay ne gözel kaydadı şal sallamak,
Bey şalına bayramlığın bağlamak.

Şal istedim men de evde ağladım,
Bir şal alıb tez belime bağladım,
Gulam gile kaçdım, şalı salladım,
Fatma hala mene çorab bağladı,
Han nenemi yada salıb ağladı.

Heyder Baba, Mirzemmed’in bahçası,
Bahçaların turşa şirin alçası,
Gelinlerin düzmeleri, tahçası
Hey düzüler gözlerimin refinde,
Heyme vurar hatıralar sefinde.

Bayram olub, kızıl palçık ezerler,
Nakış vurub, otakları bezerler,
Tahçalara düzmeleri düzerler
Kız-gelinin fındıkçası, henası,
Heveslener anası, kaynanası.

Bakıçının sözü, sovu, kağızı
İneklerin bulaması, ağızı,
Çerşenbenin girdekânı, mövizi
Kızlar deyer: “Atıl-matıl, çerşenbe,
Ayna tekin bahtım açıl, çerşenbe”.

Yumurtanı göyçek, güllü boyardık,
Çakkışdırıb sınanların soyardık,
Oynamakdan birce meğer doyardık,
Eli mene yaşıl aşık vererdi,
İrza mene novruz gülü dererdi.

Novruz Ali hermende vel sürerdi,
Kâhdan enib küleşlerin kürerdi,
Dağdan da bir çoban iti hürerdi,
Onda gördün ulak ayak sahladı,
Dağa bakıb kulakların şahladı.

Akşam başı nahırçılar gelende,
Kodukları çekib, vurardık bende,
Nahır keçib gedib yetende kende,
Heyvanları çılpak minib kovardık,
Söz çıksaydı, sine gerib sovardık.

Yaz gecesi çayda sular şarıldar,
Daş kayalar selde aşıb, karıldar,
Karanlıkda kurdun gözü parıldar,
İtler gördün, kurdu seçib ulaşdı,
Kurd da gördün, kalkıb gedikden aşdı.

Kış gecesi tövlelerin otağı,
Kentlilerin oturağı, yatağı,
Buharıda yanar odun yanağı,
Şebçeresi, girdekânı, iydesi,
Kendi basar gülüb-danışmak sesi.

Şücâ haloğlunun Baki savgati,
Damda kuran samavarı, söhbeti,
Yadımdadı şestli keddi, kameti,
Cünemmegin toyu döndü, yas oldu,
Nene Kız’ın baht aynası kâs oldu.

Heyder Baba, Nene Kızın gözleri,
Rakşende’nin şirin-şirin sözleri,
Türki dedim, okusunlar özleri,
Bilsinler ki, adam geder ad kalar,
Yahşı-pisden ağızda bir dad kalar.

Yaz kabağı gün güneyi döyende,
Kend uşağı kar güllesin sövende,
Kürekçiler dağda kürek züvende,
Menim ruhum ele bilin ordadır,
Kehlik kimi batıb kalıb, kardadır.

Karı Nene uzadanda işini,
Gün bulutdan eyirerdi teşini,
Kurd kocalıb, çekdirende dişini,
Sürü kalkıb dolayıdan aşardı,
Badyaların südü aşıb-daşardı.

Hecce Sultan emme dişin kısardı,
Molla Bağır emoğlu tez mısardı,
Tendir yanıb, tüstü evi basardı,
Çaydanımız arsın üste kaynardı,
Kovurkamız saç içinde oynardı.

Bostan pozub getirerdik aşağı,
Doldurardık evde tahta tabağı,
Tendirlerde pişirerdik kabağı,
Özün yeyib, tohumların çıtlardık,
Çok yemekden lap az kala çatlardık.

Verzeğan’dan armud satan gelende,
Uşakların sesi düşerdi kende,
Biz de bu yandan eşidib bilende,
Şıllak atıb bir kışkırık salardık,
Buğda verib armudlardan alardık.

Mirza Tağı’ynan gece getdik çaya,
Men bakıram selde boğulmuş aya,
Birden ışık düşdü otay bahçaya,
”Eyvay dedik, kurddu”, kayıtdık, kaşdık,
Heç bilmedik ne vakt küllükden aşdık.

Heyder Baba, ağaçların ucaldı,
Amma hayıf cevanların kocaldı,
Tokluların arıklayıb acaldı,
Kölge döndü, gün batdı, kaş kereldi,
Kurdun gözü karanlıkda bereldi.

Eşitmişem yanır Allah çırağı,
Dayır olub mescidüzün bulağı,
Râhat olub kendin evi, uşağı,
Mensur Han’ın eli kolu var olsun,
Harda kalsa, Allah ona yar olsun.

Heyder Baba, Moll’ İbrahim var, ya yok?
Mekteb açar, okur uşaklar, ya yok?
Hermen üstü mektebi bağlar, ya yok?
Menden ahonda yetirersen selâm,
Edebli bir selâm-ı mâ lâkelâm.

Hecce Sultan emme gedib Tebriz’e,
Amma ne Tebriz ki, gelemmir bize,
Balam durun, koyak gedek evmize,
Ağa öldü, tufakımız dağıldı,
Koyun olan yad gediben sağıldı.

Heyder Baba, dünya yalan dünyadı,
Süleyman’dan, Nuh’dan kalan dünyadı,
Oğul doğan, derde salan dünyadı,
Her kimseye her ne verib alıbdı,
Eflatun’dan bir kuru ad kalıbdı.

Heyder Baba, yaru yoldaş döndüler,
Bir-bir meni çölde koyub, çöndüler,
Çeşmelerim, çırahlarım, söndüler,
Yaman yerde gün döndü, akşam oldu,
Dünya mene harâbe-i şâm oldu.

Emoğluynan geden gece Kıpçağ’a,
Ay ki çıkdı, atlar geldi oynağa,
Dırmaşırdık, dağdan aşırdık dağa,
Meşmemi Han göy atını oynatdı,
Tüfengini aşırdı, şakkıldatdı.

Heyder Baba, Kara gölün deresi,
Hoşgenâb’ın yolu, bendi, beresi,
Orda düşer çil kehliğin feresi,
Ordan keçer yurdumuzun özüne,
Biz de keçek yurdumuzun sözüne.

Hoşgenâb’ı yaman güne kim salıb?
Seyyidlerden kim kırılıb, kim kalıb?
Amir Gafar dam daşını kim alıb?
Bulak gene gelib gölü doldurur,
Ya kuruyub, bahçaları soldurur.

Amir Gafar seyyidlerin tacıydı,
Şahlar şikar etmesi kıykacıydı,
Merde şirin, nâmerde çok acıydı,
Mazlumların hakkı üste eserdi,
Zalimleri kılıç tekin keserdi.

Mir Mustafa dayı, uca boy baba,
Heykelli, sakkallı, Tolustoy baba,
Eylerdi yas meclisini, toy baba,
Hoşgenâb’ın âb-ı rûsu, erdemi,
Mescidlerin, meclislerin görkemi.

Mecdüssâdât gülerdi bağlar kimi,
Guruldardı, buludlu dağlar kimi,
Söz ağzında erirdi yağlar kimi,
Alnı açık, yakşı, derin kanardı,
Yaşıl gözler çırağ tekin yanardı.

Menim atam süfreli bir kişiydi,
El elinden tutmak onun işiydi,
Gözellerin âhire kalmışıydı,
Ondan sonra dönergeler döndüler,
Mehebbetin çırağları söndüler.

Mir Sâlih’in deli sevlik etmesi,
Mir Aziz’in şirin şahsey getmesi,
Mir Memmed’in kurulması, bitmesi,
İndi desek, ahvâlâtdı, nağıldı,
Keçdi getdi, itdi batdı, dağıldı.

Mir Abdül’ün aynada kaş yakması,
Çövçülerinden, kaşının akması,
Boylanması, dam-divardan bakması,
Şah Abbas’ın dürbini, yâdeş behayr,
Hoşgenâb’ın hoş günü, yâdeş behayr.

Sitâr’ emme nezikleri yapardı,
Mir Kadir de her dem birin kapardı,
Kapıb, yeyib, dayça tekin çapardı,
Gülmeliydi onun nezik kappası,
Emmemin de, ersininin şappası.

Heyder Baba, Amir Heyder neyneyir?
Yakın gene samavarı keyneyir,
Day kocalıb, alt engiynin çeyneyir,
Kulak batıb, gözü girib kaşına,
Yazık emme, havâ gelib başına.

Hanım emme Mir Abdül’ün sözünü,
Eşidende eyer ağzı, gözünü,
Melkâmıd’a verer onun özünü,
Da’vaların şuhlugılan katallar,
Eti yeyib, başı atıb yatallar.

Fizze hanım Hoşgenâb’ın gülüydü,
Amir Yahya em kızının kuluydu,
Ruhsâre artist idi, sevgiliydi,
Seyid Hüseyn Mir Salih’i yansılar,
Amir Cefer geyretlidir, kan salar.

Seher tezden nahırçılar gelerdi,
Koyun kuzu dam bacadan melerdi,
Emme Can’ım körpelerin belerdi,
Tendirlerin kavzanardı tüstüsi,
Çöreklerin gözel iyi, istisi.

Göyerçinler deste kalkıb uçallar,
Gün saçanda kızıl perde açallar,
Kızıl perde açıb, yığıb kaçallar,
Gün ucalıb, artar dağın celâli,
Tebietin cevanlanar cemâli.

Heyder Baba, karlı dağlar aşanda,
Gece kervan yolun aşıb çaşanda,
Men hardasam, Tehran’da, ya Kâşan’da,
Uzaklardan gözüm seçer onları,
Hayâl gelib, aşıb keçer onları.

Bir çıkaydım Damkaya’nın daşına,
Bir bakaydım keçmişine, yaşına,
Bir göreydim neler gelib başına,
Men de onun karlarıylan ağlardım,
Kış donduran ürekleri dağlardım.

Heyder Baba, gül konçesi handandı
Amma hayıf, ürek gazası kandı,
Zindegânlık bir karanlık zindandı,
Bu zindanın derbeçesin açan yok,
Bu darlıkdan bir kurtulub kaçan yok.

Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!

Bir soruşun bu karkınmış felekden,
Ne isteyir bu kurduğu kelekden?
Deyne, keçirt ulduzları elekden,
Koy tökülsün, bu yer üzü dağılsın,
Bu şeytanlık korkusu bir yığılsın.

Bir uçaydım bu çırpınan yelinen,
Bağlaşaydım dağdan aşan selinen,
Ağlaşaydım uzak düşen elinen,
Bir göreydim ayrılığı kim saldı?
Ölkemizde kim kırıldı, kim kaldı?

Men senin tek dağa saldım nefesi,
Sen de kaytar, göylere sal bu sesi,
Baykuşun da dar olmasın kefesi,
Burda bir şîr darda kalıb bağırır,
Mürüvvetsiz insanları çağırır.

Heyder Baba, gayret kanın kaynarken,
Karakuşlar senden kopub kalkarken,
O sıldırım daşlarıynan oynarken,
Kavzan, menim himmetimi orda gör,
Ordan eyil, kâmetimi darda gör.

Heyder Baba, gece durna keçende,
Köroğlunun gözü kara seçende,
Kıratını minib, kesib biçende,
Men de burdan tez matlaba çatmaram,
Eyvaz gelib çatmayıncan yatmaram.

Heyder Baba, merd oğullar doğginan,
Nâmerdlerin burunların oğginan,
Gediklerde kurdları dut boğginan,
Koy kuzular ayın şayın otlasın,
koyunların kuyrukların katlasın.

Heyder Baba, senin könlün şad olsun,
Dünya varken ağzın dolu dad olsun,
Senden keçen yakın olsun, yad olsun,
Deyne menim şâir oğlum Şehriyâr,
Bir ömürdür gam üstüne gam çalar.

Şair Şehriyar


*****************************
Kaynak: http://az.wikipedia.org/wiki/Məhəmmədhüseyn_Şəhriyar
http://en.wikipedia.org/wiki/Mohammad-Hossein_Shahriar

*Türkiye Türkçesine çevirisine bu köprüden bakılabilir: http://www.antoloji.com/heydar-baba-ya-selam-siiri/

[Edited at 2012-09-21 18:27 GMT]
Collapse


 

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Çooook uzun, ama çoh da gozeeelll :) sağ olan gardaş! Sep 23, 2012

Akttaki üçlük bence tekrarlamaya değer:

Uygarlığın uyduk yalan sözüne

Haydar Baba, şeytan bizi azdırdı
Muhabbeti yüreklerden kazdırdı


=

Temeddünün uyduk yalan sözüne.

Heyder Baba, şeytan bizi azdırıb,
Mehebbeti üreklerden kazdırıb,


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
Şiir Dinletisi (Düet) Sep 26, 2012

1) Dünya qapını aç, aç çıxım gedim!
Köprü: http://www.youtube.com/watch?v=pj3YZg5ASo0&feature=related


2) Ele Küs Ki Barışaq
Köprü: http://www.youtube.com/watch?feature=endscreen&NR=1&v=lkCLYNSE15M

... See more
1) Dünya qapını aç, aç çıxım gedim!
Köprü: http://www.youtube.com/watch?v=pj3YZg5ASo0&feature=related


2) Ele Küs Ki Barışaq
Köprü: http://www.youtube.com/watch?feature=endscreen&NR=1&v=lkCLYNSE15M


3) Seni Sevmek Üçün Geldim Dünyaya
Köprü: http://www.youtube.com/watch?v=zZ04qhXvtf4&feature=relmfu

4) Sevgi Ayrılıqdan Güclüdür, Vallah!
Köprü: http://www.youtube.com/watch?feature=endscreen&NR=1&v=S7IC8UmKNVI
Collapse


 

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Övgü Oct 13, 2012

Bay K. eski öğrencileri tarafından övüldüğünü duyunca şöyle der: ''Öğrenciler, ustalarının yaptığı hataları çoktan unutmuş olsalar bile, usta hâlâ daha o hatalarını anımsar.''
___________________________________________________________________

Das Lob

Als Herr K. hörte, daß er von früheren Schülern gelobt wurde, sagte er: „Nachdem die Schüler schon längst die Fehler des Meisters vergessen haben, erinnert er selbst sich imme
... See more
Bay K. eski öğrencileri tarafından övüldüğünü duyunca şöyle der: ''Öğrenciler, ustalarının yaptığı hataları çoktan unutmuş olsalar bile, usta hâlâ daha o hatalarını anımsar.''
___________________________________________________________________

Das Lob

Als Herr K. hörte, daß er von früheren Schülern gelobt wurde, sagte er: „Nachdem die Schüler schon längst die Fehler des Meisters vergessen haben, erinnert er selbst sich immer daran.“
___________________________________________________________________
Bertold Brecht Die Geschichten vom Herrn Keuner
Çeviri Haluk Erkan
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
Emekçiye Zam ve Nostalji Nov 1, 2012

Kış geliyor, kömürcüye gittim bu sabah erkenden
Odunumu kömürümü aldım geldim apartımana
Odun-kömür tamam, sırada çekilmesi var üçüncü kata

-Hele ağalar ne istersiniz bu işe diye sordum
-30 lira olur dedi iki gündelikçi emekdaşım

Demedim ama, ben de emekçiyim arkadaşlar
Sabahları ben de işe çıkarım, mailimi kontrol ederim
İş varsa çalışırım, yoksa yok.
Bazen çeşme gür akar, bazen donar ırmakt
... See more
Kış geliyor, kömürcüye gittim bu sabah erkenden
Odunumu kömürümü aldım geldim apartımana
Odun-kömür tamam, sırada çekilmesi var üçüncü kata

-Hele ağalar ne istersiniz bu işe diye sordum
-30 lira olur dedi iki gündelikçi emekdaşım

Demedim ama, ben de emekçiyim arkadaşlar
Sabahları ben de işe çıkarım, mailimi kontrol ederim
İş varsa çalışırım, yoksa yok.
Bazen çeşme gür akar, bazen donar ırmaktaki su

Asosyal günlerim olur ayrılamam bir yere işten
Kısılırım masa-sandalye arasına döverim tuşları günlerce

30 lira olmaz 50 lira olmalı dedim
Kışın yakarken içim ısınmalı
Sevindiler, hızla taşıdılar çuvalları ikişer ikişer

Komşularım da çok lüküsleşti sormayın!
Tercümanın kömürüne gülümseyenler oldu
Yüzde seksen doğalgaza geçenler oldu
Unutanlar oldu, isli, katran, ardıç kokulu o güzel eski günleri...

Direneceğim, gaz Rusya'dan, odun kömür Toroslar'dan
Çayımı kuzine sobada pişireceğim bu kış da
Kestanemi kebap yapacağım üstünde
Fırınında ne hamsiler yiyeceğim (Karadeniz'den)
Collapse


 

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Almanların en baba yazarı Goethe bile Türkmüş :) Jan 10, 2013

Dr. Arif Arslan tarafından kaleme alınan İslam-Goethe isimli kitapta ise Goethe’nin soyunun Türklerden geldiği iddia ediliyor. Araştırmacı-yazar Senail Özkan da Goethe’nin Türk olduğuna dair ortaya atılan iddiaları onaylıyor. Özkan, “Hans Nielsen tarafından kaleme alınan ve çevirisini yaptığım ‘Goethe’nin damarlarında bir damla Türk kanı’ adlı makalede de Goethe’nin Türklerin soyundan geldiğine dair görüşler yer alıyor.” dedi.

Arslan’
... See more
Dr. Arif Arslan tarafından kaleme alınan İslam-Goethe isimli kitapta ise Goethe’nin soyunun Türklerden geldiği iddia ediliyor. Araştırmacı-yazar Senail Özkan da Goethe’nin Türk olduğuna dair ortaya atılan iddiaları onaylıyor. Özkan, “Hans Nielsen tarafından kaleme alınan ve çevirisini yaptığım ‘Goethe’nin damarlarında bir damla Türk kanı’ adlı makalede de Goethe’nin Türklerin soyundan geldiğine dair görüşler yer alıyor.” dedi.

Arslan’ın Öteki Adam Yayınları’ndan çıkan kitabında verdiği bilgilere göre; Filistin’de Akka kalesini 1291’de Müslümanların fethetmesinin ardından ülkesine dönen Alman şövalyelerden Graf von Lechmotir, Suriye’deyken yaptığı çarpışmalarda Mehmet Sadık Selim adlı bir Selçuklu subayını esir alarak yanında Baden Württemberg’e götürür. Cerrah, hekim, mimar, kendi lisanının yanında Latince ve Arapça da bilen Selim’e kısa zamanda Baden Württemberg bölgesindeki en büyük kont tarafından albaylık rütbesi verilir. Devlet yönetiminde ciddi başarılar gösteren Selim’e Türk kökenli olması dolayısı ile ‘Selim Sultan’ diye hitap edilir. Goethe’nin bu Selçuklu subayıyla akrabalığı vardır. Goethe’nin soyu, Almanya’daki Selçuklu ailesinden Philip Sultan’a kadar uzanır. Şecerede daha aşağılara inildiğinde karşımıza şu isimler çıkıyor: Johann Sultan ve babası Henrich Sultan. Goethe’nin soyu da Johann Sultan’ın kızı Anna Sultan tarafından geliyor. Almanya’da bugün bile nüfuzunu koruyan ünlü Soldan ailesi, Goethe’nin günümüzdeki akrabaları. Almanya’nın çeşitli yerlerine dağılmış ‘Soldan’ adlı mensupları Almanya’da Türk asıllı olmaları ile tanınıyor. Soldan kelimesinin kökü ise Sultan kelimesine dayanıyor.

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/gundem/alman-yazar-goethe-turk-muydu/2038799.html

Bana kalırsa bu isimle Türk olması pek mümkün değil. İnsan ismini söylemeye utanır!

___________________________________________________________________________

İş bu kadarıyla kalsa yine iyi. Alman İmparatorluğu da aslında Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçasıymış, isimlere bir bakar mısınız: "Johann Sultan ve babası Henrich Sultan", "Johann Sultan’ın kızı Anna Sultan"...

[Bearbeitet am 2013-01-10 14:58 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
Davide Martello Jul 3, 2013

Gıpta ederek izledim Martello'yu
Hayran kaldım azmine, cesaretine, yüreğine, sanatına
Keşke piyanist olabilseydim dedim kendi kendime
Keşke piyanomu arabama yükleyip gidebilseydim ben de uzaklara...
Keşke ziyafet verebilseydim bu dünyanın ruhlu meydanlarında
Tıpkı Martello gibi.


Martello'nun "Türkiye" parçası http://www.youtube.com/
... See more
Gıpta ederek izledim Martello'yu
Hayran kaldım azmine, cesaretine, yüreğine, sanatına
Keşke piyanist olabilseydim dedim kendi kendime
Keşke piyanomu arabama yükleyip gidebilseydim ben de uzaklara...
Keşke ziyafet verebilseydim bu dünyanın ruhlu meydanlarında
Tıpkı Martello gibi.


Martello'nun "Türkiye" parçası http://www.youtube.com/watch?v=h5Dsv-_M0x4
Collapse


 

Haluk Erkan  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2011)
German to Turkish
+ ...
TOPIC STARTER
Der weiße Rabe Aug 5, 2013

Fern vom Deutschen Lande, am Rande der Rabenschlucht lebte ein altes Rabenpärchen, das ein graues Rabenei im Rabennest zu liegen hatte. Sie brüteten Tag und Nacht, und achteten darauf sehr, dass das Ei nicht in die Rabenschlucht hinabstürzte.

Als die Zeit kam, schlüpfte aus dem Rabenei ein weißes Rabenkind heraus. Die Rabeneltern waren sehr überrascht, freuten sich dennoch rabenmäßig.

„Schau doch mal! Wir haben einen wunderschönen weißen Raben zum Kind!” f
... See more
Fern vom Deutschen Lande, am Rande der Rabenschlucht lebte ein altes Rabenpärchen, das ein graues Rabenei im Rabennest zu liegen hatte. Sie brüteten Tag und Nacht, und achteten darauf sehr, dass das Ei nicht in die Rabenschlucht hinabstürzte.

Als die Zeit kam, schlüpfte aus dem Rabenei ein weißes Rabenkind heraus. Die Rabeneltern waren sehr überrascht, freuten sich dennoch rabenmäßig.

„Schau doch mal! Wir haben einen wunderschönen weißen Raben zum Kind!” freute sich die Rabenmutter. „Ist er nicht süß?“
„Sehr sondaba… Sowat hab’ ick in meinem janzen Leb’n nüscht jeseh’n. Jlaubst du, det is nomal?...“ fragte der Rabenvater besorgt.
„Natürlich ist es NORMAL! Verstehst du denn nicht? Wir haben so ein Glück und haben einen wunderbaren weißen Raben auf die Welt gebracht. Freu dich doch endlich!“

Die Zeit verging. Der kleine weiße Rabe wuchs von Tag zu Tag.

Er brauchte „Krääh!“ zu rufen, und schon wurde ihm ein saftiger Wurm herbeigeholt. Er brauchte „Kraah!“ zu rufen, und schon wurde ihm kühles Wasser im Schnabel herbeigeschafft. Der kleine weiße Rabe merkte bald, dass er nur diese beiden Rufe zum Leben brauchte. Deshalb lernte er die Sprache der Raben nicht. Die Rabeneltern fütterten und pflegten den weißen Raben so gut, wie sie nur konnten. Deshalb lernte er auch das Fliegen nicht.

Jahre vergingen. Der kleine weiße Rabe wurde fett und fetter.

Eines Tages im Herbst, da die beispielhaften Rabeneltern nun sehr alt waren und für den fetten weißen Raben nicht mehr auf die Futtersuche gehen konnten, da machte der weiße Rabe seinen weißen Schnabel auf und fraß seine eigene Rabeneltern in zwei Happen auf.

Ein kalter Wind begann aus dem Norden zu wehen und das Rabennest zu schütteln. Der weiße Rabe bekam große Angst und krächzte ununterbrochen „Krääh!“ und „Kraah!“. Aber kein Rabe verstand ihn.

Plötzlich riss eine heftige Böe das Rabennest von seiner Verankerung los, und der weiße Rabe segelte mit in die Tiefen der Rabenschlucht. Der dicke weiße Rabe, der nicht mal mit den Flügeln schlagen konnte, knallte am Ende auf die messerscharfen Felsen und starb im zarten Alter von drei Jahren.

Die gefressenen Rabeneltern kamen zum Glück lebendig aus den Gedärmen des weißen Raben heraus. Sie flogen -halb froh, halb trüb- in den schwarzgrauen Rabenhimmel.

Diese Geschichte erzählten sie anderen Rabeneltern im ganzen Land, damit sie weiterhin Rabeneltern bleiben: Egal, wie sonderbar ihre Rabenkinder auch seien mögen.

Und wenn sie nicht gestorben sind, dann krähen sie immer noch.

_______________________________________________________________________

Haluk Erkan (c) 2008

[Bearbeitet am 2013-08-05 07:41 GMT]
Collapse


 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Turkey
Local time: 19:35
Member (2007)
German to Turkish
+ ...
Memur Hüso Nov 27, 2013

Memur Hüso

Havanızdan geçilmez yanınızdan, kamyon gibi yeliniz var!
Askerliğiniz bitmez hiç, hep bir üstünüz var!
Zamanınız geçmez hiç, hep rutin bir yaşamınız var!
Ağanın kızını alabilmek için memur olmuştun değil mi Hüso!
Hadi itiraf et! Sen de insansın işte, kabul ediyorum.
Ama harcadığın hayatını geri alabilecek misin felekten?
Asabilecek misin işini, kafan estiği zaman benim gibi.

Ado

... See more
Memur Hüso

Havanızdan geçilmez yanınızdan, kamyon gibi yeliniz var!
Askerliğiniz bitmez hiç, hep bir üstünüz var!
Zamanınız geçmez hiç, hep rutin bir yaşamınız var!
Ağanın kızını alabilmek için memur olmuştun değil mi Hüso!
Hadi itiraf et! Sen de insansın işte, kabul ediyorum.
Ama harcadığın hayatını geri alabilecek misin felekten?
Asabilecek misin işini, kafan estiği zaman benim gibi.

Ado


[Değişiklik saati 2013-11-27 21:48 GMT]
Collapse


 
Pages in topic:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

Çevirmenin Edebiyat Köşesi

Advanced search







Protemos translation business management system
Create your account in minutes, and start working! 3-month trial for agencies, and free for freelancers!

The system lets you keep client/vendor database, with contacts and rates, manage projects and assign jobs to vendors, issue invoices, track payments, store and manage project files, generate business reports on turnover profit per client/manager etc.

More info »
SDL Trados Business Manager Lite
Create customer quotes and invoices from within SDL Trados Studio

SDL Trados Business Manager Lite helps to simplify and speed up some of the daily tasks, such as invoicing and reporting, associated with running your freelance translation business.

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Term search
  • Jobs
  • Forums
  • Multiple search